Gel Bi Çay İçeli (16. Bölüm)
Osman Coşkun

Osman Coşkun

Osman Coşkun

Gel Bi Çay İçeli (16. Bölüm)

04 Eylül 2019 - 09:25

Anlayacaksın elbet diyerek kesti sözümü, ben en başından beri sana ne söylüyorum. Bak bu anlattıklarının hepsini biliyorum, kendine neler çektirdiğini anlaman için bana bakman yeterli. İç alemin benim, bende seyret kendini. İhtiyarsın iç aleminde, yüzüm gülmüyor kaç zamandır. Senin yalandan güldüğünü, mutluluk rolleri oynadığını ben bilirim, kimseler bilmez, seni yalnız ben anlarım kimseler anlamaz. Sana yalnızca ben ağlarım, kimseler ağlamaz. Çünkü ben senim, sen de bensin! Bize bizden başkasından fayda yok! Sen benim sözümü dinleyeceksin, ben senin kötülüğün için konuşmuyorum.
Şimdi geçmiş gitmiş hayatına ağlamayı bırak da kendine gel ihtarıma kulak ver. Bu sana ilk ve son uyarıdır. Sen hala kendini değil de, geçip gitmişleri yaşamaya devam edersen, hiçbir şey olmayacak, kaldığın yerden devam edeceksin ve bu yıkık dökük gördüğün ev çökecek. Ölümüne sebep olacak, bilesin!
Göz pınarlarımdan yanaklarıma doğru süzülen sıcaklığı, elimin tersiyle silmekle yetinebildim sadece.
Ağla, gönülden süzülüp gelen bu yaşlar bizimdir, içinin temizlendiğinin ve içindeki dünyana yeni bir kimlik giydireceğinin delilidir bu yaşlar, ağla. Utanma ağlamaktan, erkek adam ağlamaz lakırdılarını kendine dert etme. Ağla, kendinden kendine bir yağıştır bu, ağla. Bütün kiri pası akıt içinden, uykuların ortasından uyanışın habercisidir bu!
Şimdi kendini gerçek anlamda dünya üzerinde yalnız bil ve bundan sonra bu yalnızlığın içerisinde yaşa. Kimseye bir şey anlatmak zorunda değilsin, kimsenin seni sevmesine ihtiyacın yok, zaten sen kendini bilip kendini tanıyıp kendini sevdiğin vakit, insanlar seni sevecekler merak etme. Dışındaki insanların hatta senin bile aradığın budur, kendisine güvenen, kendisiyle barışık insanların dış dünyada da yeri ayrıdır, onlardır sevilip sayılanlar, onlardır her ortamda baş köşede tutulanlar. Onlardır hangi mekana girerse girsin, dikkatleri üzerlerine çekmeyi başaranlar! Rahatla şimdi, üzme kendini. Benim sana söylediklerimden kendine dersler çıkar, kendini önemse. Merak etme kimse seni dışlamayacak benim söylediklerimi yaptığın vakit. Bilakis herkesin dikkatini çekmeyi başaracaksın! Diğer türlü de insanların dikkatini çekmeyi başarıyordun, evet ama, acıyarak bakıyorlardı sana. Hep bir acıma duygusu içerisindeydiler sana karşı belki bunu sana sezdirmiyorlardı ama, bu böyleydi canım benim.
Evet, bazen bunun farkına varıyordum, ama çok önemsemiyordum.
Hayır önemsiyordun, sen sadece önemsemediğini zannediyordun! Oysa çok önemliydi dışarıdaki insanların senin hakkında ne düşündükleri, dışarıdan bir eleştirel bakışa bile tahammül edemiyordun, üzüyordun kendini. Belki bunu kendine itiraf edemiyordun, ama bana güven çok sarsılıyordun, içinden çıkamıyordun ve için ağlıyordu, ben ağlıyordum. Birader benim kurtuluşum senin elinde, inan bu benim yaşadığım yerde hiçbir şey yolunda gitmiyor, hep senin yüzünden. Kendine çeki düzen vermezsen de bu hal ne kadar böyle devam edecek, yemin ediyorum ben kestiremiyorum. Yakında bu gördüğün gönül evin yıkılacak, evsiz barksız bırakacaksın beni. Gülme ciddi söylüyorum. İnsanlar güvenlerini kaybettiklerini, bir daha kimseyi sevemeyeceklerini söylerler hani, işte bu onların gönül evlerinin yıkıldığı anlamına gelir. Gönül evi yıkılan insanın iç alemi talandır. Hiçbir mimar kurtaramaz artık. Yalnızca kendileridir kendilerine yardım edecek olan, ama onlar çareyi psikolojik destek almakta ararlar. Gerek yoktur, kişi kendisinin tabibidir, kişi kendisinin her şeyidir! Kişi kendisini bildiği vakit, daha da sırtı yere gelmez! Bunu bilen, görebilen kaç kişi tanıyorsun? Hiç değil mi? Sen de onlardan biriydin işte. Gidip psikolojik destek almak hiçbir şeyin çözümü değildir, çünkü çözüm dışarıda değil sendedir! Hiç tanımadığın bir insana derdini anlatmak seni anlık olarak bir rahatlamaya sevk edecektir, bu yadsınamaz bir gerçek, o hiç tanımadığın insana sana ayırdığı süre zarfı içerisinde ne kadarını anlatabilirsen o kadarını bilecektir. Yani hiçbir şey bilmeyecektir senin hakkında. Senin içini ne bilsin yahu?! Hangi okulu bitirmiş olursa olsun, hangi kitapları okumuş olursa olsun böyle bir dünya yok canım benim. Kimse kimseyi kandırmasın! Kimse kendini kandırmasın! Ha, psikolojik travmalar üzerinden birileri para kazanıyor, bu da işte sistemin bir parçası, düzen böyle kurulmuş, sistem psikolojisini bozduğu insanları rahatlatma mekanizmasını da kurmuş vaziyette, başka bir izahı yok bunun! Çünkü insanın psikolojisini bozan sistemin kendisidir! Her şeyi bize güllük gülistanlık gösteren sistem, ekonominin tıkırında olduğunu söyleyen sistem ve sen bunca yolunda giden işlerin içinde, kendi işlerinin neden yolunda gitmediği hususunda haklı olarak kendine dönüp baktığında bu da senin iç sistematiğini bozuyor haliyle. Aslında hiçbir şeyin yolunda gitti falan yok! Herkes kendi hayatlarının onlara biçtiği oyunlardaki karakterleri oynamakla meşgul, kimse kendisi değil! Sistem hepimize aynı gömleği giydiriyor ve bizden farklı insanlarmışız gibi davranmamızı bekliyor, daha da önemlisi farklı insanlar olduğumuza inanmamızı istiyorlar, aslında hepimizin aynı kalıplar içinde olmamız ve yine bu sistemin bir parçası olarak sisteme hizmet etmemizi istiyorlar. Kendince çatlak ses çıkaranları sistem sevmiyor. Bu çatlak sesleri çıkaranlar hep soranlar sorgulayanlar, arayış içerisinde olanlar! Onun için bastırılıyor insanlar, onun için sormaktan korkar vaziyete getiriliyorlar! Soranlar tehlikeliler, çünkü dönen tekere çomak sokuyorlar! Oysa arayış içerisine sevk ediyor bizi bütün dinler ve felsefeler. Şimdiye kadar gelmiş geçmiş bütün peygamberler, filozoflar, felsefeciler hepsi düşünmemizi öğütlüyorlar! Kutsal kitaplar, düşünmüyor musunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz hala diye bize telkinlerde bulunuyor! Düşünmüyoruz evet, aklımızı kullanmıyoruz evet! Kulaktan dolma bilgiler işimize geliyor! Düşünenler tehlikeli ve sakıncalı olarak lanse ediliyor, toplum nazarında öyle bir noktaya oturtuluyorlar ki, o kadar olur! Düşünce suçlusu tabir edilen bir suçlu tebaa var ki, içler acısı bir durumdur bu! Düşüncenin suçu olur mu? Eyleme geçmemiş hiçbir düşünce suç olamaz aslen, kaldı ki suç kime göre ve neye göredir, bu da sorgulanmalıdır? Düşünce suçlularına sahip bir dünyaya sahibiz. Bu dünyayı da yine bu hale biz insanlar getirmişiz. İnsanlar insanları yaftalamışlar, yerden yere vurmuşlar, zindanlara atmışlar, işkenceler yapmışlar! İşte senin başlarda söylediğin herkesin doğrusu kendisine doğru görüşüne saygı duymayanlar yapmışlar bunu! Güçlünün doğrusuna biat etmesini istemişler hep daha az güçlülerden. Ezen ve ezilen diye iki ayrı sınıf çıkmış ortaya. Aslında olay tam olarak budur canım benim. Yoksa başka bir sorunu yok bu dünya denilen cehennemin. Irklar, dinler, mezhepler ve bunların yüzü suyu hürmetine çıkartılan savaşlar hep bu saydığımız etkenleri sebep olarak kullanmışlar. Ezenler, gücü elinde tutanlar, belli bir kalıp içerisinde tutmak istediği insanları ezmiş, kah bunun için dinini sebep göstermiş, kah mezhebini, kah dilini, rengini falanını filanını. Amaç tek, amaç ezmek. Yok etmek ve hükümdarlığını ilan edip, hükmünü kabul ettirmek. Hep bir dünya kaygısı süre gelmiş geçmişten bugünümüze kadar! Oysa dünya kadar malın olsa ne fayda der, Pir Sultan Abdal! Dünyanın hiçbir hükmü yoktur çünkü. Dünya kadar malın olsa da fayda etmez. Fayda etmeyeceğini de son nefesten bir önceki nefeste anlar insan! Anlar anlamasına da iş işten geçmiştir. Eldeki tek var olan, gerçek anlamda varı olan varını kendisini kaybetmiştir! Mala mülke düşkünlükten, belki çok fazla mal mülk biriktirmiştir evet, ama ben çok mutlu zenginlere daha hiç rastlamadım! Zenginlik mutluluk getiriyor olsaydı, zenginlikleriyle yetinmeyi öğrenirdi kapital sahipleri! Ama hep daha fazlasının derdine düştüklerinden, hep bir huzursuzluk, elindekini çoğaltma tutkusuna, bu tutku bir süre sonra elindekini kaybetme korkusuna dönüştüğünden, hayatları hep bir koşuşturmaca içerisinde geçer, gider!
(Devam Edecek...) 
 
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum