Bugün kahvede, iş yerinde, sokakta… herkes aynı şeyi konuşuyor.
“Belediyeye alınan personeller…”
“Benim çocuk da başvurdu ama işe alınmadı.”
“Sınava girdi, en yüksek puanı aldı ama yine olmadı.”
“Partiden tanıdık aradık bulamadık.”
“Belediyede tanıdığınız var mı?”
“Bizim yeğeni işe sokmamız lazım…”
Açık söyleyeyim, böyle istekler bana da çok geliyor.
Çünkü vatandaşın kafasında şöyle bir düşünce oluşmuş:
“Belediyeye attın mı kapağı, tamamdır.”
Bir de şöyle laflar dolaşıyor ortalıkta.
“Hiç işe gelmeden maaş alanlar var.”
“Kaymaklı iş…”
“Seçimlerde bizim çocuk çalıştı, şimdi belediyede.”
Hal böyle olunca herkes bir torpil aramaya başlıyor.
Ama garibanın tanıdığı yoksa işte yok.
Sınava giriyor.
En yüksek puanı alıyor.
Ama tanıdık yoksa kapı açılmıyor.
Geçen gün bir baba anlatıyordu.
“Benim oğlan sınava girdi, en yüksek puanı aldı. Ama işe almadılar. Tanıdığımız yok. Şimdi markette çalışıyor. Evde oturmaktan sıkıldı, mecbur çalışıyor.”
İnsan bunu duyunca üzülmeden edemiyor.
Bir de başka örnekler anlatılıyor.
Temizlik personeli olarak işe giren biri, bir süre sonra masa başında evrak işlerinde çalışmaya başlamış.
Bilgisayar teknikeri alınacak bir kadroya, o meslekle alakası olmayan biri alınmış.
Bir arkadaşım da anlattı.
Kültür Müdürlüğü’ne bir el sanatları öğretmeni başvurmuş.
Mesleği tam o iş.
Ama onu almamışlar.
Hiç alakası olmayan biri alınmış.
Eeee…
Tanıdık.
Bir de işin başka bir boyutu var ki, vatandaşın en çok konuştuğu kısım bu.
Belediyede eşiyle, oğluyla birlikte çalışan var.
Kaynana, kaynata, gelini kızı birlikte çalışan var. Dayı, yeğen de var.
Eltisi var.
Görümcesi var.
Teyzesi var.
Amcası var.
Halası var, tenceresi tavası var.:))
Vatandaşın deyimiyle:
“Yuh dedirten akraba işe alımları…”
İnsan ister istemez soruyor:
Bu işler nasıl oluyor?
Nasıl dönüyor?
Neyse…
Bunlar dün Edirne’de çok konuşuldu.
Çünkü mesele artık sadece kahvede konuşulan bir dedikodu değil.
Belediye Meclisi’nin Mart ayı toplantısında da gündeme geldi.
AK Parti Meclis Üyesi Celal Demir, belediyeye alınan yaklaşık 290 personelin büyük bölümünün usulsüz şekilde işe alındığını iddia etti.
Demir’e göre bu alımların 220’si ilansız şekilde yapıldı.
Yani ilan açılmadan, başvuru süreci olmadan.
Ve yine iddialara göre bu işe alımların önemli bir kısmı akraba ve yakın ilişkileriyle gerçekleşti.
Demir mecliste açık açık söyledi:
İşe alınanların önemli bölümü parti içindeki bazı isimlerin yakınları.
Toplantıda Belediye Başkanı Filiz Gencan ise bu konunun konuşulmamasını istedi.
Ama vatandaşın aklındaki soru şu:
Neyi konuşmayacağız?
Şehirde herkesin konuştuğu bir konuyu mecliste konuşulmayacaksa, ne konuşulacak?
Vatandaşın aklında başka bir soru daha var.
Belediye sizin babanızın çiftliği mi?
Hani şeffaf belediyecilik?
Hani liyakat?
Edirne küçük şehir.
Kimin nerede işe başladığı çok çabuk duyuluyor.
Bir evden bir kişi işe girer, kimse bir şey demez.
Ama aynı çevreden, aynı tanıdık halkasından bu kadar çok kişi belediyede işe girince…
İnsan ister istemez düşünüyor.
Vatandaşın beklediği şey aslında çok basit.
Liyakat.
Ehliyet.
Adalet.
Çünkü işin ehli varken başkası alınırsa,
hakkı olan dışarıda kalırsa…
İşte o zaman insanın içi sızlıyor.
Ama işin başka bir tarafı daha var.
Sürekli yeni personel alındığı söyleniyor.
Peki gerçekten ihtiyaç mı var?
Vatandaşın anlattığına göre bazen bir çukur kazılıyor…
Başında 12 kişi duruyor, çalışan 2 kişi.
Bir de belediye diyor ki:
“Personeli Ergene A.Ş. üzerinden alıyoruz.”
Garson lazım…
Kasiyer lazım…
İyi de…
Bence hiç yeni personel almayın.
Gidin birimleri gezin.
O kadar çok işe alınıp da çalışmayan garson, kasiyer var ki…
Önce onları çalıştırın.
Ama nerede…
Torpille işe alınanı nasıl çalıştıracaksın?
Ya bir milletvekilinin yeğeniyse?
İşte vatandaşın sorduğu soru tam da bu.
Ne diyelim…
Hayırlısı olsun.
Olsun da…
Hak yenmesin.
Yazık günah…



