Öz, “Bazı sektörlerde dışarıdan gelecek işgücüne ihtiyacı varsa bu, planlanarak yapılmalıdır. İnsan kaçakçılığına ve emek sömürüsüne göz yumulamaz. Türkiye’nin sınırları yolgeçen hanı değildir. Türk milletinin darda kalan komşulara ve misafirlere karşı gösterdiği misafirperverliğin istismar edilerek Türkiye’nin, mevcut sınırlarıyla çok uluslu bir yapıya dönüştürülmesine izin verilemez.” Dedi.
Türk Ocakları Edirne Şube BaşkanıYakup Öz sığınmacılar ve düzensiz göçmenleri ile ilgili yazılı açıklama yaptı. Öz, yaptığı yazılı açıklamada şu ifadelere yer verdi;
“Türk kamuoyunun son günlerdeki en önemli tartışma konusunu başta Suriyeli sığınmacılar ve Afganistan’dan gelen düzensiz göçmenler olmak üzere ülkemize dışarıdan gelen nüfusun yol açtığı ve ileride yol açacağı sorunlar teşkil etmektedir. 2011 yılında başlayan Suriye meselesi, Türkiye’yi pek çok bakımdan derinden etkilemeye devam ediyor. Bugün Türkiye’de kabaca 6-7 milyon civarında sığınmacı ve düzensiz göçmen bulunduğu söylenmektedir. Bunun büyük kısmı Suriyeli sığınmacılar olup bunların çoğunluğu da 8-9 yıldır ülkemizde şehirlere ve kasabalara dağılmış olarak yaşamaktadır.
Bu süreçte, PKK’nın Suriye uzantısı olan PYD/YPG tarafından, nüfusunun çoğunluğu Arap olan bir bölgede etnik temizlik gerçekleştirilmiş; bu durum, uluslararası kuruluşların raporlarıyla tespit edilmiştir. Bir yandan Suriye’nin kuzeyi nüfus bakımından değişime tabi tutulurken bir yandan da Türkiye’nin şimdilik sosyal ve nüfus yapısının, ileride de idari ve siyasi yapısının değiştirilmesi hedeflenmiştir.
Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtları sonrasında ülkelerine dönenlerin sayısı birkaç yüz binden ibaret kalmıştır. Barış Pınarı Harekatı’nda kontrol altına alınması planlanan bölgenin, ABD ve Avrupa ülkeleri, özellikle Rusya tarafından yapılan hamlelerle çok mütevazı bir alanla sınırlı kalması, bir milyon kadar Suriyeliyi geri gönderme planının büyük ölçüde gözden geçirilmesine yol açmıştır.
Bu meselenin insani boyutuyla Türkiye ve Suriye’nin geleceğine dönük manasını birbirinden ayırmak şarttır. Türk Devleti ve Türk milleti, büyük bir alicenaplık göstermiştir; ancak bu, sürdürülebilir bir durum değildir. Türkiye’nin sosyal dokusu ciddi bir şekilde değişime maruz kalmaktadır. Hem Suriye’nin hem de Türkiye’nin nüfus yapısına büyük ölçüde etkide bulunan bu mesele, ‘Ensar-Muhacirin’ söylemiyle süslenerek “Türkiye zaten göçmenler ülkesidir, sizin de atalarınız filan yerden geldi.” gibi sığ ve mantık dışı bir zeminde ele alınamaz. Suriyeli sığınmacılar başta olmak üzere, Afganistanlılar veya Afrika’dan gelenlerle Osmanlı Devleti’nin son yüzyılında kaybedilen topraklardan Anadolu’ya gelenleri, Balkan ve Kafkas göçmenlerini kıyaslamak abesle iştigaldir. Hele hele Türklerin de bu topraklara başka yerlerden geldiği gibi alçakça söylemlerin sahiplerine, Türklerin bu toprakları, Bizans’ın merhametine iltica ederek değil kan dökerek, can vererek, imar ederek vatanlaştırdığını hatırlatırız.
Türkiye’nin sınırları yolgeçen hanı değildir.Türk milletinin darda kalan komşulara ve misafirlere karşı gösterdiği misafirperverliğin istismar edilerek Türkiye’nin, mevcut sınırlarıyla çok uluslu bir yapıya dönüştürülmesine izin verilemez. Bu ülkenin bin yıllık kesintisiz hâkimi Türk milletidir, bu gerçeği değiştirme planlarına geçit verilemez.” (Haber Merkezi)
Türk Ocakları Edirne Şube BaşkanıYakup Öz sığınmacılar ve düzensiz göçmenleri ile ilgili yazılı açıklama yaptı. Öz, yaptığı yazılı açıklamada şu ifadelere yer verdi;
“Türk kamuoyunun son günlerdeki en önemli tartışma konusunu başta Suriyeli sığınmacılar ve Afganistan’dan gelen düzensiz göçmenler olmak üzere ülkemize dışarıdan gelen nüfusun yol açtığı ve ileride yol açacağı sorunlar teşkil etmektedir. 2011 yılında başlayan Suriye meselesi, Türkiye’yi pek çok bakımdan derinden etkilemeye devam ediyor. Bugün Türkiye’de kabaca 6-7 milyon civarında sığınmacı ve düzensiz göçmen bulunduğu söylenmektedir. Bunun büyük kısmı Suriyeli sığınmacılar olup bunların çoğunluğu da 8-9 yıldır ülkemizde şehirlere ve kasabalara dağılmış olarak yaşamaktadır.
Bu süreçte, PKK’nın Suriye uzantısı olan PYD/YPG tarafından, nüfusunun çoğunluğu Arap olan bir bölgede etnik temizlik gerçekleştirilmiş; bu durum, uluslararası kuruluşların raporlarıyla tespit edilmiştir. Bir yandan Suriye’nin kuzeyi nüfus bakımından değişime tabi tutulurken bir yandan da Türkiye’nin şimdilik sosyal ve nüfus yapısının, ileride de idari ve siyasi yapısının değiştirilmesi hedeflenmiştir.
Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtları sonrasında ülkelerine dönenlerin sayısı birkaç yüz binden ibaret kalmıştır. Barış Pınarı Harekatı’nda kontrol altına alınması planlanan bölgenin, ABD ve Avrupa ülkeleri, özellikle Rusya tarafından yapılan hamlelerle çok mütevazı bir alanla sınırlı kalması, bir milyon kadar Suriyeliyi geri gönderme planının büyük ölçüde gözden geçirilmesine yol açmıştır.
Bu meselenin insani boyutuyla Türkiye ve Suriye’nin geleceğine dönük manasını birbirinden ayırmak şarttır. Türk Devleti ve Türk milleti, büyük bir alicenaplık göstermiştir; ancak bu, sürdürülebilir bir durum değildir. Türkiye’nin sosyal dokusu ciddi bir şekilde değişime maruz kalmaktadır. Hem Suriye’nin hem de Türkiye’nin nüfus yapısına büyük ölçüde etkide bulunan bu mesele, ‘Ensar-Muhacirin’ söylemiyle süslenerek “Türkiye zaten göçmenler ülkesidir, sizin de atalarınız filan yerden geldi.” gibi sığ ve mantık dışı bir zeminde ele alınamaz. Suriyeli sığınmacılar başta olmak üzere, Afganistanlılar veya Afrika’dan gelenlerle Osmanlı Devleti’nin son yüzyılında kaybedilen topraklardan Anadolu’ya gelenleri, Balkan ve Kafkas göçmenlerini kıyaslamak abesle iştigaldir. Hele hele Türklerin de bu topraklara başka yerlerden geldiği gibi alçakça söylemlerin sahiplerine, Türklerin bu toprakları, Bizans’ın merhametine iltica ederek değil kan dökerek, can vererek, imar ederek vatanlaştırdığını hatırlatırız.
Türkiye’nin sınırları yolgeçen hanı değildir.Türk milletinin darda kalan komşulara ve misafirlere karşı gösterdiği misafirperverliğin istismar edilerek Türkiye’nin, mevcut sınırlarıyla çok uluslu bir yapıya dönüştürülmesine izin verilemez. Bu ülkenin bin yıllık kesintisiz hâkimi Türk milletidir, bu gerçeği değiştirme planlarına geçit verilemez.” (Haber Merkezi)





