Efendim, bu satırlarda müsaadenizle sizleri Edirne’nin o derin, köklü ve feyizli kültür iklimine; şehrin mûsikî hayatında âdeta bir vaha gibi parıldayan pek müstesna bir müesseseye davet etmek isterim.
Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü bünyesinde 1997 senesinde ihdas edilen Edirne Devlet Türk Müziği ve Rumeli Müzikleri Topluluğu, kuruluşundan bu yana serhat şehrimizin mûsikî hafızasını dipdiri tutan fevkalade ehemmiyetli bir kaledir.
Bendenizin de bir neyzen olarak mensubu bulunmaktan büyük bir şeref duyduğum bu güzide topluluk, ihtiva ettiği zengin repertuvarı ve icra hassasiyeti bakımından mûsikî dünyamızda kendine has, müstesna bir mevkidedir. Topluluğumuz; Türk mûsikîsinin hem sözlü hem de enstrümantal formlarını, dinî mûsikîmizin o ulvi örneklerini, mehterden süzülen asırlık askerî mûsikî mirasımızı ve topluluk icrasına bihakkın temas eden folklorik eserleri zengin bünyesinde muhafaza etmektedir.
Bunların da ötesinde; Anadolu’nun saf ruhunu aksettiren zengin halk müziği külliyatımız ile Balkanlar’ın, Rumeli’nin o hem neşeli hem de bağrı yanık, buram buram vatan hasreti kokan türkülerini aynı potada eritmekteyiz. Nitekim malûmunuzdur ki Rumeli türküleri, Türk insanının sınırların ötesinde bıraktığı hatıraların, sevdaların ve çekilen çilelerin mûsikîye dökülmüş en hazin vesikasıdır. Bütün bu zengin birikimi sahnede ihya ederken, Klasik Türk mûsikîsinin temel sazlarını yüksek bir sanat anlayışıyla sevk ve idare ederek dinleyicilerimize sunuyoruz.
Üstelik bu işi icra ettiğimiz mekân da mûsikîmizin ruhuyla fevkalade hemhâldir. Edirne’nin o kadim sokaklarında, hususiyle Kaleiçi’nin eski yaşanmışlıklar kokan Osmanlı izleri arasında, muazzam bir konakta mûsikî sadalarının yükselmesi; meşklerimizi ve provalarımızı yine tarihi Türk Ocağı binasının o feyizli çatısı altında yapıyor olmamız, icra kalitemizi de estetiğe ve güzelliğe dair bütün bakışlarımızı da çok yüksek bir seviyeye taşımaktadır. Bu ruhlu mekânlar, sazımıza ve sesimize âdeta tarihi bir derinlik katmaktadır.
Söz konusu bu mûsikî mirasımızın kadim ruhunu yaşatabilmek, şüphesiz ki güçlü bir vizyon ve kurum kültürüyle mümkündür. Nitekim 2024 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’nün açmış olduğu ve Cumhuriyet tarihimizin en şümullü sanatçı alım sınavı sayılan o tarihi imtihan, topluluğumuza adeta taze bir kan ve bambaşka bir ruh katmıştır. Bendeniz dâhil olmak üzere, tamamen liyakat esas alınarak yapılan bu titiz seçimlerle aramıza katılan yeni sanatkâr dostlarımız, icra kalitemizi ve ruhumuzu zirveye taşımıştır.
Böylesine devasa ve hassas bir sınav sürecinde, liyakatten ve adaletten taviz vermeyen dik duruşu sebebiyle Güzel Sanatlar Genel Müdürümüz Sayın Ömer Faruk Belviranlı’nın bu mûsikî davasına hizmeti her türlü takdirin üzerindedir.
Tabii bir müessesenin muvaffakiyeti, yalnızca sahnedeki icrayla mahsut değildir. Topluluğumuzun müdiresi ve kıymetli ses sanatkârı Gökçe Bahar Ercan Hanımefendi ile Genel Sanat Yönetmenimiz Yıldıray Öztürk Beyefendi, bu çatıyı sadece bir çalışma alanı değil, huzurlu bir mûsikî mektebi hâline getirmişlerdir. Zannımca müessesemizin tarihine geçecek en kıymetli sevk mevkisinde bulunan bu yöneticilerimizin bizlere verdikleri destek, her türlü övgüye şayandır.
Mûsikî, tek bir nefesten mülhem gibi görünse de arkasında kocaman bir görünmez ordu barındırır. Sahne önünde yüksek bir zevk-i selim ile icrada bulunan birbirinden kıymetli ses ve saz üstatlarımızın yanı sıra; görünmeyen kahramanlarımız olan idari memurlarımızdan güvenlik personelimize, emektar temizlik görevlilerimize kadar her bir mesai arkadaşımın emeği bu kubbede hoş bir sada olarak çınlamaktadır.
Her ay periyodik olarak ihdas ettiğimiz iki yahut üç konser vasıtasıyla Edirne’nin kadirşinas sanatseverleriyle hemhâl olmaya; memleketimizin yetiştirdiği usta sanatkârları sahnemizde ağırlamaya devam ediyoruz. Bizleri hiçbir konserimizde yalnız bırakmayan, salonları doldurarak mûsikîmizin kadim ruhuna omuz veren muhterem Edirneli dinleyicilerimize ve sanatsever dostlarımıza da can-ı gönülden şükranlarımı sunmayı bir borç bilirim. Böyle köklü bir yapının, bu denli kıymetli bir mûsikî ailesinin bir ferdi olmak bendeniz için tarif edilemez bir bahtiyarlık vesilesidir.
Sözlerime nihayet verirken, bu mübarek serhat şehrinin mûsikî iklimine harç taşımış kadim üstatları anmadan geçmeyi mûsikî edebine muğayir sayarım. Nitekim mûsikî tarihimizin abidelerinden Benli Hasan Ağa, Kûçek Derviş Mustafa Dede, Kara İsmail Ağa ve yakın mûsikî tarihimizin abidevî şahsiyeti Emin Ongan gibi nice dev mûsikîşinas bu topraklarda neşvünema bulmuş, bu şehrin havasını solumuştur. Serhat şehri olması hasebiyle bağrında nice şairleri, gönül erlerini ve mûsikî erbabını barındıran Edirne, dün olduğu gibi bugün de mûsikîmizin en mukaddes ocağı olmaya devam etmektedir.
Mûsikîmizin o kadim ruhu, serhat şehrimiz Edirne’de yankılanmaya devam edecektir, efendim.





