"Markete gelen H.Ö. iddiaya göre yanında getirdiği duvar saatini işyeri sahibine göstererek, takas karşılığı alışveriş yapmak istedi. Market sahibi takası kabul etmeyerek H.Ö.'yü işyerinden çıkarmak istedi. H.Ö. bıçak çekip tehditte bulunarak raflardan 1 paket sigara, 2 pijama, 2 bere, 2 çift çorap ve 2 içecek aldıktan sonra 3 TL bırakarak marketten ayrıldı. "
Haberimiz bu, 2015 yılında yaşanmış. Sonrasında neler olmuştur acaba diye düşündüm. Aşağıdaki öykü çıktı ortaya. Eğlenceli memleketiz vesselam.
Şimdi hakim bey, bütün haber sitelerinde adım H.Ö. olarak geçtiğinden mütevellit küçük bir gurur kırılması yaşamadım değil hani. Benim adım Hasan Özbakan. H.Ö. olmak da bana has bir şeydir belki, ama kabul etmek zorunda mıyım ben bu kısaltmayı. Söylenirken bi kere çok tuhaf oluyor, “HÖ” sanki böyle Hö be ayı denecekmiş hissiyatı uyandırıyor bu da hoş olmuyor. Bizim de kendimize göre bir itibarımız var çevremizde. Evet, olayı anlatayım hakim bey haklısınız. Ben hattı zatında güzel bir adamımdır. İşimdeydim gücümdeydim, lakin ülkemizin içerisinde bulunduğu dar boğaz, çıkmaz sokak, efenime söyleyeyim ekonomik kriz belki bi nevi, çalışmakta olduğum fabrikanın iflasına kadar götürdü bizi, hepimizi. Beni de tabii. Ben tek başıma iflas etseydim bu kadar şey olmazdı. Ama çalıştığım yer, yani o kadar güvendiğimiz çalıştığımız yerimiz, fabrikamız iflas edince biz böyle bi beş yüz kadar insan açıkta kaldık. Ben öteden beri ne bulmuşsam okumuşumdur. Gazete haberlerinden tutun da, işte ne bileyim bir sürü takvim yaprağı falan. Misal yolda bir gazete sayfası görsem üşenmem, eğilir alır okurum onu, sonra da eve götürür, böyle bi dosyam var benim evde (katibin önünde duran klasörü gösterir) o dosyada biriktiririm. Yine bir başka misal örneğin, yerde bir takvim yaprağı mı gördüm, hemen alır üç kere öper başıma koyar, sonra da yüksekçe bir yerde muhafaza ederim. Malumunuzdur üzerinde Allah’ın peygamberin adı yazıyor. Yazıktır, günahtır. Hakim araya girer, bizimki kendisini bi toparlar gibi olur. İşte hakim beyciğim şimdi. Hakim beyciğim nedir, diye karşı çıkınca. Bizimki toparlamaya çalışırken daha da sıvar, şimdi hakimciğim. Hakim atarım seni içeri deyince, bizimki hakim bey şimdi, deyip toparlar ve kaldığı yerden laf kalabalıklarına devam eder. Şimdi ben sizin söylemiş olduğunuz gibi hırsızlık niyetiyle şayet oraya gitmiş olsaydım, soruyorum yüksek iradenize. Yüksek iradeniz miydi o? Yüksek adaletinize mi soruyorduk, hep burayı karıştırıyorum, çok üzgün olmakla birlikte özür dileyerek ben savunmamı yapmaya devam edeyim hakim bey. Evet, hattı zatında ben oraya şayet hırsızlık niyetiyle gitmiş olsaydım, yani demem o ki, ben oraya hırsızlık niyetiyle gitmedim. Arkadaş terslik çıkardı, hani sizin huzurunuzda olmasam başka bir şey derdim, ama şimdi yani madem sizin huzurunuzdayım, terslik diyorum. Yoksa bildiğiniz yanlış yaptığı, düpedüz. Öhööm, tamam hakim bey, özür dilerim. Ama yani ben şimdi yüksek makamınızı böyle bir olay için rahatsız etmiş olmaktan rahatsızım açıkçası. Yani üç kuruşluk şey aldık diye bu terslik yapan arkadaş benden şikayetçi olmasaydı, benim ne işim vardı sizin huzurunuzda, çok affedersiniz. İşiniz gücünüz vardır, devletimin memurusunuz, birçok şeye hakimsiniz ki, mesleğiniz bu olmuş. Herkes size saygı gösteriyor misal. Herkes size bir saygı gösterirse ben size, iki saygı gösteririm. Çünkü ben sizi meşgul ediyorum şu anda. Yani onca işinizin gücünüzün arasında benimle uğraşmak zorunda değilsiniz, yani niye olasınız ki zorunda. Evet siz de haklısınız, sizin işiniz bu, yok öyle demek istemedim. İşinize bakın demek değildi niyetim. Yani malum siz de bu işten kazanıyorsunuz ekmek paranızı demek istemiş olabilirim, belki. Evet, hakim bey, ben elime ne geçerse okuyan bir insan olduğumdan daha önce bahsetmiş miydim? Eli kalem tutan, gözleri harama bakmayan bir adamım en nihayetinde. Evimde devamlı surette hep ama, hep belgesel kanalları açıktır. Dedikoduyla, gıybetle, yalanla dolanla işim olmaz. Hiç olmamıştır. İsterseniz bizim mahallede sordurun beni, araştırın yani isterseniz. Şimdi siz öyle bana hırsızlık mevzusunu anlat diyorsunuz ama, o iş sizin dediğiniz gibi hırsızlık değil, şimdi ben bu bizim fabrika batınca malumunuzdur işsiz kaldım. Evde bir gün böyle oturuyorum. Mevsim de kışa dönmüş, soğuklar kapıda. Hiçbirimizin itirazı yoktur sanırım bu olaya. Soğuk hepimizce var mı? Evet. İnkar edilebilecek olsa inkar etmem mi sanıyorsunuz hakim beyciğim. Tamam, bakmayın öyle hakim bey. Katip bey size de gerçekten büyük hayranlık duyuyorum. Yani ağzımdan çıkan her şeyi yazabilmek adına göstermiş olduğunuz çaba, gerçekten takdire şayan. Soyisminizin de şayan olduğunu okuyabiliyorum buradan. Çok hoş gerçekten yaptığı işle bu kadar ayan şayan bir insan görmeyeli çok uzun zaman olmuştu. Şimdi hakim bey, katip bey kardeşim sen yazmaya devam et, ben şimdi evde belgesel izliyorken, belgeseli sunan arkadaş dedi ki; eskiden insanlar takas yolunu kullanıyorlardı alışverişlerinde. Elimi cebime attım bir de baktım üç lira para kalmış cebimde, biliyorsunuz çalışmıyorum. Fabrika iflas etmiş. Ulan gözüm duvardaki saate, özür dilerim tamam, ulan yok. Hakim bey gözüm duvardaki saate takılmasın mı? Evde de zaten elle tutulur pek bir şey yok. Çok büyük bir ihtiyacım da yok. Dedim ki kendi kendime; ben bu saati alayım götüreyim markete vereyim yerine de ihtiyaçlarımı alayım, bari günü kurtarayım. İki gözüm önüme aksın. Saati market sahibine gösterdim, niyetimi açık ettim, dedim ki ben sana bu duvar saatini vereyim, evet elimde bıçak vardı ama o öyle kötü bir niyet neticesinde elimde değildi. Saatin arka kapağı doğru düzgün açılmıyor biliyor musunuz? Onu açarım, hani arka kapağını aç bakalım bi derse market sahibi terslik yapan bey, sırf onun için yanımda götürmüştüm. Sonra terslenmeye başlayınca, e bıçak da elimde kalmış bulundu. Görmüş olduğunuz üzere ben anlatırken elimi kolumu çok fazla sallarım. Huyum böyle değiştiremem yani tabii. E, hâl böyle olunca, elimi kolumu sallıyorum ama elimde bıçak olunca, bunlar üç buçuk atıp, köşe bucak kaçışmaya başlamışlar ben farkında değilim. Saçma yani. Ben öyle bir insan mıyım? Aşk olsun bi nevi. Tehdit ettiğim yönündeki iddiaları kesin olarak reddediyorum, yine söylüyorum aşk olsun, ben öyle bir insan mıyım? Çok ayıp. Yok hakim bey, size niye ayıp olsun. İddia makamındaki ibn..beyefendi için söylüyorum. Evet hakim bey ihtiyacım olan şeyleri aldım, 1 paket sigara aldım, 2 pijama aldım, 2 çift çorap aldım, 2 de içecek aldıktan sonra cebimdeki son parayı üç lirayı ve yanımda getirdiğim duvar saatini bıraktım. Bunun neresi hırsızlık. Aldığım şeylerin parasını karşılar o duvar saati. Baba yadigarıydı. Bugün almaya kalksanız parayla satın alamazsınız. İki gözüm önüme aksın bunların hepsi önümüz kış olduğundan ihtiyacım olan şeylerdi. Takasla olur sandım, ben ne bileyim. Olmuyormuş. Artık modernleşmişiz. modernlik dediğimiz ihtiyaç sahibine ihtiyacı olanı vermemeyi, ihtiyaç sahibi alınca da hırsız yaftası yapıştırmayı öğretti evet, hepimize.
Karar okunurken herkes ayağa kalkar.
Altı ay hapis cezasının sanığın iyi hâli ve tutumundan dolayı beş aya indirilmesi. Daha önce sicilinde herhangi bir suçu olmaması sebebiyle hükmün açıklanmasının beş yıl ertelenmesine karar verilmiştir.
Allah razı olsun sizden hakim beyciğim. Çok kral adammışsınız vesselam. Saygılar.
Osman Coşkun
www.edebimeclis.com





