Türkiye’de Roman açılımında olduğu gibi farklı aktörler Romanlara yönelik AB destekli projeleri yaşama geçirdiğini söyleyen Şallı, Türkiye’de gözle görülen bir hak savunuculuğunun olmadığının altını çizdi.
Şallı, “Türkiye’de 2000’li yıllarda ivme kazanmaya başlayan Çingene sivil toplum örgütlenmesi, farklı aktörlerinde içinde bulunması ile Romanlara yönelik projelerde kolaylaştırıcı bir rol üstlendiler. Devreye giren kolaylaştırıcı aktörler yaygın bir dernekleşme sürecinin yolunu açtılar. Projelerde kullanmak üzere Romanların yoğun olduğu illeri dolaşıp sorun malzemesi arayanlar dahi oldu. Sahneye çıkan aktörlerde ne kadar samimi oldukları da meçhul olup tüm mesele Euro’dur.
Çok sayıda Roman Derneği farklı grupların içinde yer aldılar. Çalışmalara önderlik edenler hak savunusu olarak görüldüler. Bunun gerçekliği bu kişilerin vicdanlarında kalmış durumdadır. Oysa Türkiye’de gözle görülen bir hak savunuculuğu olmadığını söylemek haksız bir söylem olmayacaktır. Tabiri caiz ise mesele; Kasap dükkânındaki taze ciğeri kapma yarışından başka bir iş değildir. Bu ciğeri ne iştir ki, kasap dükkânından alanların sayısı üçü beşi geçmez” dedi.
“KASAPTAKİ CİĞERİN KOKUSUNU DUYANLAR ROMAN DERNEĞİ KURDULAR”
Kasaptaki ciğerin kokusunu alanların Roman Derneği kurduğunu söyleyen Şallı, ciğerin karşılığının Romanlara yönelik faydalı projeler üretmek amaçlı olduğunu dile getirdi.
Şallı, “Profesyonel çalışanlar deneyimsiz ve ilk defa farklı ortamlarda bulunmanın heyecanı içinde olan çok sayıda Roman derneklerini yanlarına çekmeyi başarmıştı. Katılımcı dernek başkanları yaşamlarında hiç görmedikleri lüks otel toplantılarına katılıyor, lüks konaklama, yiyecek çeşitliliği altında farklı bir ortamın yarattığı ruh halinde mutlu oluyordu. Yapılan çok sayıda toplantılardaki konular hep askıda kaldı. Çingene’nin toplumsal dokusuna dokunamadı. Yediklerimiz içtiklerimiz midemizde bayram oldu. Otel katılım toplantıları kapasitemizi geliştirmek bir yana, değişiklik ve sohbet olsun’ Anlayışından öte gidemedi. Otel toplantılarında konuşulanlar Roman dernekleri tarafından hak temelli çalışmalara yansımadı. Yıllar önce benim söylediğim ve açık toplum vakfı temsilcisinin İstanbul’da yapılan bir toplantıda söylediği ‘Türkiye ve Avrupa’da Romanlara yapılan yüzlerce projede milyonlarca Euro harcandı. Romanların yaşamını değiştirmiyor, ama proje yapanların yaşamları değişiyor’ sözleri çok manidar bir sözdür” dedi.
“ROMAN DERNEKLERİ ÖNCE ÇİNGENE TARİHİNİ VE SOSYOLOJİSİNİ ÖĞRENMELİ”
Roman Derneklerinin çingene tarihini ve sosyolojisini öğrenmesi gerektiğini söyleyen Şallı,
2000’li yıllarda aslında Roman meselesi sağlıklı olarak tartışılamadı. Gerçekte Roman dernekleri tam olarak neyi konuştuğumuzun farkında değiliz. Romanların yaşamı sosyal çelişkilerle doludur. Bu çelişkiler aşılamadığı müddetçe sorun yüzyıllarca kendini üretecektir. İki yıldır çingene tarihi konuşulmaya, tartışılmaya başlandı. Çingene meselesi konuşulurken önce tarihsel boyutu ele alınmalıydı. Türkiye’de Roman dernekleri hiçbir zaman kendi aralarında meseleyi tartışma becerisi yaratamadı” dedi. (Haber Merkezi)
Şallı, “Türkiye’de 2000’li yıllarda ivme kazanmaya başlayan Çingene sivil toplum örgütlenmesi, farklı aktörlerinde içinde bulunması ile Romanlara yönelik projelerde kolaylaştırıcı bir rol üstlendiler. Devreye giren kolaylaştırıcı aktörler yaygın bir dernekleşme sürecinin yolunu açtılar. Projelerde kullanmak üzere Romanların yoğun olduğu illeri dolaşıp sorun malzemesi arayanlar dahi oldu. Sahneye çıkan aktörlerde ne kadar samimi oldukları da meçhul olup tüm mesele Euro’dur.
Çok sayıda Roman Derneği farklı grupların içinde yer aldılar. Çalışmalara önderlik edenler hak savunusu olarak görüldüler. Bunun gerçekliği bu kişilerin vicdanlarında kalmış durumdadır. Oysa Türkiye’de gözle görülen bir hak savunuculuğu olmadığını söylemek haksız bir söylem olmayacaktır. Tabiri caiz ise mesele; Kasap dükkânındaki taze ciğeri kapma yarışından başka bir iş değildir. Bu ciğeri ne iştir ki, kasap dükkânından alanların sayısı üçü beşi geçmez” dedi.
“KASAPTAKİ CİĞERİN KOKUSUNU DUYANLAR ROMAN DERNEĞİ KURDULAR”
Kasaptaki ciğerin kokusunu alanların Roman Derneği kurduğunu söyleyen Şallı, ciğerin karşılığının Romanlara yönelik faydalı projeler üretmek amaçlı olduğunu dile getirdi.
Şallı, “Profesyonel çalışanlar deneyimsiz ve ilk defa farklı ortamlarda bulunmanın heyecanı içinde olan çok sayıda Roman derneklerini yanlarına çekmeyi başarmıştı. Katılımcı dernek başkanları yaşamlarında hiç görmedikleri lüks otel toplantılarına katılıyor, lüks konaklama, yiyecek çeşitliliği altında farklı bir ortamın yarattığı ruh halinde mutlu oluyordu. Yapılan çok sayıda toplantılardaki konular hep askıda kaldı. Çingene’nin toplumsal dokusuna dokunamadı. Yediklerimiz içtiklerimiz midemizde bayram oldu. Otel katılım toplantıları kapasitemizi geliştirmek bir yana, değişiklik ve sohbet olsun’ Anlayışından öte gidemedi. Otel toplantılarında konuşulanlar Roman dernekleri tarafından hak temelli çalışmalara yansımadı. Yıllar önce benim söylediğim ve açık toplum vakfı temsilcisinin İstanbul’da yapılan bir toplantıda söylediği ‘Türkiye ve Avrupa’da Romanlara yapılan yüzlerce projede milyonlarca Euro harcandı. Romanların yaşamını değiştirmiyor, ama proje yapanların yaşamları değişiyor’ sözleri çok manidar bir sözdür” dedi.
“ROMAN DERNEKLERİ ÖNCE ÇİNGENE TARİHİNİ VE SOSYOLOJİSİNİ ÖĞRENMELİ”
Roman Derneklerinin çingene tarihini ve sosyolojisini öğrenmesi gerektiğini söyleyen Şallı,
2000’li yıllarda aslında Roman meselesi sağlıklı olarak tartışılamadı. Gerçekte Roman dernekleri tam olarak neyi konuştuğumuzun farkında değiliz. Romanların yaşamı sosyal çelişkilerle doludur. Bu çelişkiler aşılamadığı müddetçe sorun yüzyıllarca kendini üretecektir. İki yıldır çingene tarihi konuşulmaya, tartışılmaya başlandı. Çingene meselesi konuşulurken önce tarihsel boyutu ele alınmalıydı. Türkiye’de Roman dernekleri hiçbir zaman kendi aralarında meseleyi tartışma becerisi yaratamadı” dedi. (Haber Merkezi)





