Özcan, Laikliğin Anayasa’ya girmesinin ardından Türkiye Cumhuriyeti’nin Laik bir devlet olarak tanındığını belirterek, Devlet yönetiminde din kurallarının kullanılmasının engellendiğini söyledi.
Özcan, “Laiklik ilkesi Türk Devriminin vazgeçilmez bir unsurudur. 5 Şubat 1937’de Laiklik ilkesinin 3115 sayılı kanunla Anayasa metnine girmesi, Laiklik ilkesinin “Altı Ok’un içinde” Anayasa’nın 2. maddesinde yer alışı, Anayasa’da yapılan değişiklikle 2. Madde yeniden düzenlenerek, Altı İlke (Altı Ok) Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkeleri haline getirildi. 1928’de yapılan değişiklikte yer alan “Türkiye devletinin resmi dili Türkçedir, başkenti Ankara’dır.” ibaresinin başına “Türkiye Devleti, cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, laik ve inkılapçıdır.” cümlesi eklendi. Anayasa’nın 2. Maddesi’nde yapılan değişiklikle, 6 ilke Anayasa metnine girdi. Mustafa Kemal Atatürk’ün Laiklik ile ilgili bazı sözleri şöyledir: ‘Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve fiile dayanan tutucu hareketlerden sakınıyoruz.”
“LAİKLİK, DEVLETİN DİNLER KARŞISINDA TARAFSIZ OLMASINI SAVUNUR”
Laikliğin devletin vatandaşlarla olan ilişkilerinde inançlara göre ayrım yapmamasını savunduğunu söyleyen Özcan, “Laiklik, devletin vatandaşlarıyla olan ilişkilerinde inançlara göre ayrım yapmaması ve ayrıca, herhangi bir inancın, özellikle de bir toplumda egemen olan dini / mezhebi inancın, aynı toplumda azınlıkların benimsediği diğer mezhebi inançlara baskı yapmasını önlemesi demektir. Diğer bir tanımlamayla da devlet yönetiminde herhangi bir dinin / mezhebin referans alınmamasını ve devletin dinler karşısında tarafsız olmasını savunan prensiptir ki devlet düzeninin, eğitim kurumlarının ve hukuk kurallarının dini mezheplere göre değil, akla ve bilime dayandırılmasını amaçlar. Ayrıca, din ve mezhep işlerini kişinin vicdanına bırakarak bireyin inanç özgürlüğünü koruyabilmesini sağlar. Laikliğe göre, insan yaşamında ibadetin dışında her türlü iş ve işlem, dine / mezhebi inanca göre değil, Anayasaya, yasalara ve kurallara göre yapılır. Din / mezhep, kişinin özel yaşamının bir parçasıdır. Laiklik ise din ve dünya işlerinin ayrılmasıdır. Mustafa Kemal Atatürk 1924 yılında yaptığı bir konuşmada “Dünya yüzündeki her şey için, maddi ve manevi her şey için, yaşam için ve başarı için en doğru yol gösterici bilimdir, tekniktir. Bilimin ve tekniğin dışında yol gösterici aramak, düşüncesizliktir, bilgisizliktir, yanlıştır” demiştir. Laiklik, devletçilik dışındaki diğer ilkelerin hepsinin de ön koşulları içinde yer alır. Demokrasinin ön koşuludur; çünkü laiklik olmadan gerçek bir düşünce özgürlüğü olamaz. Devrimciliğin ön koşuludur; çünkü laikliği kabul etmemiş bir toplumda, bilimin ve çağın gereklerinin gerisinde kalmış kurumları değiştirmenin tartışması bile genellikle yapılamaz. Halkçılığın ön koşuludur; çünkü bir din devletinde halkın istekleri değil, dinsel seçkinlerin düşünceleri önemlidir. Atatürk, laiklik anlayışını, kendi elyazısı ile kaleme aldığı ‘Medeni Bilgiler’ kitabında, sadece din ve devlet işlerinin değil, dinin de siyasetten ayrılması ve yasaların inançlara göre değil, toplumun gereksinmelerine göre yapılması ilkelerine bağlamaktadır. Atatürkçü Düşünce Derneği Edirne Şubesi Yönetim Kurulu olarak, Anayasa’ya laiklik ilkesi eklenmesinin ve Türkiye Cumhuriyetinin laik bir devlet olarak tanımlanmasının 83. Yıl dönümünün Ulusumuza kutlu olmasını diliyoruz” dedi. (Haber Merkezi)





