Edirne Süt Üreticileri Birliği Başkanı Mustafa Suiçmez, et ve süt üreticileri hakkında açıklamalarda bulundu. Hayvancılığın en büyük sorunlarından birinin yaş ortalamasının çok yükselmesi olduğunu belirten Suiçmez, hayvancılık ile uğraşan üreticilerin yaş ortalamasının 59 oluğunu, “Hayvancılıkta yaş ortalaması çok önemli bir şey. Hayvancılıkla uğraşanların yaş ortalaması 59. Aile işletmelerinde 59 yaşına gelmiş bir insan, daha kaç yıl hayvancılıkta üretim yapabilir? 10 yıl sonra iş yapamayacak. Zaten tehlike de burada.” İfadelerinde bulundu.
Edirne Süt Üreticileri Birliği Başkanı Mustafa Suiçmez, hayvancılık sektörüne dair basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Hayvancılık sektörünü tehlikeye sokan durumun üreticilerin yaş ortalamasının yükselmesi olduğunu belirten Suiçmez, 10 yıl sonra aile işletmelerinin yerini büyük firmaların alacağını söyledi. Aş ortalaması konusunun önemli bir sorun teşkil ettiğini vurgulayan Suiçmez, “Hayvancılıkta yaş ortalaması çok önemli bir şey. Hayvancılıkla uğraşanların yaş ortalaması 59. Aile işletmelerinde 59 yaşına gelmiş bir insan, daha kaç yıl hayvancılıkta üretim yapabilir? 10 yıl sonra iş yapamayacak. Zaten tehlike de burada. Süt üretimi olur ama uğraşacak aile işletmesi olmaz. 10 yıl sonra aile işletmeleri iyice küçüldüğünde, 5-10 tane hayvana bakmayan çocuklarına ve torunlara, büyük profesyonel işletmelerde iş aramaya başlayacaklar. Bu işletmelere destek veriliyor ama daha özel bir gayret olması lazım.”dedi.
“AİLE İŞLETMELERİNİN KAPANMASINI FARK EDEMİYORUZ”
Yaş ortalamasının artması ile birlikte gençlerin aile işletmeleri yerine köyden göçmeye devam ettiğini belirten Suiçmez, bu durumun süt üretimini etkilemediğini ancak aile işletmelerinin sayısının günden güne azaldığını ifade etti. Büyük işletmeler ile süt üretiminde azalma yaşanmadığını ancak küçük aile işletmelerinin yerini büyük işletmelerin aldığını belirten Suiçmez, “Şu çok önemli; Türkiye’deki hayvansal üretimde, süt üretiminde herhangi bir gözle görülür azalma yok. Bunun nedeni de şu; aile işletmeleri, küçük işletmeler kapanırken, diğer taraftan da büyük bir işletme kuruluyor, günlük üretim kapasitesi 20-30 ton. Diğer yandan, belki 20 tane aile işletmesi kapanırsa, süt üretiminin düşüklüğünü hissedemiyoruz. Çünkü orada yeni bir üretim kuruldu. Etin ve sütün yüzde 65’ini hala bu aile işletmelerinden temin ediyoruz. Aile işletmeleri çok önemli. O üreticilere para kazandırdığımızda, istihdamdan köyden şehre göçü bile etkileyebilir. Biz ısrarla, aile işletmelerine özel bir destek, özel bir teşvik bekliyoruz. Bunları koruma altına alalım diye uğraşıyoruz. Üreticiler ailelerini geçindirsin ve yarın öbür gün bu işletmeleri büyütecek olan çocukları ve torunları o köyde ikamet etsin. Köylerimiz, artık sosyal açıdan da hükümetin yaptığı düzenlemelerle, şehirdekilerden hiçbir farkı yok. Köylerde her şeyimiz var. Ama maalesef o genç, oradaki 3-5 tane hayvandan iyi gelir getiremiyorsa, kendi geleceği açısından hayvancılıkta bir şey göremeyince bırakıyor.” İfadelerinde bulundu.
“SUİSTİMAL EDİLİYOR”
Üretimin desteklenmesi ile birlikte hayvancılık sektöründe ithalata ihtiyaç duyulmayacağını söyleyen Suiçmez, “Bir şeyde ithalatı kesebilmek için; Üretim varsa ithalata ihtiyaç duyulmaz. Üretimi yapabilmek için de içerideki üreticiyi desteklerle daha fazla teşvik etmek, daha fazla desteklemektir. Yılda 10 tane dana üretiyorsam, teşvik olursa 15 tane dana üretimine çıkarırsam, günü geldiğimde ihtiyaç olmayan bir malı neden dışarıdan alınsın ki. Yani şuna benzer; bahçende domates var. Domatesçiden domates almazsın, çünkü bahçende var. İthalatı kesmenin 1 numaralı ilacı; üreticiyi desteklemek, teşvik etmek. Daha farklı modellerle destek veriliyor, ama daha farklı destek ve teşvik modelleri sunarak da üretimi yükseltmek gerekir.” Sözleri ile düşüncelerini aktardı. Ayrıca hayvancılık sektörü için gerçekleştirilen projelerin bazen suistimal edildiğini vurgulayan Suiçmez, bu suistimallerin önüne geçilmesinin çok önemli olduğunu, “Denetim ayağında birtakım noksanlıklar olabilir. Bazen şöyle oluyor; iyi niyetle yapılan projeler, birileri tarafından suistimal ediliyor. Yani ihtiyaç hasıl olduğunda damızlık hayvan getirtmek iyi bir şeydir. Ama bunu alıp suistimal edenler var. Diyelim ki üretimimizi artırmak için kaliteli gen kaynakları getiriyoruz. Ama hayvanları getirdikten 1 yıl sonra, mezbahalarda et olarak satılıyorsa, bu iyi niyeti suistimal etmiş oluyorsun. İyi niyetli yapılan şeyleri suistimal etmenin önüne geçmek çok önemli. Çünkü ihtiyaç olmayan şey, ithalat yapılmaz. Bizim, gen kaynaklarına ihtiyacımız var. Ama bir yere kadar. İthal edilen hayvanlardan elde edilecek sürüyü takip etmek önemli. Bir bakmışsınız, kar topu gibi 3-5 yıl sonra hiçbir gen kaynağına, hayvan ırkına ihtiyacımız olmadan üretim zincirini tamamlarız ve hiç kimseye ihtiyacımız da olmaz.” Sözleri ile ifade etti.(Haber: Mehmet Efecan HIDIROĞLU)





