Özge Baykal
Eğitim-Sen binasında Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu Merkez Yürütme Kurulu tarafından ’’Krizi emekçiler değil, yaşatanlar ödesin’’ başlığı altında krizin emekçilere ödetilmeye çalışıldığına dikkat çekilerek basın toplantısı düzenlendi.
Düzenlenen basın toplantısında Eğitim-Sen Edirne Şube Başkanı Ayhan Fırtına, ilimizde çeşitli iş kollarında çalışmalar yaptıklarını söyleyerek ’’Bildiğiniz gibi ekonomik anlamda ülkede yaşanan krizin biz emekçilere ödetilmek istenilmesine karşı bir mücadele başlatıldı. Bu mücadele ile krizin bedelini bize ödetemezsiniz’’ şeklinde konuştu.
Eğitim-Sen MYK üyesi Varol Öztorun, SES MYK üyesi Selma Atabey, Haber-Sen MYK üyeleri Yaşar Polat ve Ayşe Noyan Koloman ve KESK MYK üyesi Yusuf Şenol’un katılımları ile yapılan toplantıda Şenol, ülkemizde son dönemlerde yaşanılan kriz ile ilgili şu açıklamalarda bulundu:
“Hem ekonomik hem de siyasal anlamda bir kriz döneminden geçiyoruz. Türkiye’nin dört bir tarafında emekçiler bulundukları her konumda krize karşı direniyorlar. Sokağa çıktığımızda bir önceki ay aldığımız ürünleri bir sonraki ay aynı ücrete bulamıyoruz. Krizi, dükkanı kapatan esnaflardan, konkordato ilan eden işletmelerden ve iş verenlerin durumundan anlayıp görebiliyoruz.”
PROGRAM OLUŞTURULDU
Şenol, emekçilerin iş güvencesinin yok edildiğini söyleyerek akla gelebilecek konularla ilgili kararnameler çıkarıldığını ve emekçiler üzerinde baskı oluşturulduğunu söyledi.
Şenol, bu konuyla ilgili KESK, DİSK, Türk Tabipler Birliği ve Türk Mimar Mühendis Odaları Birliği Eylül ayı içerisinde bir toplantı yaparak ortak bir mücadele programının oluşturulduğunu ifade ederek şunları kaydetti:
“Kamu emekçileri içerisinde 120 bin kişi haksız yere işinden edildi. 120 bin kamu emekçilerinin içerisinde 4 bin 200 kişi KESK üyesidir. Biz 120 bin kamu görevlisinin iş güvencesi için mücadelemizi sürdürüyoruz. ‘Bu krize karşı ne yapabiliriz?’ meselesi üzerinden toplumda dörtlü olarak bilinen KESK, DİSK, Türk Tabipler Birliği ve Türk Mimar Mühendis Odaları Birliği Eylül ayı içerisinde bir dizi toplantılar yaptı. Bu toplantılarda ortak bir mücadele programı kapsamında metin oluşturuldu. Bu metin dörtlü yapının dışında bütün emek meslek örgütleriyle ve emekten yana kendisini ifade eden dernek, siyasi yapı, oluşum ve yapılarla paylaşıldı ve yaklaşık 80 demokratik kitle örgütü bu metnin altına imza atarak mücadele programına katkı sunacaklarını ifade ettiler.
Ekim ayı içerisinde konfederasyonumuz önce şube başkanları ve genel merkez yürütme kurulu üyelerinin oluşturduğu danışma meclisini toparlayarak sendika üyelerimizin ve örgütün talepleri doğrultusunda bir program haline dönüştürdü. Bu programlardan bir tanesi de krize karşı bölge mitingleriydi. Şuan illeri gezmemizsin gerekçelerinden bir tanesi de program doğrultusunda yön veriyor oluşumuz. 5 bölgede bölge mitingleri kararı aldık. Kararımız yoksullaşmaya, işsizliğe, güvencesizliğe karşı birlikte mücadele etmeye çalışmak ve krizin bedelini emekçilerin değil de yaratanların ödemesini istemek. Bunlardan ilkini İzmir’de 17 Kasımda, ikincisini Samsun’da 9 Aralıkta, üçüncüsünü Adana’da 15 Aralıkta, dördüncüsünü Diyarbakır’da 16 Aralık’ta ve beşincisini de 22 Aralık’ta Bakırköy Özgürlük Meydanı’nda yapacağız.”
“GELECEĞE İLİŞKİN YATIRIM YOK”
Krizin kendi kendine oluşmadığını savunan Şenol, açıklanan yeni ekonomik bütçenin geleceğe dair bir yatırım içermediğini savunarak şunları söyledi:
“Öncelikle bir bütçe döneminden geçiyoruz. Bu bütçeyi doğrudan ya da dolaylı vergilerle yüzde 70’ini emekçiler, asgari ücretle geçinenler ve bordro mahkûmları dediğimiz işçiler, çiftçiler, esnaflar oluşturuyor. Yeni ekonomik program açıklanırken bu bütçeye sahip çıkanlar işverenler oluyor. Aslında baktığınızda bakanın açıkladığı yeni ekonomik bütçe eskisinden daha kötü ve geleceğe ilişkin hiçbir yatırım yok. Geleceğimizi dövize endeksli olarak 25-30 yılımızı yerli ve yabancı sermayeye mahkûm eden bir bütçedir.”
“İNSANCA YAŞAYACAKLARI BİR ASGARİ ÜCRET”
Şenol konuşmasında, asgari ücretin insanların açlık ve yoksulluk sınırları gözetilerek belirlenmesi gerektiğinin altını çizerek “Asgari ücretle geçinenler açlık sınırının altındalar. İktidarın kendi açıkladığı bin 960 TL açlık sınırıyken bin 600 TL ile geçinmek zorunda olan insanlar var. Ve asgari ücretlilerden halen vergi alınıyor. Yapılan bütçede emekçiler yok. Krizin bedeli emekçilere ödetilmeye çalışılıyor. Bizim maaşlarımızda daha şimdiden çok ciddi bir erime var” dedi ve taleplerini şu şekilde ifade etti:
“Parçalı istihdam biçimleriyle yapılan iş güvencemiz ortadan kaldırılıyor. Haksız yere işinden edilen kamu emekçileri işine geri döndürülsün ve güvenceli çalışma sağlansın. Ohal inceleme komisyonu ilave edilsin eğer hakkında somut iddialar varsa bunlar uluslar arası normlara uygun hukuk mahkemelerinde yargılansın. Emekçiler mağdur edilmesin. Yeni ekonomik durumda eğitim, sağlık yok. Sağlıkta şiddete karşı olmak diye bir yasa çıkarılıyor fakat devlet sağlıkta şiddeti ortaya çıkarıyor. Devlet ihraç edilen hekimlere sizin yazacağınız reçeteler kabul edilemez diyor. Bu çalışma hakkına da aykırı bir durum. Asgari ücretin vergiden muaf olmasını istiyoruz. Bütün emekçiler için 3 bin 600 gösterge sözleri vardı. Seçimler bittiğinde klasik siyasi yapı; söylenenler unutuldu. İnsanların açlık ve yoksulluk sınırları gözetilerek ‘insanca yaşayabilecekleri’ bir asgari ücret istiyoruz.”
Eğitim-Sen binasında Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu Merkez Yürütme Kurulu tarafından ’’Krizi emekçiler değil, yaşatanlar ödesin’’ başlığı altında krizin emekçilere ödetilmeye çalışıldığına dikkat çekilerek basın toplantısı düzenlendi.
Düzenlenen basın toplantısında Eğitim-Sen Edirne Şube Başkanı Ayhan Fırtına, ilimizde çeşitli iş kollarında çalışmalar yaptıklarını söyleyerek ’’Bildiğiniz gibi ekonomik anlamda ülkede yaşanan krizin biz emekçilere ödetilmek istenilmesine karşı bir mücadele başlatıldı. Bu mücadele ile krizin bedelini bize ödetemezsiniz’’ şeklinde konuştu.
Eğitim-Sen MYK üyesi Varol Öztorun, SES MYK üyesi Selma Atabey, Haber-Sen MYK üyeleri Yaşar Polat ve Ayşe Noyan Koloman ve KESK MYK üyesi Yusuf Şenol’un katılımları ile yapılan toplantıda Şenol, ülkemizde son dönemlerde yaşanılan kriz ile ilgili şu açıklamalarda bulundu:
“Hem ekonomik hem de siyasal anlamda bir kriz döneminden geçiyoruz. Türkiye’nin dört bir tarafında emekçiler bulundukları her konumda krize karşı direniyorlar. Sokağa çıktığımızda bir önceki ay aldığımız ürünleri bir sonraki ay aynı ücrete bulamıyoruz. Krizi, dükkanı kapatan esnaflardan, konkordato ilan eden işletmelerden ve iş verenlerin durumundan anlayıp görebiliyoruz.”
PROGRAM OLUŞTURULDU
Şenol, emekçilerin iş güvencesinin yok edildiğini söyleyerek akla gelebilecek konularla ilgili kararnameler çıkarıldığını ve emekçiler üzerinde baskı oluşturulduğunu söyledi.
Şenol, bu konuyla ilgili KESK, DİSK, Türk Tabipler Birliği ve Türk Mimar Mühendis Odaları Birliği Eylül ayı içerisinde bir toplantı yaparak ortak bir mücadele programının oluşturulduğunu ifade ederek şunları kaydetti:
“Kamu emekçileri içerisinde 120 bin kişi haksız yere işinden edildi. 120 bin kamu emekçilerinin içerisinde 4 bin 200 kişi KESK üyesidir. Biz 120 bin kamu görevlisinin iş güvencesi için mücadelemizi sürdürüyoruz. ‘Bu krize karşı ne yapabiliriz?’ meselesi üzerinden toplumda dörtlü olarak bilinen KESK, DİSK, Türk Tabipler Birliği ve Türk Mimar Mühendis Odaları Birliği Eylül ayı içerisinde bir dizi toplantılar yaptı. Bu toplantılarda ortak bir mücadele programı kapsamında metin oluşturuldu. Bu metin dörtlü yapının dışında bütün emek meslek örgütleriyle ve emekten yana kendisini ifade eden dernek, siyasi yapı, oluşum ve yapılarla paylaşıldı ve yaklaşık 80 demokratik kitle örgütü bu metnin altına imza atarak mücadele programına katkı sunacaklarını ifade ettiler.
Ekim ayı içerisinde konfederasyonumuz önce şube başkanları ve genel merkez yürütme kurulu üyelerinin oluşturduğu danışma meclisini toparlayarak sendika üyelerimizin ve örgütün talepleri doğrultusunda bir program haline dönüştürdü. Bu programlardan bir tanesi de krize karşı bölge mitingleriydi. Şuan illeri gezmemizsin gerekçelerinden bir tanesi de program doğrultusunda yön veriyor oluşumuz. 5 bölgede bölge mitingleri kararı aldık. Kararımız yoksullaşmaya, işsizliğe, güvencesizliğe karşı birlikte mücadele etmeye çalışmak ve krizin bedelini emekçilerin değil de yaratanların ödemesini istemek. Bunlardan ilkini İzmir’de 17 Kasımda, ikincisini Samsun’da 9 Aralıkta, üçüncüsünü Adana’da 15 Aralıkta, dördüncüsünü Diyarbakır’da 16 Aralık’ta ve beşincisini de 22 Aralık’ta Bakırköy Özgürlük Meydanı’nda yapacağız.”
“GELECEĞE İLİŞKİN YATIRIM YOK”
Krizin kendi kendine oluşmadığını savunan Şenol, açıklanan yeni ekonomik bütçenin geleceğe dair bir yatırım içermediğini savunarak şunları söyledi:
“Öncelikle bir bütçe döneminden geçiyoruz. Bu bütçeyi doğrudan ya da dolaylı vergilerle yüzde 70’ini emekçiler, asgari ücretle geçinenler ve bordro mahkûmları dediğimiz işçiler, çiftçiler, esnaflar oluşturuyor. Yeni ekonomik program açıklanırken bu bütçeye sahip çıkanlar işverenler oluyor. Aslında baktığınızda bakanın açıkladığı yeni ekonomik bütçe eskisinden daha kötü ve geleceğe ilişkin hiçbir yatırım yok. Geleceğimizi dövize endeksli olarak 25-30 yılımızı yerli ve yabancı sermayeye mahkûm eden bir bütçedir.”
“İNSANCA YAŞAYACAKLARI BİR ASGARİ ÜCRET”
Şenol konuşmasında, asgari ücretin insanların açlık ve yoksulluk sınırları gözetilerek belirlenmesi gerektiğinin altını çizerek “Asgari ücretle geçinenler açlık sınırının altındalar. İktidarın kendi açıkladığı bin 960 TL açlık sınırıyken bin 600 TL ile geçinmek zorunda olan insanlar var. Ve asgari ücretlilerden halen vergi alınıyor. Yapılan bütçede emekçiler yok. Krizin bedeli emekçilere ödetilmeye çalışılıyor. Bizim maaşlarımızda daha şimdiden çok ciddi bir erime var” dedi ve taleplerini şu şekilde ifade etti:
“Parçalı istihdam biçimleriyle yapılan iş güvencemiz ortadan kaldırılıyor. Haksız yere işinden edilen kamu emekçileri işine geri döndürülsün ve güvenceli çalışma sağlansın. Ohal inceleme komisyonu ilave edilsin eğer hakkında somut iddialar varsa bunlar uluslar arası normlara uygun hukuk mahkemelerinde yargılansın. Emekçiler mağdur edilmesin. Yeni ekonomik durumda eğitim, sağlık yok. Sağlıkta şiddete karşı olmak diye bir yasa çıkarılıyor fakat devlet sağlıkta şiddeti ortaya çıkarıyor. Devlet ihraç edilen hekimlere sizin yazacağınız reçeteler kabul edilemez diyor. Bu çalışma hakkına da aykırı bir durum. Asgari ücretin vergiden muaf olmasını istiyoruz. Bütün emekçiler için 3 bin 600 gösterge sözleri vardı. Seçimler bittiğinde klasik siyasi yapı; söylenenler unutuldu. İnsanların açlık ve yoksulluk sınırları gözetilerek ‘insanca yaşayabilecekleri’ bir asgari ücret istiyoruz.”









