Edirne Çevre Gönüllüleri Derneği Cumartesi günü Edirne Tabip Odası Lokali'nde olağan genel kurulunu gerçekleştirdi. Tek liste ile gidilen genel kurulda yönetim belirlendi. Edirne Çevre Gönüllüleri Derneği yönetim kurulu asil üyeliklerine, Ayten Eren, Ertuğrul Tanrıkulu, Ahmet budak Uğur Akagündüz, Ayşe Kart, Yönetim Kurulu yedek üyelerine Metin Özaydınlık, Münübe Yepnem, Nihal Özocak, Selma Arzu Vardar, Fevziye Sarı açık oylama sonucu seçildi. Edirne Çevre Gönüllüleri Denetleme Kurulu asil üyeliklerine Birsen Güngör, Nalan Tabakoğlu, Özer Demir, Denetleme kurulu yedek üyelerine Sultan Fırtına, Havva Budak, İsmail Demiray olarak belirlendi.
Genel kurul öncesi konuşan Edirne Çevre Gönüllüleri Derneği Yönetim Kurulunda konuşan Ayten Eren, Kanal İstanbul’un hukuksuz yöntemler ile sürdürüldüğünü, Trakya’yı her yönden etkileyeceğini, ÇED sürecinde Trakya’da yaşayan halkın uğrayacak etkilerin göz ardı edildiğini söyledi.
Gelecek nesillere sağlıklı bir yaşam sunma kaygısı yaşadığını ifade eden Eren, “Doğa katliamına dur demek için kenti yönetenlerle görüştük, tartıştık. Kamuoyuna sıkça konular hakkında basın yoluyla açıklamalar yaptık, hukuk süreçlerine baş vurduk. Burada eksik olan aynı düşünceye sahip insanların pek azını katabildik. Oysa çoğumuz gelecek endişesiyle yaşıyoruz, çocuklarımıza sağlıklı bir yaşam sunamama kaygısı taşıyoruz. Daha çok katılımı sağlamak ta önümüze koymamız gereken yeni dönem hedeflerimizden olmalı, özellikle de gençlerin katılımı sağlanmalı, gelecek yapılarda sorumluluk almaları önemli.” Diye konuştu.
Şirketlerin kar hırsıyla ekolojik dengeyi bozduklarını belirten Eren, “Bu toplantıda tabi ki hepimizin tanık olduğu, bölgemiz ve yakın çevremiz sorunlarını konuşacağız. İşte küresel ısınmada 1,5 derecenin önemini, KOVİD 9 pandemisi ve şirketlerin kar hırsıyla dengesini bozdukları ekolojik sistemi de konuşacağız. Böyle giderse olası açlık ve susuzlukla baş etmek üzere kentimizde biz ve sonraki nesillere aktarmak üzere kendine yeten, yerel üretimi destekleyen çalışmalara nasıl başlarız da konuşacağız.” Diye konuştu.
Son 7 termik santrallin yanı sıra 450 tane kömür taşı, kalker ocağı, RES boya, kimyasal fabrika başvuruların olduğunu vurgulayan Eren, “Bölgemizde son 7 yıldır, termik santral taleplerinin yanı sıra, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, e-ÇED duyuru sitesinden incelenecek olursa 450 tane kömür taşı, kalker ocağı, RES boya, kimyasal fabrika başvuruları var. Geçkinli, Vaysal, Paşayiğit, Hamzabeyli, Sarayakpınar.ve daha birçok köy meralarımız, gölet ve ormanlarımız köylümüzün gözünün yaşına bakmadan altı üstüne getiriliyor. Son zamanlarda çökme diyorlar böyle bedavadan sahiplenmelere Tam da öyle, Nehirlere kum ocakları, sahillerin özelleştirilmesi v.b 450 civarında şirketin proje başvuruları görülecektir. Kamu değil şirket yararına olan bu projelerin takip edilemeyecek hızda ÇED gerekli değil ya da 10 gün içinde itiraz süresi veren Çevre ve Şehircilik Bakanlığından zorlanmadan geçişlerine karşı ne yapmalı, nasıl yapmalıyı ve güç birliği oluşturmayı da konuşacağız.” İfadelerien yer verdi.
Eren, Belediye su arıtma tesislerine 200 metre yakınlıkta olan zehirli kurşun işleme tesisi kurma projesine STÖ’leri ve belediye ile birlikte itiraz ettiklerini belirtti. Eren Şirketin ÇED projesini beklemeden montajlaa-ma işlemi yaptığını ifade ederek, “şirket projenin geçeceğinden o kadar emin ki, ÇED sürecini beklemeden araçlarını getirip montajına başlamıştı bile. E.Çevre Şehircilik Md’ne yapılan suç duyurusuyla mühürlenerek sonlandırıldı.
Yine hemen ertesi hafta Meriç Nehri’mizde zaten yeterince mevcut olan kum ocaklarına ek olarak 4 beton santraliyle birlikte çok daha büyük bir kapasite artışıyla kırma eleme projesi başvurusu yapıldı. STÖ’leri ile ve bilim insanlarımızın desteğiyle birlikte itirazlarımızı yaptık. Meriç Nehri kumuyla, içindeki her türden canlıyla ve çevresiyle birlikte bir ekosistemdir ve şirketlerin kar projelerine kurban edilmemeli ve gelecek nesillere en doğal haliyle aktarılmalıdır dereken bir de gördük ki Çevre Bakanı kentimize gelip 3 Nehir 1 Şehir Projesini açıklıyor. Şirketlerin koltuklarının altına alarak getirdikleri projeler bilim insanları, STÖ’leri ve halk ile konuşulmadan, tartışılmadan yapılmamalı. İşte BOTAŞ’ın Saros Körfezi’ne hukuk süreçlerini bile beklemeden yapmaya başladığı FSRU Doğalgaz boru hattı ve limanı projesi Bölge halkı ve Saros Gönüllüleri yıllardır karşı çıkıyor.” Sözlerine yer verdi.
Denizlerin, sahillerin, meraların halkın olduğunu belirten Eren, “Bırakın denizlerimizi, sahillerimizi, nehirlerimizi, meralarımızı, uzak durum doğadan. Onlar halkındır, bizimdir. Geleceğe bırakacak doğal kaynak kalmayacak çocuklarımıza diye sesleniyoruz ama daha güçlü ses çıkarmak ve her çevre ihlalini bıkıp usanmadan çalışmalı hukuk ve itirazlarımızı daha güçlü yapılar oluşturarak çalışmalıyız.” Diye konuştu.
Eren, “Önceki gün, Saros Körfezi sahillerimizin özel kişilere kiralanması konusunda itirazlarımızı yaptık Edirne STÖ ‘leriyle bir araya gelerek. Deniz, göl, akarsu kıyıları kıyı kenar kanununa göre doğal yapısıyla korunması gereken alanlardır. Bu görev de yerel yönetimlerin işidir. Halkın ücretsiz kullanım hakkına karşılık neden ücret ödemesi isteniyor? Bunda bir kamu yararından söz edebilir misiniz?
Buraların ticaret amaçlı kiralanmasından neyin amaçlandığını anlamakta zorlanıyoruz.
Belediyelerin yapması gereken sahil bakımları ve düzenlemelerini desteklemek yerine neden kar amaçlı olarak özel kişilere kiralamanız gerekiyor ey yöneticiler? Onlarca tesis ve ekipmanları doğal sit olması gereken sahillerimize neden doldurulmak isteniyor? Anayasal hak olarak kıyılar halkındır kar etmek üzere kiralanarak ticaret konusu edildiği taktirde yapılaşmanın önü açılacak ve herkesin eşit olarak buralardan yararlanma hakkı kısıtlanacaktır. Sahillerimizin özel şahıslara kiralanmasını istemiyoruz.” Sözlerine yer verdi (Haber-Fotoğraf: Alp Togan BOLU)
Genel kurul öncesi konuşan Edirne Çevre Gönüllüleri Derneği Yönetim Kurulunda konuşan Ayten Eren, Kanal İstanbul’un hukuksuz yöntemler ile sürdürüldüğünü, Trakya’yı her yönden etkileyeceğini, ÇED sürecinde Trakya’da yaşayan halkın uğrayacak etkilerin göz ardı edildiğini söyledi.
Gelecek nesillere sağlıklı bir yaşam sunma kaygısı yaşadığını ifade eden Eren, “Doğa katliamına dur demek için kenti yönetenlerle görüştük, tartıştık. Kamuoyuna sıkça konular hakkında basın yoluyla açıklamalar yaptık, hukuk süreçlerine baş vurduk. Burada eksik olan aynı düşünceye sahip insanların pek azını katabildik. Oysa çoğumuz gelecek endişesiyle yaşıyoruz, çocuklarımıza sağlıklı bir yaşam sunamama kaygısı taşıyoruz. Daha çok katılımı sağlamak ta önümüze koymamız gereken yeni dönem hedeflerimizden olmalı, özellikle de gençlerin katılımı sağlanmalı, gelecek yapılarda sorumluluk almaları önemli.” Diye konuştu.
Şirketlerin kar hırsıyla ekolojik dengeyi bozduklarını belirten Eren, “Bu toplantıda tabi ki hepimizin tanık olduğu, bölgemiz ve yakın çevremiz sorunlarını konuşacağız. İşte küresel ısınmada 1,5 derecenin önemini, KOVİD 9 pandemisi ve şirketlerin kar hırsıyla dengesini bozdukları ekolojik sistemi de konuşacağız. Böyle giderse olası açlık ve susuzlukla baş etmek üzere kentimizde biz ve sonraki nesillere aktarmak üzere kendine yeten, yerel üretimi destekleyen çalışmalara nasıl başlarız da konuşacağız.” Diye konuştu.
Son 7 termik santrallin yanı sıra 450 tane kömür taşı, kalker ocağı, RES boya, kimyasal fabrika başvuruların olduğunu vurgulayan Eren, “Bölgemizde son 7 yıldır, termik santral taleplerinin yanı sıra, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, e-ÇED duyuru sitesinden incelenecek olursa 450 tane kömür taşı, kalker ocağı, RES boya, kimyasal fabrika başvuruları var. Geçkinli, Vaysal, Paşayiğit, Hamzabeyli, Sarayakpınar.ve daha birçok köy meralarımız, gölet ve ormanlarımız köylümüzün gözünün yaşına bakmadan altı üstüne getiriliyor. Son zamanlarda çökme diyorlar böyle bedavadan sahiplenmelere Tam da öyle, Nehirlere kum ocakları, sahillerin özelleştirilmesi v.b 450 civarında şirketin proje başvuruları görülecektir. Kamu değil şirket yararına olan bu projelerin takip edilemeyecek hızda ÇED gerekli değil ya da 10 gün içinde itiraz süresi veren Çevre ve Şehircilik Bakanlığından zorlanmadan geçişlerine karşı ne yapmalı, nasıl yapmalıyı ve güç birliği oluşturmayı da konuşacağız.” İfadelerien yer verdi.
Eren, Belediye su arıtma tesislerine 200 metre yakınlıkta olan zehirli kurşun işleme tesisi kurma projesine STÖ’leri ve belediye ile birlikte itiraz ettiklerini belirtti. Eren Şirketin ÇED projesini beklemeden montajlaa-ma işlemi yaptığını ifade ederek, “şirket projenin geçeceğinden o kadar emin ki, ÇED sürecini beklemeden araçlarını getirip montajına başlamıştı bile. E.Çevre Şehircilik Md’ne yapılan suç duyurusuyla mühürlenerek sonlandırıldı.
Yine hemen ertesi hafta Meriç Nehri’mizde zaten yeterince mevcut olan kum ocaklarına ek olarak 4 beton santraliyle birlikte çok daha büyük bir kapasite artışıyla kırma eleme projesi başvurusu yapıldı. STÖ’leri ile ve bilim insanlarımızın desteğiyle birlikte itirazlarımızı yaptık. Meriç Nehri kumuyla, içindeki her türden canlıyla ve çevresiyle birlikte bir ekosistemdir ve şirketlerin kar projelerine kurban edilmemeli ve gelecek nesillere en doğal haliyle aktarılmalıdır dereken bir de gördük ki Çevre Bakanı kentimize gelip 3 Nehir 1 Şehir Projesini açıklıyor. Şirketlerin koltuklarının altına alarak getirdikleri projeler bilim insanları, STÖ’leri ve halk ile konuşulmadan, tartışılmadan yapılmamalı. İşte BOTAŞ’ın Saros Körfezi’ne hukuk süreçlerini bile beklemeden yapmaya başladığı FSRU Doğalgaz boru hattı ve limanı projesi Bölge halkı ve Saros Gönüllüleri yıllardır karşı çıkıyor.” Sözlerine yer verdi.
Denizlerin, sahillerin, meraların halkın olduğunu belirten Eren, “Bırakın denizlerimizi, sahillerimizi, nehirlerimizi, meralarımızı, uzak durum doğadan. Onlar halkındır, bizimdir. Geleceğe bırakacak doğal kaynak kalmayacak çocuklarımıza diye sesleniyoruz ama daha güçlü ses çıkarmak ve her çevre ihlalini bıkıp usanmadan çalışmalı hukuk ve itirazlarımızı daha güçlü yapılar oluşturarak çalışmalıyız.” Diye konuştu.
Eren, “Önceki gün, Saros Körfezi sahillerimizin özel kişilere kiralanması konusunda itirazlarımızı yaptık Edirne STÖ ‘leriyle bir araya gelerek. Deniz, göl, akarsu kıyıları kıyı kenar kanununa göre doğal yapısıyla korunması gereken alanlardır. Bu görev de yerel yönetimlerin işidir. Halkın ücretsiz kullanım hakkına karşılık neden ücret ödemesi isteniyor? Bunda bir kamu yararından söz edebilir misiniz?
Buraların ticaret amaçlı kiralanmasından neyin amaçlandığını anlamakta zorlanıyoruz.
Belediyelerin yapması gereken sahil bakımları ve düzenlemelerini desteklemek yerine neden kar amaçlı olarak özel kişilere kiralamanız gerekiyor ey yöneticiler? Onlarca tesis ve ekipmanları doğal sit olması gereken sahillerimize neden doldurulmak isteniyor? Anayasal hak olarak kıyılar halkındır kar etmek üzere kiralanarak ticaret konusu edildiği taktirde yapılaşmanın önü açılacak ve herkesin eşit olarak buralardan yararlanma hakkı kısıtlanacaktır. Sahillerimizin özel şahıslara kiralanmasını istemiyoruz.” Sözlerine yer verdi (Haber-Fotoğraf: Alp Togan BOLU)
