Obezite ve tip 2 diyabet tedavisinde son yıllarda kullanım alanı hızla genişleyen yeni nesil ilaçlar, sağladıkları başarılı kilo kontrolü nedeniyle milyonlarca kişinin ilgisini çekiyor. Halk arasında daha çok "zayıflama iğnesi" olarak bilinen semaglutid ve tirzepatid etken maddeli ilaçların bilinçsiz şekilde kullanılmasının ise ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğine dikkat çeken Kardiyoloji Uzmanı Dr. Çetin Gül, özellikle kalp-damar hastalığı bulunan bireylerde bu tedavilerin mutlaka uzman hekim kontrolünde planlanması gerektiğini söyledi.
Son dönemde özellikle sosyal medya paylaşımları ve çevreden duyulan tavsiyeler nedeniyle Ozempic ve Mounjaro gibi ilaçlara olan ilginin önemli ölçüde arttığını belirten Dr. Gül, bu ilaçların yalnızca estetik amaçlı kilo vermeyi sağlayan ürünler olarak görülmesinin büyük bir yanlış olduğunu ifade etti. Obezite ve tip 2 diyabetin kronik hastalıklar olduğunu vurgulayan Gül, bu tedavilerin de uzun vadeli bir sağlık planlamasının parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdi.
"Sadece zayıflama amacıyla kullanılan ilaçlar olarak değerlendirilmemeli"
Semaglutid ve tirzepatid içeren tedavilerin son yıllarda metabolik hastalıkların yönetiminde önemli bir yer edindiğini belirten Kardiyoloji Uzmanı Dr. Çetin Gül, söz konusu ilaçların yalnızca kilo kaybı sağlamadığını, aynı zamanda metabolik dengeyi iyileştirmeye yönelik etkilerinin de bulunduğunu söyledi.
Özellikle Ozempic'in etken maddesi olan semaglutid ile Mounjaro'nun etken maddesi tirzepatidin hem obezite hem de tip 2 diyabet tedavisinde başarılı sonuçlar verdiğini ifade eden Gül, bu nedenle tedavinin bilimsel veriler doğrultusunda planlanmasının büyük önem taşıdığını kaydetti.
Uzun vadeli kullanım konusunda araştırmalar devam ediyor
Yeni nesil ilaçların uzun dönem güvenilirliğine ilişkin önemli bilimsel çalışmalar bulunduğunu belirten Dr. Gül, bugün için elde edilen 4-5 yıllık takip sonuçlarının oldukça olumlu olduğunu söyledi. Ancak 10 ila 20 yıllık kullanım sonrasında ortaya çıkabilecek tüm etkilerin henüz tam anlamıyla bilinmediğini belirten Gül, bu nedenle hastaların düzenli takip edilmesi gerektiğini ifade etti.
Tedavinin kişiye özel planlanmasının önemine değinen uzman hekim, hastanın kilosu, mevcut hastalıkları, kullandığı ilaçlar, böbrek ve karaciğer fonksiyonları ile kardiyovasküler risklerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Kalp hastaları açısından sevindirici veriler
Yeni nesil obezite ilaçlarının en çok merak edilen yönlerinden birinin kalp-damar sistemi üzerindeki etkileri olduğunu belirten Dr. Gül, özellikle semaglutid ile ilgili bilimsel çalışmaların dikkat çekici sonuçlar ortaya koyduğunu söyledi.
Uluslararası çapta gerçekleştirilen SELECT çalışmasına değinen Gül, fazla kilolu veya obez, diyabeti bulunmayan ancak kalp-damar hastalığı olan 17 bin 604 kişinin yer aldığı araştırmada yaklaşık 3,3 yıllık takip sonucunda semaglutid kullanan hastalarda kalp krizi, inme ve kardiyovasküler ölümlerde yaklaşık yüzde 20 oranında azalma tespit edildiğini aktardı.
Bu sonuçların ilacın yalnızca kilo kaybı sağlamadığını, uygun hastalarda kalp ve damar sağlığı açısından da önemli faydalar sunduğunu gösterdiğini ifade eden Gül, kardiyoloji dünyasında bu sonuçların oldukça değerli kabul edildiğini söyledi.
"Kalp hastası olmak tek başına engel oluşturmaz"
Toplumda kalp hastalarının bu ilaçları kesinlikle kullanamayacağı yönünde yaygın ancak yanlış bir düşünce bulunduğunu belirten Dr. Gül, daha önce kalp krizi geçirmiş, stent takılmış, koroner arter hastalığı bulunan ya da periferik damar hastalığı olan birçok kişinin uygun değerlendirme sonrasında bu tedavilerden yararlanabileceğini söyledi.
Her hastanın sağlık durumunun farklı olduğunu belirten Gül, tedavi kararının kişinin mevcut hastalıkları ve risk profili dikkate alınarak verilmesi gerektiğini ifade etti.
Obeziteyle birlikte hipertansiyon, diyabet ve koroner arter hastalığının görüldüğü bireylerde kilo kaybının yanında metabolik iyileşme ve kardiyovasküler risklerde de azalma sağlanabildiğini belirten uzman hekim, tedavinin bu yönüyle de önem taşıdığına dikkat çekti.
Tirzepatid için çalışmalar sürüyor
Dr. Gül, Mounjaro'nun etken maddesi olan tirzepatid ile ilgili mevcut bilimsel verilerin de umut verici olduğunu ancak semaglutid kadar uzun süreli kardiyovasküler araştırma sonuçlarının henüz bulunmadığını ifade etti.
Buna rağmen uygun hastalarda etkili sonuçlar alınabildiğini belirten Gül, hangi ilacın kullanılacağına hastanın tüm klinik özellikleri değerlendirilerek karar verilmesi gerektiğini söyledi.
En sık görülen yan etkiler sindirim sistemi kaynaklı
Yeni nesil kilo kontrolü ilaçlarında en sık karşılaşılan yan etkilerin mide ve bağırsak sistemiyle ilgili olduğunu ifade eden Kardiyoloji Uzmanı Dr. Çetin Gül, özellikle tedavinin ilk haftalarında bulantı, kusma, iştah azalması, erken doyma hissi, hazımsızlık, mide yanması, reflü, kabızlık, ishal ve karın ağrısı gibi yakınmaların görülebildiğini belirtti.
Bu şikâyetlerin özellikle doz artırımı döneminde daha belirgin hale gelebildiğini ifade eden Gül, hastaların kendi kendilerine doz artırmaması veya tedaviyi gelişigüzel bırakmaması gerektiğini söyledi.
Daha seyrek görülen ancak önem taşıyan riskler
Her ilaçta olduğu gibi bu tedavilerde de daha nadir görülen bazı ciddi yan etkilerin bulunduğunu belirten Dr. Gül, safra taşı oluşumu, safra kesesi iltihabı, pankreatit, yoğun kusma ve ishale bağlı gelişebilen sıvı kaybı ile akut böbrek hasarının dikkatle takip edilmesi gerektiğini ifade etti.
Diyabetik retinopatisi bulunan kişilerde kan şekerinin hızlı düşmesine bağlı göz problemlerinin gelişebileceğini söyleyen Gül, insülin ve sülfonilüre grubu ilaçlarla birlikte kullanımda hipoglisemi riskinin de artabileceğini belirtti.
Tedavi uzun yıllar sürebilir
Bu ilaçların belirli bir süre kullanıldıktan sonra mutlaka bırakılması gerektiği yönünde kesin bir kural bulunmadığını ifade eden Dr. Gül, obezite ve diyabetin kronik hastalıklar olduğunu, bu nedenle uygun hastalarda tedavinin yıllarca hatta ömür boyu devam edebileceğini söyledi.
Hedef kiloya ulaşıldıktan sonra tedavinin sona erdiği düşüncesinin her zaman doğru olmadığını belirten uzman hekim, ulaşılan kilonun korunmasının da tedavinin önemli bir parçası olduğunu ifade etti.
İlacın bırakılmasıyla kilo geri dönebiliyor
Tedavi sonlandırıldığında iştahın yeniden artabileceğini ve verilen kiloların geri alınabileceğini belirten Dr. Gül, bu nedenle kilo koruma döneminin en az kilo verme süreci kadar önemli olduğunu söyledi.
Yeni nesil ilaçların kısa süre kullanılıp bırakılacak ürünler olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade eden Gül, tedavinin yaşam tarzı değişiklikleriyle birlikte yürütülmesi gerektiğini dile getirdi.
Kas kaybı göz ardı edilmemeli
Kilo kaybı sırasında yalnızca yağ dokusunun değil kas kütlesinin de azalabileceğine dikkat çeken Gül, özellikle ileri yaş grubunda yeterli protein alınmaması ve direnç egzersizlerinin ihmal edilmesi halinde kas kaybının hızlanabileceğini belirtti.
Bu nedenle hastaların yalnızca kaç kilo verdiğine değil, verilen kilonun ne kadarının yağ, ne kadarının kas dokusundan oluştuğunun da değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Beslenme düzeni büyük önem taşıyor
İştahın belirgin şekilde azalmasının bazı kişilerde yetersiz beslenmeye neden olabileceğini söyleyen Dr. Gül, uzun süre çok düşük kalorili beslenmenin protein, vitamin ve mineral eksikliklerine yol açabileceğini belirtti.
Tedavi süresince dengeli beslenmenin sürdürülmesi, yeterli protein tüketilmesi ve gerekli görüldüğünde diyetisyen desteği alınmasının tedavinin başarısını artıracağını ifade etti.
Sindirim sistemi yakınmaları takip edilmeli
Uzun süreli tedavilerde mide-bağırsak sistemiyle ilgili şikâyetlerin de yakından izlenmesi gerektiğini belirten uzman hekim, uzun süre devam eden bulantı, kabızlık, mide boşalmasının yavaşlaması ve reflü gibi sorunların yaşam kalitesini olumsuz etkileyebileceğini söyledi.
Her hasta aynı tedaviye uygun olmayabilir
Kalp hastalığı bulunan herkesin aynı tedaviyi almasının doğru olmadığını vurgulayan Dr. Gül, böbrek fonksiyonları, safra kesesi hastalıkları, pankreatit öyküsü, diyabet durumu, mide-bağırsak sistemi sorunları ve kullanılan diğer ilaçların birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
İleri kalp yetersizliği, ciddi böbrek yetmezliği, aktif safra kesesi hastalıkları, tekrarlayan pankreatit, ciddi gastroparezi ve ileri retinopati bulunan kişilerde tedavinin çok daha dikkatli planlanması gerektiğini kaydetti.
Birden fazla risk faktörüne aynı anda etki edebiliyor
Obezite ile kalp-damar hastalıklarının birlikte görüldüğü bireylerde bu ilaçların öneminin arttığını belirten Gül, uygun hastalarda tedaviyle birlikte vücut ağırlığında azalma, HbA1c düzeylerinde düşüş, kan basıncının kontrol altına alınması, trigliserid seviyelerinin azalması, metabolik inflamasyonun gerilemesi ve kardiyovasküler olay riskinin düşürülebildiğini söyledi.
Bu nedenle yeni nesil tedavilerin yalnızca estetik amaçlı kilo verme yöntemi olarak değil, metabolik ve kardiyovasküler risk yönetiminin de önemli bir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
"Doktor önerisi olmadan kesinlikle kullanılmamalı"
Dr. Çetin Gül, günlük hekimlik uygulamalarında metabolik hastalığı bulunmamasına rağmen yalnızca birkaç kilo vermek amacıyla bu ilaçlara yönelen kişilerle karşılaştıklarını belirterek, bunun ciddi bir hata olduğunu söyledi.
Sosyal medyada görülen paylaşımlar veya çevreden alınan tavsiyeler doğrultusunda ilaca başlanmasının sağlık açısından büyük risk oluşturduğunu ifade eden Gül, zaman zaman yalnızca iştahı azaltmak amacıyla bu ilaçların kullanıldığını da gördüklerini dile getirdi.
Son olarak yeni nesil obezite ilaçlarının doğru hastada ve uzman kontrolünde kullanıldığında kilo kaybının yanı sıra kan şekeri, tansiyon, kan yağları ve kalp-damar hastalıkları riskinde önemli iyileşmeler sağlayabildiğini belirten Kardiyoloji Uzmanı Dr. Çetin Gül, buna karşın yanlış kişide, yanlış dozda ve doktor gözetimi olmadan kullanıldığında ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini vurguladı. Vatandaşların sosyal medya önerileriyle değil, mutlaka uzman değerlendirmesi sonrasında tedaviye başlamaları gerektiğini sözlerine ekledi.
Refik Usly