Edirne Camileri ve Selimiye sempozyumu’nun ikinci oturumunda Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Dr. Burhan İşleyen ’in başkanlığında düzenlendi. ‘Cami merkezli din hizmetlerine ilişkin tespit beklenti ve öneriler’ konusunu Ankara Üniversitesi İlahiyat fakültesi Öğretim üyesi Prof. Dr. İlhan Çapcıoğlu, Kırklareli Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Araştırma Görevlisi Dr. Sıddık Ağçoban tarafından sunuldu. ‘Osmanlı Edirne’sinde cami sosyo-mekânsal bulgular ve değerlendirmesi ‘konusunu Trakya Üniversitesi ilahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç Dr. Abdullah Taha İmamoğlu ve Muhammed Ali Başaran tarafından anlatıldı. Sempozyumda ‘14. yüzyıldan günümüze Osmanlı Edirne’sinde kaybolan camiler’ konusunu Diyanet İşleri Başkanlığı Edirne İl müftülüğü Kur’an kursu öğreticisi Orhan Buyuk, Seyyahların gözünden Edirne Camileri konusunu Milli Eğitim Bakanlığı Edirne İl Müdürlüğü Öğretmen Yılmaz Kahraman tarafından sunuldu.
14. yüzyıldan günümüze Osmanlı Edirne’sinde kaybolan camiler’ konusunu anlatan Diyanet İşleri Başkanlığı Edirne İl müftülüğü Kur’an kursu öğreticisi Orhan Buyuk, Murad’ın Edirne’de kiliseyi camiye dönüştürdüğünü ifade ederek, “Murat’ın ilk işi Kaleiçi’nde Ayasofya kilisesin camiye çevirerek burada ilk Cuma namazını kılmıştır.” Sözlerine yer verdi. Buyuk, Ayasofya caminin yok olduğunu, tarih camilerin zaman ile yok olduğunu ifade etti.
“GÜNÜMÜZDE 210 CAMİNİN YOK OLDUĞUNU İFADE EDEBİLİYORUZ”
“Günümüzde 210 caminin yok olduğunu ifade edebiliyoruz. Payitahtın Edirne’den İstanbul merkezine taşınması Karlofça anlaşması ile Osmanlını Avrupa’daki ilerleyişi yavaşlaması ve devletin kurumlarının yavaş yavaş yetersiz kalması neticesinde.” Diye konuştu.
Buyuk, Edirne’de yaşanan depremlerin, yangınların, su baskınlarının, doğal afetlerin Osmanlı Rus savaşının, Buyuk, Bulgarların Edirne’yi işgal etmesi birlikte tarih eserlerin ve camilerin kaybolduğunu belirtti. Okur, Eski camilerin ahşap olması sebebiyle 1902 yılında çıkan büyük yangından dolayı camilerin yandıklarını söyledi.
Eski camilerin zamanla kaybolduğu cami adı olan sokak adlarını değişmemesi gerektiğini belirten Buyuk, “Keşke sokakların adı değiştirilmeseydi. Edirne’de Tarihi camilerin isminin yer aldığı sokak isimlerinin aynı isim ile yapalım ki gelecek nesillere böyle bir cami yapamazsak bile ismiyle bile bu sokakta bir cami vardı diyebilelim.” İfadelerine yer verdi
Buyuk, Osmanlı Devleti’nin İstanbul’dan önce ve Bursa’dan sonra, ikinci başkenti olan ve yaklaşık doksan sene bu vasfını koruyan Edirne, özellikle sanat şaheseri camileriyle ayrı bir şöhret kazanmıştır. Şehirde ilk cami I. Murad’ın emriyle Kaleiçi’nde kiliseden camiye çevrilen Halebî Camii’dir (Çelebi Camii). Ayrıca yine Kaleiçi’nde kiliseden camiye çevrilen bir başka mabedin daha varlığı bilinmekle birlikte her iki cami de bugüne ulaşamamıştır. Edirne’de 14. yüzyıldan kalma yegâne cami 1399 tarihli Yıldırım Camii’dir. Edirne’nin gelişme gösterdiği 15. yüzyılın ilk yarısından itibaren yıllar içerisinde pek çok cami inşa edilmiştir. Eski Cami (1402), Gazi Mihal Camii (1422), Beylerbeyi Camii (1429), Şah Melek Camii (1429), Dârülhadis Camii (1435), Murâdiye Camii (1436), Mezid Bey Camii (1442), Üç Şerefeli Cami (1447), Sarıca Paşa Camii (1458), Kasım Paşa Camii (1479), Sitti Sultan Camii (1482), II. Bayezid Camii, Dârüşşifâsı ve Külliyesi (1488), Taşlık Camii, Selimiye Camii (1574), Şeyhî Çelebi Camii (1575) ve Defterdar Camii (1576) bunlardan yalnızca bir kısmıdır.” Şeklinde konuştu.
Trakya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç Dr. Abdullah Taha İmamaoğlıu, Osmanlı’nın manevi kimliğini en iyi Edirne’De yansıttığını belirterek, “Edirne’de her mahallede her sokakta arasında bir cami var. Aslında Osmanlıdan gelen manevi kimliği en güzel örneğini burada görmekteyiz.” Diye konuştu. (Haber-Fotoğraf: Alp Togan BOLU)




