Ateş, ağız yaraları ve cilt döküntüleriyle ortaya çıkan el-ayak-ağız hastalığı, özellikle küçük çocuklarda beslenme ve sıvı tüketimini olumsuz etkileyebiliyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ahmet Yıldırım, aileleri hijyen kurallarına uymaları ve hastalık belirtilerini yakından takip etmeleri konusunda uyardı.
Çocukluk döneminde sık rastlanan bulaşıcı enfeksiyonlardan biri olan el-ayak-ağız hastalığı, özellikle 5 yaş altındaki çocuklarda görülüyor. Virüs kaynaklı hastalık, çoğunlukla hafif seyretmesine ve 7 ila 10 gün içerisinde kendiliğinden iyileşmesine rağmen, ağız içinde oluşan ağrılı yaralar nedeniyle çocukların yemek yemesini ve su içmesini güçleştirebiliyor.
Kreş, anaokulu ve okullarda çocukların bir arada bulunması, hastalığın yayılma riskini artırıyor. Uzmanlar, erken belirtilerin fark edilmesinin, kişisel hijyene özen gösterilmesinin ve çocukların genel sağlık durumlarının takip edilmesinin önemine dikkat çekiyor.
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ahmet Yıldırım da el-ayak-ağız hastalığının belirtileri, bulaşma yolları ve evde bakım sürecine ilişkin ailelere önemli bilgiler verdi.
İlk işaretler ateş ve iştahsızlık
Virüsle temasın ardından genellikle 3 ila 6 gün içerisinde belirtilerin ortaya çıkabildiğini belirten Dr. Yıldırım, hastalığın başlangıcında ateş, halsizlik, iştahsızlık ve boğaz ağrısının görülebildiğini ifade etti. İlerleyen süreçte ağız içinde yaralar oluşabildiğini, el ve ayaklarda ise kırmızı lekeler veya küçük kabarcıkların ortaya çıkabildiğini kaydetti.
Ağız içerisindeki yaraların dilde, diş etlerinde ve yanakların iç yüzeyinde görülebildiğini belirten Yıldırım, bu durumun çocukların beslenmesini zorlaştırabildiğini söyledi. Özellikle avuç içleri ve ayak tabanlarındaki döküntülerin hastalık açısından dikkat çekici belirtiler arasında yer aldığını aktaran Yıldırım, bazı çocuklarda vücudun farklı bölgelerinde de döküntüler görülebileceğini dile getirdi.
Belirtilerin her çocukta aynı şekilde ortaya çıkmayabileceğine işaret eden Yıldırım, ateş, ağız yaraları ve cilt döküntülerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Her cilt döküntüsünün el-ayak-ağız hastalığı anlamına gelmediğini hatırlatan Yıldırım, şüpheli durumlarda hekim görüşü alınmasını önerdi.
Yakın temas bulaşma riskini artırıyor
Hastalığın enfekte kişilerin tükürük ve burun salgıları, öksürme ve hapşırma sırasında yayılan damlacıklar, kabarcıklardaki sıvılar ve dışkı yoluyla bulaşabildiğini belirten Dr. Yıldırım, özellikle çocukların ortak alanlarda bulunduğu dönemlerde hijyen önlemlerinin daha fazla önem kazandığını ifade etti.
Virüsün yayılmasını önlemek için çocuklara düzenli el yıkama alışkanlığı kazandırılması gerektiğini söyleyen Yıldırım, tuvalet sonrasında, yemeklerden önce ve burun temizliğinin ardından ellerin sabun ve suyla yıkanmasını tavsiye etti.
Çocukların sık temas ettiği oyuncakların, masa yüzeylerinin ve kapı kollarının düzenli temizlenmesinin de bulaşma riskini azaltabileceğini belirten Yıldırım, bardak, çatal, kaşık ve havlu gibi kişisel eşyaların ortak kullanılmaması gerektiğini kaydetti.
Ağız yaralarına karşı sıvı tüketimi önemli
El-ayak-ağız hastalığında virüsü doğrudan ortadan kaldıran rutin bir antiviral tedavinin bulunmadığını belirten Dr. Yıldırım, bakım sürecinde belirtilerin hafifletilmesinin ve çocuğun genel durumunun korunmasının amaçlandığını söyledi.
Ağız yaralarının ağrıya neden olması nedeniyle çocukların su içmekten kaçınabileceğini belirten Yıldırım, yeterli sıvı alınmamasının susuzluk riskini artırabileceğine dikkat çekti. Bu nedenle ailelerin çocuklarının sıvı tüketimini ve idrar miktarını yakından izlemesi gerektiğini ifade etti.
Beslenme sırasında ağız yaralarını tahriş etmeyecek yumuşak ve serin yiyeceklerin tercih edilebileceğini aktaran Yıldırım, asitli, aşırı tuzlu ve baharatlı gıdalardan uzak durulmasını önerdi.
Ateş ve ağrıya yönelik ilaçların çocuğun yaşına ve kilosuna uygun şekilde, hekim önerisi doğrultusunda kullanılması gerektiğini vurgulayan Yıldırım, viral enfeksiyonlarda doktor tavsiyesi olmadan antibiyotik kullanılmaması gerektiğini de hatırlattı.
Bu belirtiler varsa sağlık kuruluşuna başvurun
Çocuğun yeterince sıvı alamaması, idrar miktarının belirgin biçimde azalması veya genel sağlık durumunun kötüleşmesi hâlinde tıbbi değerlendirme gerektiğini belirten Dr. Yıldırım, ailelerin bu belirtileri göz ardı etmemesi çağrısında bulundu.
Özellikle 6 aydan küçük bebeklerde 38 derece ve üzerindeki ateşin acil tıbbi değerlendirme gerektirdiğini ifade eden Yıldırım, diğer çocuklarda da ateşin uzun sürmesi, kontrol altına alınamaması veya belirtilerin ağırlaşması durumunda hekime başvurulması gerektiğini söyledi.
Döküntülerin farklı hastalıklarla da ilişkili olabileceğini hatırlatan Yıldırım, ailelerin yalnızca ciltteki belirtilere bakarak tanı koymaya çalışmaması gerektiğini belirtti.
Okula dönüşte çocuğun durumu göz önünde bulundurulmalı
Hastalık belirtileri devam eden, ateşi bulunan veya ağız yaraları nedeniyle yeterince beslenemeyen çocukların dinlenmesi gerektiğini belirten Dr. Yıldırım, okula ya da kreşe dönüşte çocuğun genel sağlık durumunun dikkate alınmasını istedi.
Ateşin geçmiş olması, çocuğun kendini iyi hissetmesi ve günlük faaliyetlerini sürdürebilecek duruma gelmesi dönüş değerlendirmesinde önem taşıyor. Bununla birlikte, eğitim kurumlarının uygulamaları ve sağlık uzmanlarının önerileri de göz önünde bulundurulmalı.
Ailelere hijyen ve erken farkındalık uyarısı
El-ayak-ağız hastalığına karşı korunmada hijyen alışkanlıklarının ve belirtilerin erken fark edilmesinin önemli olduğunu vurgulayan Dr. Yıldırım, özellikle küçük çocuklarda ağız yaralarına bağlı sıvı kaybı riskinin yakından takip edilmesi gerektiğini ifade etti.
Ailelerin ateş, ağız yaraları ve cilt döküntülerini gözlemlemesi, sıvı tüketimini takip etmesi ve el temizliğine özen göstermesi hastalık sürecinin daha sağlıklı yönetilmesine katkı sağlayabiliyor. Yıldırım, belirtilerin başka enfeksiyonlarla benzerlik gösterebileceğini hatırlatarak şüpheli durumlarda sağlık uzmanına başvurulması gerektiğini kaydetti.(Hasan Yiğit KONAKLILAR)





