Bizim cemiyet, burnunun ucundaki cevheri görmekten acizdir. Musikimizi saray duvarları arasına yahut İstanbul’un konaklarına hapsedip “Trakya Klarneti” dendi mi dudak bükenler, aslında Türk musikisinin en bakir, en diri damarlarından birini hiçe saydıklarını bilmezler.
Oysa Trakya toptan bir hazinedir; toprağı kadar insanı da nağmeyle yoğrulmuştur. Bu toprağın neşesini de kederini de en çıplak haliyle dışa vuran ne süslü teoriler ne de yapmacık kalıplardır... Trakya’nın hakiki ruhu, klarnetin o fırtınalı üfleyişinde, perdesiz nağmesinde gizlidir. Bu zenginliğin tepe noktası ise hiç şüphesiz iki abide isimdir: Selim Sesler ve Çorlulu Savaş.
Selim Sesler’i ne zaman dinlesem içimde tarif edilmez bir hayranlık uyanır. Kendim de nefesli bir saz olan neyi üflediğim ve ney ekolünde Niyazi Sayın üstadımızın o muazzam üslubunu rehber aldığım için, Selim Sesler’in kamışından dökülen o kusursuz icrayı gördüğümde ona hürmeten “Klarnetin Niyazi Sayın’ı” unvanını verdim. Beni onda en çok etkileyen husus; klarneti ailesinden, hocalarından ve çevresinden devraldığı o katıksız geleneksel üslupla çalması, enstrümanın o samimi duygusunu hiç bozmadan kendi gönül güzelliğini ve özgün yorumunu katarak musikimizi muazzam bir seviyeye taşımasıdır. Şehnaz makamındaki Longa icrasını dinlerseniz ne demek istediğimi çok daha iyi anlarsınız. Ne yazık ki kendisi aramızdan ayrıldı; Cenâb-ı Hak gark-ı rahmet eylesin, mekanı cennet olsun.
Diğer yanda ise Çorlu’nun bağrından kopup gelen, sazını adeta konuşturan Çorlulu Savaş abimiz... Savaş abinin üslubunda insanın kanını kaynatan çok keyifli, son derece heyecanlı bir caz havası vardır. Sazına ve perdesine öyle bir hakimiyeti mevcuttur ki o icra seviyesine erişebilmek adeta imkansızdır. Bizde klarnet deyince ekseriyetle hareketli, oynak ve hırçın havalar anlaşılır. Oysa Çorlulu Savaş abimin dijital platformlarda yer alan “Roman Düğünü” eserini muhakkak bulup dinlemenizi tavsiye ederim. Genelde düğün denilince akla şenlikli parçalar gelir; fakat Çorlu Savaş abimiz bu eserde çiftetelliyi öyle bir tavırla icra etmiş ki, bir klarnetin ancak bu kadar hüzünlü ve içten çalınabileceğine şahit olursunuz.
Ben de bu muazzam icralar karşısında duyduğum hayranlıkla kendisiyle tanışmak istedim. Çok sevdiğim bir abimi arayıp telefon numarasını rica ettim fakat ne yazık ki bizzat ulaşmak nasip olmadı. Maalesef bir süre önce bir rahatsızlığa yakalandığını öğrendim. Rabbimden kendisine acil şifalar ihsan etmesini niyaz ediyorum.
Burada altını çizmek istediğim asıl hakikat şudur: Anlatmaya gayret ettiğim bu iki dev sanatçı, asla sadece kendi mahalle aralarında kalmış müzisyenler değildir. Şurası bir gerçektir ki; bu iki usta şayet Amerika’da, Brooklyn’in bağrında doğup büyümüş olsalardı, bugün cihanın en büyük caz virtüözleri arasında ilk sırada anılırlardı.
Nitekim Selim Sesler’in dünya ufkuna açılması tesadüf değildir. Kanadalı sanatçı Brenna MacCrimmon ile imza attığı Karşılama albümü ve Kanada turnesi onun uluslararası arenadaki kırılma noktası oldu. Keza Senegal’in efsane sesi Youssou N'Dour ile aynı prestijli sahneleri paylaştı; Filistinli sanatçı Reem Kelani ile aynı ruhu üfledi. Alman ethno-caz topluluğu Embryo ile stüdyoya girip albümler kaydetti; Tom Waits’in usta saksofoncusu Ralph Carney ve Fransız virtüöz Titi Robin gibi isimlerle aynı musiki havzasında buluştu.
Çorlulu Savaş abimiz de keza evrensel sahnede iz bırakmış bir başka devdir. Fransız müzisyen Jean-Pierre SmadJ ve Orhan Osman ile S.O.S. albümüne imza atan, efsanevi caz trompetçisi Erik Truffaz ile “Dulcinea” projesinde aynı sahneyi soluyan odur. Avustralyalı GeckoROMAN Project, Baro Banda ve Bashka gibi gruplarla kıtalararası konserler vermiş, workshoplar düzenlemiş ve uluslararası albüm projelerinde klarnetinin benzersiz imzasını atmıştır.
Her iki usta da yaşadıkları ve yetiştikleri ortamda üstadlardan aldıkları meşaleyi ve kendi mahallelerinin, kendi sokaklarının musikisini evrensel bir virtüözlük seviyesine taşımış, memleketimizi uluslararası meydanlarda en soylu şekilde temsil etmişlerdir.
Selim Sesler’i rahmetle anarken, Çorlulu Savaş gibi ustalara da bu mirası diri tuttukları için hakkı teslim etmek icap eder. Zira Trakya’nın bu musiki derinliği karşısında hayran kalmamak mümkün değildir. Bu bereketli coğrafyadan henüz sesi geniş kitlelere ulaşmamış nice cevherler çıkmış ve çıkmaya da devam etmektedir; bize düşen ise bu eşsiz ses ziyafetine hürmetle kulak kesilmek, bu bitmeyen zevki hayranlıkla yaşamayı sürdürmektir.





