Lalapaşa’da bulunan tarihi dolmenler tahribata uğrayarak zarar gördüğünü ve korunması gerektiğini ifade eden,Trakya Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Engin Beksaç, “Edirne ve Türkiye açısından baktığımız zamanda dolmenleri korumak bizim görevimiz. Hem milli hem ulusal hem de insani olarak bir görevimiz bunları korumak. Dolmenlerimiz çok seçkin anıtlardır.” Dedi.
Trakya Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Engin Beksaç, Edirne’de bulunan dolmenler önemli kültür varlıklarından olduğunu belirterek, dolmenlerin esasında Trakya’da özellikle Edirne’nin en önemli kültür varlıklarının başında geldiğini söyledi. Prof. Dr. Beksaç, “Dolmenlerimiz esasında çok seçkin anıtlar, Türkiye’de çok az gördüğümüz anıtlar bunlar. Esasında Trakya dolmenlerini Edirne ve Kırklareli dışında da görmüyoruz. Edirne’de de çok sınırlı bir alanda dolmenler var. Edirne’de ağırlıklı olarak Lalapaşa’da dolmenlere rastlıyoruz. Bir de Süloğlu’nda görmekteyiz. Bunun dışında Kırklareli’nin kuzey kesimi Istranca bölgemizde karşımıza çıkan bir grup dolmenimiz var. Yaptığımız çalışmalar itibariyle az ve çok tahribatlı olarak tespit ettiğimiz 160 tane kadar dolmen Trakya’da var.” İfadelerine yer verdi.
“SON YILLARDA DOLMENLERE TAHRİBAT ÇOK ARTTI”
Dolmenlerin son yıllarda tahribatauğradığını, tahribatlar ile kültür varlıklarının yok olduğunu ifade eden Beksaç, “Dolmenler gerçekten çok önemli anıtlar ve gerçekten korunması gerekiyor. Dünya turizminin en önemli kaynaklarından birisidir dolmenler. Ama ne yazık ki Trakya Dolmenleri unutulmuş, bir kenara atılmış anıtların başında geliyor. Yıllardır yaptığımız çalışmalar bu dolmenlerin gerçekten çok büyük önemi olduğunu gösterdi. Özellikle son yıllarda dolmenlere tahribat çok arttı. Bu tahribat bir daha yeri doldurulamayacak olan kültür varlıklarımızı tamamen yok olmasına neden oluyor. Bunları korumamız gerekiyor. Gerçekten dolmenler tarihin en önemli anıtları arasında yer alıyor.
Dolmenlerin Avrupa’nın pek çok ülkesinde turizmin odağı olduğunu söyleyen Beksaç, “Bu dolmenler Avrupa’nın pek çok ülkesinde Almanya’da, Hollanda’da, Belçika’da, Fransa’da, İspanya’da, İngiltere’de, İrlanda’da, Danimarka’da, hatta İsveç’in batı kesiminde dolmenler bu bölgelerin turizmin temelidir. Bulgaristan’da da aynı şekilde dolmenler turizmin temeli sayılıyor. Şu an da değişen dünyada Ezoterik olgulara ilgi oldukça arttı ve pagan inanışlarla ilgili çok turistik atraksiyonlar yapıldı. İşte dolmenler bizim temel unsurumuz. Dolmenler bizim sahip çıkmamız gerekiyor. Dolmenler terk edilmiş bir olguydu ama şimdilerde dolmenin ne olduğunu biliyoruz.” Diye ifade etti.
“DOLMENLERİMİZİ KORUMAMIZ GEREKİYOR”
Tarihi dolmenleri hep birliktekorunması gerektiğini ifade eden Beksaç“Yeni dolmenler keşfediyoruz ama yaptığımız çalışmalarda tahribatlar bizim dikkatimizi çekiyor. Tahrip olmuş dolmenleri onarmaya çalışırken birçok köyde dolmenlerin taşlarının söküldüğünü tahrip olan dolmenin izinin bile bırakılmadığını görüyoruz. Gelen haberlerde dolmenlerin taşlarının inşaatlarda başka yerlerde kullanıldığını gösteriyor. Bunlar esasında yerinde kıymetli olan taşlar korunması gerekiyor. Bununla da bitmiyor, defineci faaliyeti köylülerin yanlış kullanımı dışında maalesef devlet kuruluşlarında bilinçli ve bilinçsiz yapılmış tahribatlar var. Son dönemde bazı köylerde yaptığımız çalışmalarda yol açma bahanesiyle kırılmış, dökülmüş dolmen ve aynı zamanda kistlere rastladık. İsim vermek istemiyorum ama bunları yapanlar o bölgelerde çalışan önemli devlet kurumları. Esasında bunların öğretilmesi lazım. Bunlarda hazine falan bulmak mümkün değil. Ama iyi bir eğitim gerekiyor. Dünyanın en önemli anıtları arasında yer alan dolmenlerimizi korumamız gerekiyor. Bunu hep birlikte yapacağız. Edirne ve Türkiye açısından baktığımız zamanda dolmenleri korumak bizim görevimiz. Hem milli hem ulusal hem de insani olarak bir görevimiz bunları korumak.” Şeklinde konuştu.
“DOLMENLER SADECE MEZAR DEĞİL”
Edirne’de bulunan dolmenlerin sadece mezar olmadığını, tapınakta olduğunu ifade eden Beksaç, “Bu yapıların yapılan çalışmalar neticesinde günümüzden tam 3 bin 500 yıl öncesine kadar gittiğini gösteriyor. Yani milattan önce bin 500’lere kadar dayanıyor. Çoğunlukla 3 bin yıllık olduğunu kesinlikle söyleyebiliriz. Traklar dönemi ile de bağlantılı. Hatta bunlar sadece mezar değil bir tür tapınak. Bizim daha sonra görmüş olduğumuz kaya suratlarını öncesinde şekillenmiş olan tapınak ve ana tanrıça kültüyle bağlantılı çok enterasan bir kutsal coğrafyanın içerisinde yer alıyor. Çok önemli bir şansımız var. Bu tapınak niteliği taşıyan dolmenlerin kutsal coğrafyaları da pek çok yerde ayakta. Ama bizim bunlara sahip çıkmamız gerekiyor. Bunların tahribatını önlememiz gerekiyor. Bunu da hep birlikte başaracağız.” İfadelerine yer verdi. (Haber-Fotoğraf: Alp Togan BOLU)
Trakya Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Engin Beksaç, Edirne’de bulunan dolmenler önemli kültür varlıklarından olduğunu belirterek, dolmenlerin esasında Trakya’da özellikle Edirne’nin en önemli kültür varlıklarının başında geldiğini söyledi. Prof. Dr. Beksaç, “Dolmenlerimiz esasında çok seçkin anıtlar, Türkiye’de çok az gördüğümüz anıtlar bunlar. Esasında Trakya dolmenlerini Edirne ve Kırklareli dışında da görmüyoruz. Edirne’de de çok sınırlı bir alanda dolmenler var. Edirne’de ağırlıklı olarak Lalapaşa’da dolmenlere rastlıyoruz. Bir de Süloğlu’nda görmekteyiz. Bunun dışında Kırklareli’nin kuzey kesimi Istranca bölgemizde karşımıza çıkan bir grup dolmenimiz var. Yaptığımız çalışmalar itibariyle az ve çok tahribatlı olarak tespit ettiğimiz 160 tane kadar dolmen Trakya’da var.” İfadelerine yer verdi.
“SON YILLARDA DOLMENLERE TAHRİBAT ÇOK ARTTI”
Dolmenlerin son yıllarda tahribatauğradığını, tahribatlar ile kültür varlıklarının yok olduğunu ifade eden Beksaç, “Dolmenler gerçekten çok önemli anıtlar ve gerçekten korunması gerekiyor. Dünya turizminin en önemli kaynaklarından birisidir dolmenler. Ama ne yazık ki Trakya Dolmenleri unutulmuş, bir kenara atılmış anıtların başında geliyor. Yıllardır yaptığımız çalışmalar bu dolmenlerin gerçekten çok büyük önemi olduğunu gösterdi. Özellikle son yıllarda dolmenlere tahribat çok arttı. Bu tahribat bir daha yeri doldurulamayacak olan kültür varlıklarımızı tamamen yok olmasına neden oluyor. Bunları korumamız gerekiyor. Gerçekten dolmenler tarihin en önemli anıtları arasında yer alıyor.
Dolmenlerin Avrupa’nın pek çok ülkesinde turizmin odağı olduğunu söyleyen Beksaç, “Bu dolmenler Avrupa’nın pek çok ülkesinde Almanya’da, Hollanda’da, Belçika’da, Fransa’da, İspanya’da, İngiltere’de, İrlanda’da, Danimarka’da, hatta İsveç’in batı kesiminde dolmenler bu bölgelerin turizmin temelidir. Bulgaristan’da da aynı şekilde dolmenler turizmin temeli sayılıyor. Şu an da değişen dünyada Ezoterik olgulara ilgi oldukça arttı ve pagan inanışlarla ilgili çok turistik atraksiyonlar yapıldı. İşte dolmenler bizim temel unsurumuz. Dolmenler bizim sahip çıkmamız gerekiyor. Dolmenler terk edilmiş bir olguydu ama şimdilerde dolmenin ne olduğunu biliyoruz.” Diye ifade etti.
“DOLMENLERİMİZİ KORUMAMIZ GEREKİYOR”
Tarihi dolmenleri hep birliktekorunması gerektiğini ifade eden Beksaç“Yeni dolmenler keşfediyoruz ama yaptığımız çalışmalarda tahribatlar bizim dikkatimizi çekiyor. Tahrip olmuş dolmenleri onarmaya çalışırken birçok köyde dolmenlerin taşlarının söküldüğünü tahrip olan dolmenin izinin bile bırakılmadığını görüyoruz. Gelen haberlerde dolmenlerin taşlarının inşaatlarda başka yerlerde kullanıldığını gösteriyor. Bunlar esasında yerinde kıymetli olan taşlar korunması gerekiyor. Bununla da bitmiyor, defineci faaliyeti köylülerin yanlış kullanımı dışında maalesef devlet kuruluşlarında bilinçli ve bilinçsiz yapılmış tahribatlar var. Son dönemde bazı köylerde yaptığımız çalışmalarda yol açma bahanesiyle kırılmış, dökülmüş dolmen ve aynı zamanda kistlere rastladık. İsim vermek istemiyorum ama bunları yapanlar o bölgelerde çalışan önemli devlet kurumları. Esasında bunların öğretilmesi lazım. Bunlarda hazine falan bulmak mümkün değil. Ama iyi bir eğitim gerekiyor. Dünyanın en önemli anıtları arasında yer alan dolmenlerimizi korumamız gerekiyor. Bunu hep birlikte yapacağız. Edirne ve Türkiye açısından baktığımız zamanda dolmenleri korumak bizim görevimiz. Hem milli hem ulusal hem de insani olarak bir görevimiz bunları korumak.” Şeklinde konuştu.
“DOLMENLER SADECE MEZAR DEĞİL”
Edirne’de bulunan dolmenlerin sadece mezar olmadığını, tapınakta olduğunu ifade eden Beksaç, “Bu yapıların yapılan çalışmalar neticesinde günümüzden tam 3 bin 500 yıl öncesine kadar gittiğini gösteriyor. Yani milattan önce bin 500’lere kadar dayanıyor. Çoğunlukla 3 bin yıllık olduğunu kesinlikle söyleyebiliriz. Traklar dönemi ile de bağlantılı. Hatta bunlar sadece mezar değil bir tür tapınak. Bizim daha sonra görmüş olduğumuz kaya suratlarını öncesinde şekillenmiş olan tapınak ve ana tanrıça kültüyle bağlantılı çok enterasan bir kutsal coğrafyanın içerisinde yer alıyor. Çok önemli bir şansımız var. Bu tapınak niteliği taşıyan dolmenlerin kutsal coğrafyaları da pek çok yerde ayakta. Ama bizim bunlara sahip çıkmamız gerekiyor. Bunların tahribatını önlememiz gerekiyor. Bunu da hep birlikte başaracağız.” İfadelerine yer verdi. (Haber-Fotoğraf: Alp Togan BOLU)




