Klasik Türk mûsikîsinin bazı isimleri vardır ki, yalnızca sesleriyle değil, temsil ettikleri kültür, ahlâk ve sanat anlayışıyla da bir mektep hâline gelirler. İşte Güzin Değişmez Hanımefendi, bu nadide isimlerden biridir.
Yıllarca merhum Necdet Yaşar'ın kurmuş olduğu toplulukta ses sanatçısı olarak görev yapmış, klasik Türk mûsikîsinin en seçkin eserlerini büyük bir hassasiyet ve estetik anlayışla icra etmiş olan Güzin Hanım, bugün yaşayan en önemli sanatkârlarımız arasında müstesna bir yere sahiptir. Ancak onu kıymetli kılan yalnızca sanatındaki zirve noktası değildir. Belki de daha önemlisi, o zirvenin üzerinde taşıdığı tevazu, zarafet ve sanat ahlâkıdır.
Kültür ve Turizm Bakanlığı Edirne Devlet Türk Müziği ve Rumeli Müzikleri Topluluğu'na misafir olduğu andan itibaren bizler, yalnızca büyük bir sanatçıyla değil, aynı zamanda büyük bir gönül insanıyla karşı karşıya olduğumuzu hissettik. Sanatındaki engin birikime rağmen son derece mütevazı tavırları, samimiyeti ve pozitif enerjisi, topluluğumuzun her ferdini derinden etkiledi.
Günümüzde sanat dünyasında başarı çoğu zaman mesafeyi beraberinde getirirken, Güzin Değişmez’in tavrı bunun tam aksineydi. Sahnedeki vakur duruşu ile kulisteki mütevazılığı arasında hiçbir farklılık yoktu. O, sanatın büyüklüğünü sanatçının kibriyle değil, sanatçının edebiyle ölçen bir anlayışın temsilcisi gibiydi.
Onun üzerinde merhum Necdet Yaşar Hocamızın ne kadar büyük bir emeği bulunduğunu ise yalnızca sözlerinden değil, davranışlarından da görmek mümkündü. Provalar boyunca ve konser esnasında sık sık hocasından bahsetmesi, sanat yolculuğundaki vefa duygusunu açıkça ortaya koyuyordu. Fakat bizi en çok etkileyen hususlardan biri, her eserin icrasının sonunda dönüp saz heyetindeki bütün sanatçılara tek tek teşekkür etmesiydi.
Belki ilk bakışta küçük bir ayrıntı gibi görülebilir. Oysa sahne sanatlarında bu davranış son derece nadir rastlanan bir inceliktir. Her eser sonunda arkasını dönerek sazende arkadaşlarına teşekkür eden bir sanatçıyı görmek, bizlere sanatın yalnızca alkış almak değil, emeğe saygı göstermek olduğunu da yeniden hatırlattı. Bu tavır, yılların birikimiyle oluşmuş gerçek bir sanat ahlâkının tezahürüydü.
Güzin Değişmez'i farklı kılan bir diğer önemli husus ise eser yorumculuğundaki yaklaşımıdır. Günümüzde pek çok icracı eserleri kendi yorumuyla değiştirmeyi, esere kendi damgasını vurmayı tercih ederken, o hocadan talebeye aktarılan gelenek zincirine sadakati esas almaktadır.
Konser boyunca sık sık; "Necdet Yaşar Hocamız bu bölümü böyle icra ederdi." Veya "Alaeddin Yavaşca Hocamız burada şu nüansı yapardı." şeklindeki ifadeleriyle eserlerin yalnızca notalardan ibaret olmadığını bizlere gösterdi.
Çünkü klasik Türk mûsikîsi yalnızca yazılı notalarla aktarılan bir sanat değildir. Aynı zamanda üslubun, tavrın, hatıranın ve meşk kültürünün nesilden nesile taşındığı büyük bir irfan mirasıdır. Güzin Hanım, eserlerde yaptığı bu ince nüanslarla yalnızca müzik icra etmiyor; aynı zamanda Necdet Yaşar'ın, Bekir Sıtkı Sezgin'in, Alaeddin Yavaşca'nın ve daha nice büyük üstadın hatırasını da yaşatıyordu.
Daha da önemlisi, bu hatıraları bizlerle paylaşarak icra edilen eserleri bir konser programının ötesine taşıyor, ortak bir hafızanın ve ortak bir hissedişin parçası hâline getiriyordu. Böylece yalnızca aynı notaları değil, aynı duyguyu da paylaşmamızı sağlıyordu.
Konser gecesinde dikkat çeken ve hafızalarımızda yer eden bir başka husus daha vardı. Uzun yıllardır sayısız konser dinlemiş ve icrâ etmiş bir sanatçı olarak daha önce pek rastlamadığım bir manzaraya şahit oldum. Güzin Değişmez Hanımefendi her zamanki zarif üslubu ve sade fakat derin tesir bırakan yorumuyla eserlerini icra ederken, henüz konserin başlarında, ikinci yahut üçüncü eserin ardından salonda son derece sıra dışı bir hadise yaşandı. Dinleyiciler adeta ortak bir duyguda birleşmişçesine hep birlikte ayağa kalkarak sanatçıyı alkışlamaya başladılar.
Bu durum, alışılmış konser adabının dışında gerçekleşen son derece nadir bir tabloydu. Zira dinleyici genellikle konserin sonunda veya bir bölümün bitiminde sanatçıyı ayakta alkışlar. Oysa o gece seyirciler, konserin henüz başında, Güzin Hanım'ın sesindeki samimiyete, yorumundaki zarafete ve sahneye taşıdığı ruh iklimine kayıtsız kalamamışlardı. Bu, yalnızca başarılı bir icraya gösterilen beğeninin değil, sanatın kalplerde meydana getirdiği tesirin kendiliğinden dışa vurumuydu.
Aslında o gece ayakta alkışlanan şey yalnızca bir ses değildi; yarım asrı aşan bir sanat birikimi, meşk geleneğine duyulan sadakat, ustalara gösterilen vefa ve sanat ahlâkıyla yoğrulmuş bir ömrün sahnedeki tezahürüydü. Salonda bulunan herkes, belki de farkında olmadan, yalnızca bir konser izlemiyor; yaşayan bir mûsikî mektebine şahitlik ediyordu.
İşte gerçek sanatkârlık belki de tam burada başlar. Sanatını kendi nefsinin önüne geçirmek yerine kendisini bir geleneğin emanetçisi olarak görebilmek... Hocasının açtığı yolu sahiplenmek, o yoldan sadakatle yürümek ve ardından gelenlere de aynı emaneti teslim etmek...
Güzin Değişmez Hanımefendi'nin şahsında gördüğümüz şey tam olarak budur.
Bugün onun hakkında akademik bir tez yazılmış mıdır bilmiyorum. Fakat sanat ahlâkı, meşk kültürü, hoca-talebe ilişkisi, gelenek aktarımı ve yorum estetiği üzerine hazırlanacak ciddi bir çalışmada isminin mutlaka yer alması gerektiğine inanıyorum. Hatta kanaatimce Güzin Değişmez üzerine müstakil bir tez hazırlanması dahi son derece kıymetli olacaktır. Çünkü onun sanat yolculuğu yalnızca bir icracının hikâyesi değil; aynı zamanda bir kültürün, bir terbiyenin ve bir sanat anlayışının günümüze taşınmış hâlidir.
Çünkü bazı sanatçılar eser icra ederler; bazı sanatçılar ise bir kültürü yaşatırlar.
Güzin Değişmez, işte o ikinci grupta yer alan nadir sanatçılardan biridir.
Klasik Türk mûsikîsinin zarafetini sesinde, meşk geleneğini yorumunda, sanat ahlâkını ise davranışlarında yaşatan bu kıymetli sanatkâr, yalnızca büyük bir ses değil; aynı zamanda genç kuşaklar için önemli bir yol rehberi ve örnek şahsiyettir.
Kendisini Edirne'de misafir etmekten büyük bir bahtiyarlık duyduk. Ardında bıraktığı etki ise yalnızca güzel bir konser hatırası değil; sanatın nasıl yaşanması gerektiğine dair unutulmayacak bir ders oldu.
Bugün geriye dönüp baktığımızda hafızamızda kalan yalnızca icra ettiği eserler değildir. Aynı zamanda ustalarına duyduğu vefa, meslektaşlarına gösterdiği saygı, sanatına kattığı zarafet ve insanî duruşudur. Çünkü gerçek sanatçı, sesi sustuktan sonra da insanlarda iz bırakabilen kişidir. Güzin Değişmez Hanımefendi de işte böyle sanatçılardandır; sesiyle kulaklarda, ahlâkıyla gönüllerde yaşamaya devam edenlerden...





