Edirne’den geçen Tunca Nehri’nde mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklıklar ve su debisindeki düşüş nedeniyle nehir yatağında adacıklar oluştu. Suyun çekilmesiyle birlikte nehir içerisinde daha önce su altında kalan bazı bölgeler gün yüzüne çıkarken, yaşanan tablo kuraklık ve iklim değişikliğinin etkilerini yeniden gündeme getirdi.
Trakya Üniversitesi Biyoloji Bölümü Hidrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Su Ürünleri Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Utku Güner, Tunca Nehri’nde yaşanan su seviyesindeki düşüşün doğal süreçlerle bağlantılı olduğunu ancak son yıllarda insan kaynaklı etkiler ve iklim değişikliği nedeniyle bu tür olayların daha sık ve daha yoğun yaşanmaya başladığını söyledi.
Tunca Nehri’nde gözlenen tablonun temel nedenlerinden birinin nehrin debisinin düşmesi olduğunu belirten Prof. Dr. Güner, su seviyesinin azalmasıyla birlikte nehir yatağının sığlaştığını ve bunun sonucunda adacıkların ortaya çıktığını ifade etti.
Güner, bu durumun belirli ölçüde doğal bir süreç olduğunu ancak son 20 yılda yaşanan değişimlerin insan etkisiyle hızlandığına dikkat çekti.
İklim değişikliğinin etkilerinin artık yalnızca bilimsel raporlarda değil, günlük yaşamda da doğrudan hissedildiğini belirten Güner, sıcaklık ve suyun önümüzdeki dönemde en önemli gündem başlıkları arasında yer alacağını söyledi.
İklim değişikliğinin etkilerinin önümüzdeki yıllarda daha sık görülmesinin beklendiğini dile getiren Güner, sıcaklık ve su kaynakları konusunda önemli uyarılarda bulundu.
Güner, yaşanan sürecin yalnızca yaz aylarında su seviyesinin düşmesiyle sınırlı olmadığını, farklı dönemlerde sel ve taşkın gibi başka sorunların da ortaya çıkabileceğini belirterek, özellikle tarım alanlarının bu değişimlerden ciddi şekilde etkilenebileceğine işaret etti.
Prof. Dr. Güner, iklim değişikliğinin etkilerinin yıllardır bilim insanları tarafından ortaya konulduğunu belirterek, bugün gelinen noktada insanların bu değişimleri doğrudan yaşayarak görmeye başladığını ifade etti.
Dünyada artan sıcaklıkların sıcak hava dalgalarını beraberinde getirdiğini belirten Güner, önümüzdeki yıllarda yüksek sıcaklıkların daha uzun sürelerle etkili olabileceği uyarısında bulundu.
Geçmiş yıllarda iklim değişikliğine ilişkin yapılan bilimsel değerlendirmelerde gelecek nesillerin daha sıcak koşullarla karşılaşacağının ifade edildiğini aktaran Güner, “Bunlar iyi günler. Çok daha sıcak, yaşanamayacak günler göreceğiz” ifadelerini kullandı.
Avrupa’da son yıllarda yaşanan sıcak hava dalgalarının binlerce insanın hayatını kaybetmesine yol açtığını hatırlatan Güner, benzer durumların Türkiye’de de yaşanabileceğini belirtti.
Tunca Nehri’nin suyunun Bulgaristan’dan geldiğini ve bölgede bulunan barajların su rejimi üzerinde etkili olduğunu belirten Güner, dünyadaki birçok nehirde benzer sorunların yaşandığını söyledi.
Suyun yalnızca tarım, sanayi veya kentlerin ihtiyaç duyduğu bir kaynak olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Güner, suyun doğrudan yaşamın temel kaynağı olduğunu ifade etti.
Güner, nehirlerin çevresindeki kirliliğin de önemli bir sorun olduğuna dikkat çekerek, insanların su kaynaklarının değerini yeterince kavraması gerektiğini söyledi.
Tunca Nehri’ndeki mevcut durumun önceki yıllarla kıyaslandığında daha kötü bir tablo olmadığını belirten Prof. Dr. Güner, ancak genel eğilimin gelecek yıllarda daha zor koşullara işaret ettiğini söyledi.
“Doğa her zaman çaresini bulur” diyen Güner, buna rağmen insanların gerekli hazırlıkları yapması ve su kaynaklarını korumak için bugünden önlem alması gerektiğini vurguladı.
İklim değişikliğiyle mücadelede en önemli adımın eğitim olduğunu belirten Güner, insanların suyun ve doğal kaynakların değerini anlamadan bu kaynakların korunmasının mümkün olmadığını ifade etti.
Suyun bir ticari meta veya yalnızca tarımsal sulama kaynağı olarak görülmemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Güner, suyun insan yaşamının temel unsuru olduğunu söyledi.
Dünyadaki birçok medeniyetin su kaynaklarının çevresinde geliştiğine dikkat çeken Güner, su kaynaklarının yok olması durumunda yaşamın da ciddi şekilde tehdit altına gireceğini ifade etti.
Güner, “Suyumuzu korursak yaşam tarzımızı, hayatımızı, geleceğimizi koruruz. Suyu korumazsak bedelini öderiz” diyerek su kaynaklarının korunmasının önemine dikkat çekti.
Tunca Nehri’ndeki su seviyesinin düşmesinin yalnızca görsel bir değişiklik olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Güner, nehir ekosisteminde meydana gelen değişimlerin canlılar açısından daha büyük sonuçlar doğurabileceğini söyledi.
Özellikle balık ölümlerinin kamuoyunda daha fazla dikkat çektiğini ancak balıklar ölmeden önce nehirdeki alglerin, yosunların ve bentik canlıların zarar gördüğünü ifade eden Güner, ekosistemde yaşanan bu değişimlerin de yakından takip edilmesi gerektiğini vurguladı.
Prof. Dr. Güner, doğadaki değişimlerin yalnızca insanlar tarafından fark edilen sonuçları üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, nehir ekosisteminin bütüncül şekilde korunmasının önemine işaret etti.
Tunca Nehri’nde su seviyesinin mevcut sıcaklık koşullarında belirli ölçüde düşmesinin olağan karşılanabileceğini belirten Güner, asıl riskin nehirdeki su akışının tamamen durması olduğunu söyledi.
Su akışının tamamen kesilmesi halinde nehirde yaşayan bentik canlılar, balıklar ve diğer sucul organizmaların ciddi şekilde zarar görebileceğini ifade eden Güner, böyle bir durumun ekosistem açısından çok daha büyük bir tehlike oluşturacağını belirtti.
Tunca Nehri’nde ortaya çıkan adacıkların, su seviyesindeki düşüşün gözle görülür bir sonucu olduğunu kaydeden Güner, yaşanan tablonun su kaynaklarının korunması ve iklim değişikliğinin etkilerine karşı hazırlıklı olunması gerektiğini bir kez daha ortaya koyduğunu söyledi.
Uzmanlara göre Tunca Nehri’nde yaşanan değişim, yalnızca bugünün değil, gelecek yılların da önemli çevre ve su yönetimi başlıklarından biri olacak. Edirne’nin önemli doğal değerlerinden biri olan Tunca’nın korunması için su kaynaklarının bilinçli kullanılması, çevre kirliliğinin önlenmesi ve iklim değişikliğinin etkilerine karşı uzun vadeli tedbirlerin alınması önem taşıyor.(Haber: Gülşah AK)





