Mûsikîmizin târihi, yalnız tamburunun mızrabıyla ya da neyinin nefesiyle kubbede hoş bir sadâ bırakanların değil; o sadâyı kâğıda mıhlayıp yarına taşıyan çilekeşlerin omuzunda yükselir. İşte o çilekeşlerin son büyük mümessillerinden biriydi Cüneyt Kosal. Onu 2018'in dondurucu bir Aralık gününde, 87 yaşında Hakka uğurladık. Lâkin arkasında bıraktığı miras, bir faninin tek bir ömrüne sığacak cinsten değildir; koskoca bir asrın, batan bir medeniyetin nota nota toplanmış hülâsasıdır.
Kosal, 1931'de Fatih'te, Hammâmîzâde İsmail Dede Efendi'nin adımlarının sindiği o mübarek sokaklarda doğdu. Babası Mehmet Vedat Bey noter; yani hukukun ve resmî kâğıtların adamı. Anası Sâcide Hanım ise genlerine mûsikîyi zerk eden kaynak... Liseden sonra Tıp Fakültesi'ne girdi, olmadı; mûsikî sevdası içini yakınca üçüncü sınıfta neşteri de kadavrayı da bir kenara fırlattı. Ardından İktisat Fakültesi... Onu da tamamlamadı. Anlayacağınız, Cüneyt Bey önüne konan her diploma kâğıdını, kanunun teline kurban etmeyi bildi.
Bakınız, burası pek mühimdir: Kosal'ın kanun hususunda resmî bir hocası yoktur! Radyonun karşısına geçer, Ahmet Yatman ile Vecihe Daryal'ın parmaklarını zihninde takip eder, icralarını süzüp kendi kendini yetiştirirdi. Üsküdar Musiki Cemiyeti'ne ilk girdiğinde hanendedir. Fakat kader bu ya; Üniversite Korosu'nun efsanevi şefi Nevzat Atlığ onun kanundaki hünerini fark edince, Kosal sesini bırakıp sazına sarıldı. O dönüş, tam kırk iki yıllık bir devlet hizmetine; İstanbul Radyosu'ndan Devlet Korolarına uzanan muazzam bir icra mesaisine dönüştü.
Bu icra mesaisini müstesna kılan en özgün taraf ise onun sazına yaklaşımıydı. Kosal, mızrabını tellere vururken gösterişe kaçan veya basmakalıp üslupların tamamen dışında durdu; geleneksel makam anlayışının ağırbaşlılığını, mütevazı ruhunu aksettiren, kendine has son derece latif ve müstakil bir kanun tavrı geliştirdi. Nitekim onun mızrabından dökülen nağmelerde gürültü yahut tel telaşı yoktu; yalnızca makamın haysiyetini koruyan duru bir süzülüş mevcuttu.
Onun mûsikîdeki bu vakur ve zarif duruşu, elbette dâhil olduğu meşk silsilesinden ayrı düşünülemez. Neyzen Nevzat Sümer’den Tamburi Necdet Yaşar’a kadar mûsikîmizin zirve isimleriyle kurduğu mûsikî arkadaşlıkları, TRT çatısı altındaki icraları ve aynı usûle diz vurduğu dostlukları, onu adeta yaşayan bir mûsikî külliyatına dönüştürmüştü. Yalnızca sazıyla değil, sohbetiyle de bir İstanbul efendisiydi; yeri geldiğinde bir Yahya Kemal beytiyle faslı süsleyen, sohbetine incelik ve derinlik katan o eski çelebi meşrebin son temsilcilerindendi.
Fakat bizim Cüneyt Kosal'a asıl minnet borcumuz, bu nev-i şahsına münhasır sazendeliğinin ve çelebi kimliğinin de ötesinde, o muazzam hafızalığından ve notacılığından gelir.
Efendim, mûsikîmiz ne yazık ki nota fakiridir; sözlü kültürün gazabına uğramış, yüzlerce yıllık eserler hafızaların nisyanına kurban gitmiştir. İşte Kosal, tam altmış beş yıl boyunca bir derleyici, bir musahhih gibi çalıştı. Elli el yazması defter, iki bin dört yüzden fazla eser... Dile kolay! Nerede unutulmuş bir ilahi, nerede kenarda kalmış bir saz eseri varsa buldu, temize çekti, tashih etti. Üstelik bunu yaparken çini ustası titizliğiyle yazdığı notalar, mûsikî camiasında başlı başına bir "Kosal Notası" estetiği ve güvenilirlik markası yarattı. Nitekim bu eşsiz koleksiyon 2010 yılında İSAM'a (İslam Araştırmaları Merkezi) devredildi de bugün araştırmacıların sığınacağı bir liman haline geldi.
Bestekârlık cephesine gelince... Nişâbur makamındaki o meşhur Mevlevî Âyini, ferahnâk-aşîrân takımı, durakları, şarkıları ve bilhassa altmış sekiz ilahisiyle geleneksel formların sadık bir muhafızı oldu. 1986'da Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan "İlahiler" derlemesi hâlâ bu sahanın namuslu başvuru kaynağıdır.
Ahmet Özhan'la yaptığı "Güldeste" çalışmalarından tutun, 1991'de Kültür Bakanlığı bünyesinde kurulan İstanbul Tarihi Türk Müziği Topluluğu'ndaki kurucu hizmetlerine; emekliliğinde Doğan Ergin, Nihat Doğu, Abdi Coşkun ve Vahit Anadol ile kurduğu "Klasik Türk Sazları Beşlisi"ne kadar mûsikînin her safhasında alın teri vardır.
Nitekim 2017'de Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın Kültür Sanat Özel Ödülü'nü, Cumhurbaşkanı'nın elinden aldığında, ödül jürisinde bulunan Ömer Arısoy'un tespiti son derece yerindeydi: "Cüneyt Bey olmaksızın gerçekten tasavvuf musikisi yazılamaz."
Bugün Üsküdar'da bir sokağın tabelasında adı yazılıdır. Lâkin onun asıl abidesi, kütüphane raflarında duran ve geleceğe devrettiği o binlerce sayfalık nota hazinesidir. Zira büyük mûsikişinaslar yalnız çaldıklarıyla değil, gelecek nesillerin çalabilmesi için bıraktıklarıyla ölümsüzleşirler.
Cüneyt Kosal, o büyük vasiyeti alnının akıyla yerine getirip göçtü bu âlemden. Ruhu şâd, mekânı cennet olsun.





