Kıymetli sanatseverler, değerli Edirneli dostlar;
Bu haftaki köşe yazımda, benim için ifade etmekte zorlanacağım kadar müstesna bir yere sahip olan, gönül insanı ve musiki camiamızın en özel neyzenlerinden Volkan Yılmaz abimi kaleme almak benim için hem büyük bir mutluluk hem de tarif edilmez bir hüzün…
İki zıt duyguyu aynı satırlarda buluşturmak ve kelimelere dökmek gerçekten çok güç. Fakat bunu yazmak benim için hem vicdani hem de vefai bir borçtu. Çünkü o, sadece nazif bir ruh ve güzel bir insan değil; bastığı her nefeste, üflediği her sesle ney sazına muazzam bir ruh katan, bu devrin yetiştirdiği en hakiki sanatkârlardan biridir.
Volkan abimle ilk tanışmamız yaklaşık 20 yıl öncesine dayanır. O yıllarda ben henüz konservatuvar birinci sınıf öğrencisi, yolun çok başında bir gençtim. Bir caz festivalinde, sahnede tek başına Mansur neyi ile piyano çalan bir hanımefendiye eşlik ediyordu.
Ama ne eşlik! Muazzam bir akort, pürüzsüz, tek bir falsosuna dahi rastlayamayacağınız kusursuzlukta pür bir icra… Karşımda öylesine etkileyici ve büyüleyici bir saz hâkimiyeti vardı ki adeta kilitlenip kalmıştım. İçimden "İşte ney dediğin böyle üflenir, sazın hakkı böyle verilir!" diyerek, büyük bir hayranlıkla konseri takip ettim. Sahne biter bitmez soluğu kuliste aldım. Kendisine hürmetlerimi ifade ettim; tanıştık ve ayrıldık.
Yıllar sonra, Haliç Üniversitesi Türk Müziği Konservatuvarı üçüncü sınıf öğrencisiyken, bir Ramazan akşamı tasavvuf müziği konserinde soliste eşlik ederken yeniden karşılaştık. O tarihten sonra kendisini çok daha yakından takip etmeye başladım. İstanbul’da musiki namına nerede prestijli bir icra varsa, aranılan neyzen hep o idi. Şehrin tüm grupları, usta solistleri neyzen olarak mutlaka Volkan abiyi çağırırdı. Çünkü onun sahnede sergilediği refakat, sazını diğer sazların arasına eklemek değil; icrayı adeta yukarılara taşımaktı.
Cemal Reşit Rey gibi Türkiye’nin en prestijli salonlarında icra-yı sanat ettikten sonra, nihayet hak ettiği makama erişti: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü İstanbul Devlet Türk Müziği Araştırma ve Uygulama Topluluğu’na kadrolu ney sanatçısı olarak atandı.
Onun sanatkârlığı ne kadar büyükse, insanlığı ve dostluğu da o nispette ulu idi. Sonraki yıllarda Ramazan etkinlikleri için kurduğum "Neyler ve Defler" topluluğuna kendisini davet etmek istediğimde; daha ne olduğunu, şartların ne olduğunu dahi sormadan doğrudan "Hemen geliyorum abiciğim" dedi. Neyzen Yavuz Akalın ve Neyzen Bülent Özbek ile birlikte İstanbul ve civarındaki tüm konserlerimizde omuz omuza sahnede, yanımızdaydı.
Bir Şeb-i Arûs vesilesiyle Gaziantep’te Mevlevî Âyini icra etmemiz nasip olduğunda da tavrı değişmedi. Yine hiçbir soru sormadan teklifimi kabul etti. İstanbul Devlet Türk Müziği Araştırma ve Uygulama Topluluğu Müdürü Murat Irkılata abimle birlikte Gaziantep’e teşrif ettiler ve orada muazzam bir Âyin-i Şerîf icra ettik. Bir Kilisli olarak, bu konserden bir gün sonra Volkan abi ve Murat abimle birlikte Kilis’e doğru yola çıktık. Kilis Mevlevîhanesi’nin o manevi atmosferinde Volkan Yılmaz ile birlikte ney sazına nefes nefese verdik... O an, musikinin sadece bir ses değil, gönülden gönüle bağ kuran ilahi bir köprü olduğunu bir kez daha hissettim.
Ebru üstadımız Alparslan Babaoğlu hocamızın Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) düzenlediği sergi vesilesiyle verdiğimiz konserden sonra ise onun zarif ruhuna bir kez daha şahit oldum. Yorgun ama huzurlu geçen icranın ardından bir kafeye geçmiştik. Kızım kendisine söylenen yemeği bitirdikten sonra hâlâ aç olduğunu söyleyince, Volkan abi bir an bile tereddüt etmeden, kendi tabağına dahi dokunmadan yemeğini kızımın önüne kaydırdı… Kendi lokmasını bir çocuğun tebessümüne feda edecek kadar gözü tok, gönlü zengindi.
Ne var ki takdir-i ilâhî… 2023 yılının başlarına doğru ağır bir sağlık süreci başladı ve aktif sanat hayatı ne yazık ki nihayete erdi.
Onu ziyarete gittiğim anı ömrüm boyunca unutamam. Onca rahatsızlığına, konuşacak takati dahi olmamasına rağmen o haliyle bile, yanımdaki kardeşimiz Neyzen Sinan Sekban’a doğru çok kısık bir sesle, adeta fısıltıyla şöyle dedi:
"Serkan’ın Kültür Bakanlığı’na girmesi lazım..."
Kendi derdini unutup benim bir neyzen olarak o makamı hak ettiğimi düşünüyor, bakanlığa girmemi her şeyden çok istiyordu. Nitekim 2024 yılında Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’nin açtığı sınavda başarılı olarak Kültür Bakanlığı bünyesine katıldım. Bu, Volkan abimin duası, arzusu ve manevi büyüklerimizin nazarıyla gerçekleşti.
Fakat içimi yakan, beni asyl yaralayan şey nedir bilir misiniz? En çok istediği şey gerçekleştiği halde; onu Kültür Bakanlığı sanatçısı olarak Edirne Devlet Türk Müziği ve Rumeli Müzikleri Topluluğumuzda misafir edememiş olmak, Edirne’deki ney atölyemde ağırlayıp bir yorgunluk kahvesi ikram edememiş olmaktır… En çok istediğimiz o günlerde yan yana, omuz omuza aynı sahnede yer alamamış olmak içimde acı bir ukdedir.
Tedavisi sürecinde beni telefonla arayıp "Serkan, evime gelir misin?" diye davet etmişti. Yanına gittiğimde, bana ömrüm boyunca başımın üstünde taşıyacağım Kız neyini hediye etti ve "Buna sen layıksın" dedi… O ney, bugün hâlâ gönlümün ve atölyemin en baş köşesinde bir şeref nişanesi olarak duruyor.
Bu satırları yazarken kalbimden süzülen hüzünle sizlere sesleniyorum… O beni gerçekten çok sevmişti, ben de onu canımdan öte sevdim. Volkan Yılmaz ile aramızdaki abilik ve kardeşlik hukuku, kıyamet sabahına kadar baki kalacaktır. Ben her zaman onun gibi gönül dostlarının manevi nazarları ve nefesleri sayesinde ayakta durdum; Rabbimden niyazım, bu muhabbeti nihayete kadar sürdürmesidir.
Unutmamak gerekir ki her şey Cenâb-ı Hakk’ın kudret elindedir ve O’nun ilahi takdirinden ibarettir. Rabbim bizlere de her anımızı bu idrak, şuur ve teslimiyetle yaşamayı nasip eylesin. Bize lütfedilen bu canı, sanatı ve nefesten ibaret olan bu ömür emanetini en güzel şekilde koruyup doğrultmayı; insanlara, sanata ve gönüllere faydalı bir kul olarak yaşayabilmeyi lütfetsin.
Allah ondan bin kere razı olsun… Rabbim onu manevi büyüklerimizden bir an olsun ayırmasın; Efendimiz aleyhissalâtü vesselâm’ın muhabbeti, nazarı ve nefesi her daim üzerinde olsun.
Siz kıymetli okuyucularımdan ve sanatsever dostlarımdan ricamdır: Musikimize muazzam icrasıyla güzellikler katan, gönlü arşa değen bu müstesna insana, Volkan Yılmaz abime dualarınızı esirgemeyiniz. Rabbim kendisine Şâfi ismiyle acil şifalar versin, bir an önce hayırlısıyla tam bir sıhhate ve afiyete kavuştursun. Ömrüne bereket versin; musikimizde böylesi kalbi güzel, ruhu ulu neyzenlerin sayısını artırsın.
Gönlümüz de duamız da daima seninledir, benim canım abim…





