Toplumda en yaygın görülen nörolojik rahatsızlıklardan biri olan Migren, yalnızca zaman zaman yaşanan bir baş ağrısı olarak değerlendirilmemesi gereken ciddi bir sağlık sorunu olarak öne çıkıyor. Günlük yaşamı aksatan, iş performansını düşüren ve sosyal hayatı sınırlayan migren, bazı hastalar için yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyen bir tabloya dönüşebiliyor. Uzmanlar, erken tanı ve doğru tedavi uygulanmadığında atakların saatlerce hatta günlerce sürebileceği uyarısında bulunuyor.
Migrenle ilgili önemli değerlendirmelerde bulunan Dr. Alev Vatan, hastalığın yalnızca ağrıdan ibaret olmadığını, yaşam kalitesini doğrudan etkileyen birincil bir nörolojik hastalık olduğunu vurguladı. Atakların tedavi edilmemesi halinde 4 saat ile 72 saat arasında sürebildiğini belirten Vatan, sık tekrar eden atakların iş gücü kaybına ve psikolojik yıpranmaya yol açabildiğini ifade etti.
Migrenin en sık görülen birincil baş ağrısı türlerinden biri olduğunu belirten Vatan, hastalığın genellikle başın tek tarafında hissedilen zonklayıcı karakterde ağrılarla ortaya çıktığını söyledi. Ancak bazı hastalarda ağrının iki taraflı da olabileceğini kaydeden uzman isim, bu ağrılara çoğu zaman mide bulantısı, kusma, ışığa karşı hassasiyet ve sese tahammülsüzlük gibi belirtilerin eşlik ettiğini dile getirdi.
Fiziksel aktivite sırasında ağrının artabileceğini belirten Vatan, birçok hastanın atak döneminde karanlık ve sessiz ortamlara ihtiyaç duyduğunu, bu durumun da iş hayatı ve günlük rutinleri ciddi şekilde aksatabildiğini vurguladı.
Migren hastalarının bir bölümünde “aura” olarak adlandırılan öncü belirtilerin görülebildiğini belirten Vatan, bu durumun yaklaşan atağın önceden fark edilmesine yardımcı olabileceğini ifade etti. Aura döneminde en sık görsel belirtilerin yaşandığını aktaran Vatan, hastaların ışık çakmaları, parlak noktalar, zikzak çizgiler, bulanık görme veya görme alanında daralma gibi şikayetler yaşayabildiğini söyledi. Bu belirtilerin genellikle 5 ila 30 dakika sürdüğünü, bazı durumlarda ise 1 saate kadar uzayabildiğini kaydetti.
Baş ağrısının dünya genelinde en sık doktora başvuru nedenlerinden biri olduğuna dikkat çeken Vatan, migren tanısının büyük ölçüde hastanın şikayetleri ve klinik değerlendirme ile konulduğunu belirtti. Ağrının süresi, karakteri, tek taraflı olup olmaması, zonklayıcı yapısı, bulantı eşlik etmesi ve ışık-ses hassasiyeti gibi unsurların tanıda yol gösterici olduğunu söyledi. Bazı durumlarda ise altta yatan farklı hastalıkların dışlanması amacıyla görüntüleme yöntemlerine başvurulabildiğini ifade etti.
Bu kapsamda beyin MR, MR anjiyo ve bilgisayarlı tomografi anjiyo gibi yöntemlerin kullanılabildiğini belirten Vatan, özellikle yeni başlayan şiddetli baş ağrılarında mutlaka doktor değerlendirmesinin yapılması gerektiğini vurguladı.
Migrenin kadınlarda erkeklere göre daha sık görüldüğünü dile getiren Vatan, bunun en önemli nedenlerinden birinin hormonal değişiklikler olduğunu söyledi. Kadınların yaklaşık yüzde 20’sinde, erkeklerin ise yüzde 8’inde migren görüldüğünü belirten Vatan, özellikle adet dönemlerinde ortaya çıkan “menstrüel migren” ataklarının yaygın olduğunu ifade etti. Doğum kontrol hapları ve hormon tedavilerinin bazı bireylerde atak sıklığını artırabildiğini belirten uzman isim, menopoz sonrasında ise bazı kadınlarda migrenin hafifleyebildiğini söyledi.
Hastalığın oluşumunda genetik yatkınlığın önemli rol oynadığını belirten Vatan, migren hastalarının yaklaşık yüzde 80’inde aile öyküsü bulunduğunu ifade etti. Anne, baba veya kardeşlerde migren olması halinde hastalığın görülme ihtimalinin arttığını söyleyen Vatan, çocukluk döneminde araç tutması yaşayan bireylerde ilerleyen yaşlarda migren görülme sıklığının daha yüksek olduğuna dikkat çekti.
Bazı hastalarda baş dönmesi ve vertigo şikayetlerinin de migrenle ilişkili olabileceğini belirten Vatan, bu nedenle bu tür şikayetleri olan kişilerin de nörolojik değerlendirmeden geçmesinin önem taşıdığını ifade etti.
Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 16’sının migrenle mücadele ettiğini belirten Vatan, hastalığın oluşum mekanizmasına da değindi. Beyin dokusunun doğrudan ağrı reseptörlerine sahip olmadığını söyleyen Vatan, ağrının beyin zarları, damar yapıları ve çevresel sinir sistemleri üzerinden hissedildiğini belirtti. Genetik yatkınlığı olan bireylerde trigeminovasküler sistemin aktive olmasıyla sürecin başladığını ifade eden uzman isim, bu süreçte salgılanan bazı nöropeptitlerin ağrı oluşumunda etkili olduğunu dile getirdi.
Migren ataklarını tetikleyen pek çok faktör bulunduğunu belirten Vatan, özellikle yaşam tarzına bağlı etkenlerin büyük önem taşıdığını söyledi. Uyku düzensizliği, geç yatma, fazla veya yetersiz uyuma gibi durumların migreni tetikleyebildiğini ifade eden Vatan, öğün atlamak, uzun süre aç kalmak ve yetersiz su tüketiminin de risk faktörleri arasında yer aldığını belirtti.
Bunun yanı sıra düzensiz kafein tüketimi, aşırı kahve içilmesi, sigara ve alkol kullanımı, yoğun stres, hava değişimleri ve hormonal dalgalanmaların da migren ataklarını artırabildiği kaydedildi.
Migren tedavisinde tek tip bir yaklaşımın doğru olmadığını belirten Vatan, her hastanın atak sıklığına, ağrı şiddetine ve yaşam koşullarına göre ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Tedavi sürecinde öncelikle hastanın doğru bilgilendirilmesinin önemine değinen uzman isim, yaşam tarzı düzenlemeleri, düzenli uyku, sağlıklı beslenme, stres kontrolü ve tetikleyicilerden kaçınmanın temel adımlar olduğunu ifade etti.
Atak dönemlerinde kullanılacak ilaçların mutlaka hekim kontrolünde planlanması gerektiğini belirten Vatan, sık atak yaşayan hastalarda koruyucu tedavi yöntemlerinin de uygulanabileceğini söyledi.
Son yıllarda migren tedavisinde öne çıkan yöntemlerden birinin de kamuoyunda “migren aşısı” olarak bilinen biyolojik ilaç tedavileri olduğunu belirten Vatan, bu yöntemin özellikle kronik migren hastalarında umut verici sonuçlar verdiğini dile getirdi. Bu tedavinin, ağrı mekanizmasında rol oynayan CGRP adlı proteini engelleyerek etki gösterdiğini belirten uzman isim, genellikle ayda bir kez cilt altına enjeksiyon şeklinde uygulandığını ifade etti.
Ayda 4 ve üzeri atak yaşayan, sık ağrı kesici kullanmak zorunda kalan ya da klasik tedavilerden fayda görmeyen hastalarda bu yöntemin tercih edildiğini söyleyen Vatan, uygulama sayesinde atak sıklığında ve ağrı şiddetinde belirgin azalma görülebildiğini kaydetti.
Migren aşısının her hasta için uygun olmadığını belirten Vatan, özellikle ayda 8 ila 15 gün ve üzeri baş ağrısı yaşayan, kronik migren tanısı almış ve en az iki farklı önleyici tedaviden fayda görmemiş bireylerde değerlendirildiğini ifade etti. Yaşam kalitesi ciddi şekilde bozulan hastalar için önemli bir alternatif sunduğunu belirten uzman isim, uygulamanın kolaylığı ve yan etkilerinin görece düşük olmasının tercih edilmesinde etkili olduğunu söyledi.
Sık tekrar eden baş ağrılarının hafife alınmaması gerektiğinin altını çizen Dr. Alev Vatan, özellikle bulantı, kusma, görme bozukluğu, ışık hassasiyeti gibi belirtilerle birlikte seyreden ve günlük yaşamı etkileyen ağrılar yaşayan kişilerin mutlaka bir nöroloji uzmanına başvurması gerektiğini vurguladı. (Refik Usluy)





