Kalp-damar hastalıklarında yalnızca LDL yani “kötü kolesterol” değerine bakmak, bazı kişilerde gerçek riski ortaya koymaya yetmeyebiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Çetin Gül, Lipoprotein(a) ve Apolipoprotein B (ApoB) testlerinin kalp-damar riskinin daha ayrıntılı değerlendirilmesine yardımcı olabileceğini söyledi.
Kalp ve damar hastalıklarının en önemli risk faktörleri arasında yer alan yüksek kolesterol, uzun yıllardır özellikle LDL değeri üzerinden değerlendiriliyor. Kanda fazla miktarda bulunan LDL kolesterolün damar duvarında birikerek damar sertliğine yol açabildiği ve zaman içerisinde damarların daralmasına neden olabildiği biliniyor.
Ancak bazı kişilerde LDL değeri normal seviyelerde olsa dahi kalp-damar hastalığı riski yüksek olabiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Çetin Gül, bu nedenle risk değerlendirmesinde Lipoprotein(a) [Lp(a)] ve Apolipoprotein B (ApoB) gibi farklı göstergelerin de dikkate alınabileceğini belirtti.
LDL’nin kolesterol değerlendirmesinde önemli bir gösterge olduğunu belirten Dr. Gül, bazı hastalarda tek başına LDL değerinin yeterli olmayabileceğini ifade etti.
LDL kolesterolün damarların iç yüzeyinde birikerek damar sertliği sürecini başlatabileceğini belirten Gül, “Zaman içerisinde damarları daraltarak kan akışını engelleyebilir. Ancak günümüzde kalp-damar hastalığı riskini daha ayrıntılı değerlendirebilmek için Lipoprotein(a) ve ApoB gibi belirteçlerden de yararlanıyoruz” dedi.
Lipoprotein(a) olarak bilinen Lp(a)’nın büyük ölçüde genetik özellikler tarafından belirlendiğini aktaran Dr. Gül, bu değerin kişinin yaşamı boyunca büyük ölçüde değişmediğini söyledi.
Güncel kılavuzlarda yetişkinlerin hayatlarında en az bir kez Lp(a) testi yaptırmasının önerildiğini belirten Gül, özellikle ailesinde veya kendisinde genç yaşta kalp krizi, inme ya da damar tıkanıklığı öyküsü bulunan kişilerin değerlendirilmesinin önem taşıdığını ifade etti.
Erkeklerde 45, kadınlarda ise 55 yaşından önce ortaya çıkan kalp-damar hastalıklarının da dikkat edilmesi gereken durumlar arasında olduğunu belirten Gül; ailesel hiperkolesterolemi bulunanlar, kolesterol değerleri normal olmasına rağmen damar hastalığı veya aort darlığı gelişenler ve yüksek doz statin tedavisine rağmen damar tıkanıklığı ilerleyen hastalarda Lp(a) testinin önem taşıdığını kaydetti.
Kalp-damar riskinin değerlendirilmesinde kullanılan bir diğer önemli testin ApoB olduğunu belirten Dr. Gül, bu testin damarları tıkayabilen parçacıkların toplam sayısı hakkında bilgi verdiğini söyledi.
ApoB’nin Lp(a)’dan farklı olarak beslenme ve ilaç tedavileriyle değiştirilebildiğini ifade eden Gül, LDL değerinin tek başına yeterince fikir vermeyebileceği bazı hasta gruplarında ApoB ölçümünün önem kazandığını vurguladı.
Tip 2 diyabet veya insülin direnci bulunan kişilerde LDL değeri normal görünse bile damar açısından risk taşıyan küçük parçacıkların fazla olabileceğine dikkat çeken Dr. Gül, bu nedenle ApoB testinin önemli bilgiler sağlayabileceğini belirtti.
Yüksek trigliserid düzeyine sahip kişilerde de damar tıkayıcı parçacıkların sayısını daha net değerlendirmek amacıyla ApoB testinden yararlanılabileceğini aktaran Gül, kalp, böbrek ve metabolizma sağlığının birlikte risk altında olduğu kardiyovasküler-böbrek-metabolik sendromda da testin önem taşıdığını söyledi.
Statin kullanan hastalarda da tedavinin damar tıkanıklığı açısından oluşturduğu riskin değerlendirilmesinde ApoB’den yararlanılabileceğini ifade etti.
ApoB ile Lp(a) arasındaki farklılığa da dikkat çeken Dr. Gül, “ApoB beslenme ve ilaç tedavileriyle değiştirilebilirken, Lp(a) genetik olarak belirlenir ve yaşam boyunca büyük ölçüde sabit kalır. Lp(a) yüksek olan kişilerde diğer risk faktörlerini kontrol altında tutmak bu nedenle daha da önem kazanıyor” dedi.
Dr. Gül, ApoB değerinin değerlendirilmesinde laboratuvarın kullandığı referans aralıklarının dikkate alınması gerektiğini belirterek, yüksek sonuçların kalp-damar hastalığı riskiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Lp(a) veya ApoB değerlerinin yüksek çıkması durumunda kişilerin kendi kendilerine değerlendirme yapmaması gerektiğini vurgulayan Dr. Gül, sonuçların mutlaka hastanın genel sağlık durumu ve diğer risk faktörleriyle birlikte kardiyoloji uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Gerekli görülen durumlarda muayenenin yanı sıra EKG, ekokardiyografi ve koroner BT anjiyografi gibi tetkiklerin istenebileceğini aktaran Gül, tedavinin ise kişinin risk durumuna göre planlanabileceğini kaydetti.
Kalp-damar hastalığı riskinin azaltılmasında düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme ve diğer yaşam tarzı değişikliklerinin önemine dikkat çeken Dr. Gül, gerekli hastalarda bunlara ek olarak kolesterol düşürücü ilaç tedavilerinin uygulanabileceğini belirtti.
Kardiyoloji Uzmanı Dr. Çetin Gül, kalp-damar hastalıkları açısından risk değerlendirmesinde yalnızca tek bir laboratuvar değerine odaklanılmaması gerektiğini vurguladı.
Gül, “Kolesterol değerlendirmesinde artık yalnızca tek bir değere bakmak yerine, hastanın genel kalp-damar riskinin bütüncül şekilde ele alınması önem taşıyor” dedi.(Haber: Hasan Yiğit KONAKLILAR)





