Kocahıdır çevresindeki köylerde 1960-1975 yıllarında yükseklik bakımından kavak ağacından daha yüksek ve kalın olan karaağaçlar, günümüzde neredeyse bir elin parmakları kadar kaldı.
Tarlasında dev bir karaağaç bulunan Zeki Erdal, şu zamanlarda karaağaçların bir kaç yıl içerisinde anlam veremedikleri şekilde kuruduğunu söyledi.
Altın tarla mevkiindeki tarlasında kendiliğinden yetişen karaağacın yaşanın 50'nin üzerinde olduğunu vurgulayan Erdal, ''Tarlamda devasa iki Karaağaç vardı. Bunlardan biri 8 yıl önce kurudu. Geri kalan karaağaca ise gözüm gibi bakıyorum. (Kurumasın, küsmesin) diye budama bile yapmıyorum. Yaz günü tarlaya gittiğimizde gölgesinde yemeğimizide yiyor, istirahatimizi de yapıyoruz. Böyle bir ağaca sahip olmaktan da mutluluk duyuyorum'' dedi.
Erdal, karaağacın çevreden geçenlerinde dikkatini çektiğini ve ilgi odağı olduğunu kaydetti.
bitkigunlugum.com'da karaağaç hakkında özetle şunlara yer verildi:
Karaağaç (Ulmus), karaağaçgiller (Ulmaceae) familyasından uzun boylu, kışın yaprak döken ılıman iklim ağaç türü.
Anavatanı Orta Asya olan karaağaçlar, Kuzey Amerika’dan Avustralya’ya kadar çok farklı iklim ve coğrafyalarda bulunan doğal ormanların çoğunda karşımıza çıkabilirler. Ayrıca yol, park ve bahçelerde de gölge ağacı olarak pek çok farklı türü kullanılıyor.
Karaağaç nemli toprakları ve bol güneşi seven bir ağaçtır, bu nedenle de çoğu zaman ırmak kıyılarında yetişiyor. Karaağacın doğal olarak yetişen 30 veya 40 üyesi var, fakat yıllar içinde 300’ün üzerinde kültür çeşidi de üretilmiştir.
Karaağaçları inceleyen bilim insanlarına teleolog deniyormuş, bu da Yunanca da karaağaç anlamına gelen “ptelea” sözcüğünden türetilmiş, bu aynı zamanda Yunan mitolojisinde bir orman perisinin de adıdır.
DED (DutchElmDisease ya da Hollanda Karaağaç Hastalığı, tıpkı İngilizce’de “ölü” anlamına gelen “dead” sözcüğünü çağrıştırıyor!) karaağacın yaralı kabuğunun “Ophiostomaumi” adı verilen mantar tarafından enfekte edilmesiyle ortaya çıkıyor ve ağacın ölümüne neden oluyor. Bu mantar genellikle ağacın kabuğunda yaşayan ve onu delebilen kabuk böcekleri (Scolytus) nedeniyle yayılıyor.
Son yüzyıl içinde Avrupa genelinde çok sayıda yetişkin karaağaç (buna 300 yıllık anıt ağaçlar da dahil) bu hastalık nedeniyle ölmüş. İngiltere’deki karaağaç nüfusunun 4’te 3’ü DED yüzünden yok olmuş. Hastalık sadece Kanada ve Avustralya gibi uzak coğrafyalardaki bireylerde görülmemiş. Hastalığa dayanıklı olan kültür çeşitleri de 70’li yıllardan itibaren üretilmeye başlanmış ama henüz bu melezlerin akıbetlerinin ne olacağı da netleşmiş değil. Çünkü karaağaç uzun ömürlü ve yavaş büyüyen bir ağaç, bu nedenle de birkaç yüzyıl sonra neler olacağı şu an için bir gizem. Avrupa Birliği 1997’de başlattığı Avrupa’daki karaağaç türlerinin genetik mirasını koruma projesi kapsamında var olan türleri korumaya çalışıyormuş. (Haber merkezi)
Tarlasında dev bir karaağaç bulunan Zeki Erdal, şu zamanlarda karaağaçların bir kaç yıl içerisinde anlam veremedikleri şekilde kuruduğunu söyledi.
Altın tarla mevkiindeki tarlasında kendiliğinden yetişen karaağacın yaşanın 50'nin üzerinde olduğunu vurgulayan Erdal, ''Tarlamda devasa iki Karaağaç vardı. Bunlardan biri 8 yıl önce kurudu. Geri kalan karaağaca ise gözüm gibi bakıyorum. (Kurumasın, küsmesin) diye budama bile yapmıyorum. Yaz günü tarlaya gittiğimizde gölgesinde yemeğimizide yiyor, istirahatimizi de yapıyoruz. Böyle bir ağaca sahip olmaktan da mutluluk duyuyorum'' dedi.
Erdal, karaağacın çevreden geçenlerinde dikkatini çektiğini ve ilgi odağı olduğunu kaydetti.
bitkigunlugum.com'da karaağaç hakkında özetle şunlara yer verildi:
Karaağaç (Ulmus), karaağaçgiller (Ulmaceae) familyasından uzun boylu, kışın yaprak döken ılıman iklim ağaç türü.
Anavatanı Orta Asya olan karaağaçlar, Kuzey Amerika’dan Avustralya’ya kadar çok farklı iklim ve coğrafyalarda bulunan doğal ormanların çoğunda karşımıza çıkabilirler. Ayrıca yol, park ve bahçelerde de gölge ağacı olarak pek çok farklı türü kullanılıyor.
Karaağaç nemli toprakları ve bol güneşi seven bir ağaçtır, bu nedenle de çoğu zaman ırmak kıyılarında yetişiyor. Karaağacın doğal olarak yetişen 30 veya 40 üyesi var, fakat yıllar içinde 300’ün üzerinde kültür çeşidi de üretilmiştir.
Karaağaçları inceleyen bilim insanlarına teleolog deniyormuş, bu da Yunanca da karaağaç anlamına gelen “ptelea” sözcüğünden türetilmiş, bu aynı zamanda Yunan mitolojisinde bir orman perisinin de adıdır.
DED (DutchElmDisease ya da Hollanda Karaağaç Hastalığı, tıpkı İngilizce’de “ölü” anlamına gelen “dead” sözcüğünü çağrıştırıyor!) karaağacın yaralı kabuğunun “Ophiostomaumi” adı verilen mantar tarafından enfekte edilmesiyle ortaya çıkıyor ve ağacın ölümüne neden oluyor. Bu mantar genellikle ağacın kabuğunda yaşayan ve onu delebilen kabuk böcekleri (Scolytus) nedeniyle yayılıyor.
Son yüzyıl içinde Avrupa genelinde çok sayıda yetişkin karaağaç (buna 300 yıllık anıt ağaçlar da dahil) bu hastalık nedeniyle ölmüş. İngiltere’deki karaağaç nüfusunun 4’te 3’ü DED yüzünden yok olmuş. Hastalık sadece Kanada ve Avustralya gibi uzak coğrafyalardaki bireylerde görülmemiş. Hastalığa dayanıklı olan kültür çeşitleri de 70’li yıllardan itibaren üretilmeye başlanmış ama henüz bu melezlerin akıbetlerinin ne olacağı da netleşmiş değil. Çünkü karaağaç uzun ömürlü ve yavaş büyüyen bir ağaç, bu nedenle de birkaç yüzyıl sonra neler olacağı şu an için bir gizem. Avrupa Birliği 1997’de başlattığı Avrupa’daki karaağaç türlerinin genetik mirasını koruma projesi kapsamında var olan türleri korumaya çalışıyormuş. (Haber merkezi)





