Kültür Bakanlığı Ney Sanatkârı
Serkan Kamacı
Mûsıkî denilince maalesef aslına ve ruhuna uygun olmayan bir takım icrâlar her yerde karşımıza çıkıyor; oysa bu toprakların asırlık köklerinde merhum Münir Nurettin Selçuk’un, merhum Bekir Sıtkı Sezgin’in ve merhum Dr. Alâeddin Yavaşca’nın o mektep nizamı yatmaktadır. Hâlbuki bu kadim nefesten bîhaber bir kısım heveskârların ortalıkta icracı diye gezindiği bir devri ibretle izliyoruz. Fakat kimse hınzırlık etmesin; bu toprakların sütunları sağlamdır ve Edirne gibi Rumeli’nin kapısında o ocağı haysiyetle tüttürenler hâlâ mevcuttur.
İşte bu çoraklığın ve kısırdöngünün ortasında, Kültür ve Turizm Bakanlığı Edirne Devlet Türk Müziği ve Rumeli Müzikleri Topluluğu’nun o asırlık kubbe altında icra ettiği misyon öyle bir geceye imza attı ki, tarihe not düşmek her vicdan sahibi kalemin borcudur: "İki Ses Bir Ahenk".
O büyük üstadiyetin, sesin ve sazın hakkını vererek omuz omuza verdiği bu gecenin başrollerinde iki kıymetli isim vardı: Ceylan Resuloğlu ve Berk Özçam.
Sesin, Tavrın, Kıyafetin ve Büyük Ruhun Hakkını Vermek
Bugün ekranları meşgul eden sözde ses sanatkârlarının aksine, bu iki isim mûsikimizi icra ederken ne bir tafraya tevessül ettiler ne de icranın kantarını kaçırdılar. Asıl parmak basılması gereken nokta da buydu: Her iki sanatçı da getirdikleri, kendi ses renklerine kusursuz bir uyum sağlayan o titiz repertuarı sıradan bir nota dizisi olmaktan çıkarıp, adeta devasa bir ruhla seslendirdiler. Üstelik bu zarafet sadece sadâda kalmadı; her iki sanatçının da bu gece için seçtikleri, mûsıkînin o ağırbaşlı ve asil ruhunu tekellüfsuzca yansıtan kıyafetleri, göz zevkini de bu meclisin kutsiyetine ortak etti.
Ceylan Resuloğlu; o huzur dolu sesinde Sabite Tur Gülerman’ın, Safiye Ayla’nın ve Meral Uğurlu’nun o ekol ve asalet bayrağını devralmışçasına berrak, tavırlı ve edalı nağmeleriyle gecenin en büyüleyici anlarından birine imza attı. Özellikle mûsıkî hazinemizin dev ismi Rakım Elkutlu’nun Hüzzam makamındaki o ölümsüz eseri, “Bin hüzün çöktü yine” mısralarıyla dudaklarından döküldüğünde; Ceylan’in o naif, duru ve ruhu dinlendiren huzurlu sesi adeta gök kubbede yankılandı ve salonu dolduranları başka bir iklime taşıdı.
Onun ardından sahnenin ağırlığını devralan, merhum Alâeddin Yavaşca’dan, Bekir Sıtkı Sezgin’den ve Münir Nurettin Selçuk’tan devralınan o büyük meşk bayrağını ses rengine son derece uygun şekilde taşıyan Berk Özçam kardeşimizin seçtiği eserler arasından biri vardı ki, meclisteki herkesi adeta zımbaladı: Hâcı Ârif Bey’in o ölümsüz Kürdilihicazkâr şaheseri, "Kanlar döküyor derdin ile dîde-i giryân." Berk’in bu eseri icra ederken gösterdiği o derin vukufiyet ve sesine yüklediği o muazzam melal, gecenin bir diğer unutulmaz anı olarak hafızalara kazındı.
Bir yanda Edirne’nin o kadim havasını ciğerlerine çeken, diğer yanda icra ettikleri her esere akademik bir titizlik ve hakiki bir üslup kazandıran bu sanatçılar, mûsikimizin sefalet çeken bugünkü piyasasına adeta bir tokat gibi çarptılar. Ne usul hatası yapıldı ne de makamın seyrinde bir sapma! Her şey yerli yerindeydi; çünkü bu işler magazin programlarında stüdyo hileleriyle ses basmaya benzemez, yılların meşki, gözyaşı ve alın teri gerekir.
Topluluğun Ahengi, Müstesna Refakat ve Nazarlı Meclis
Tabii bu kubbenin altındaki bu muazzam ahenk, tek bir kişinin omuzunda yükselemez; Kültür ve Turizm Bakanlığı Edirne Devlet Türk Müziği ve Rumeli Müzikleri Topluluğu’nun her bir ferdi, o meclisin kadrini bilen güzide birer erbaptır. Bu müstesna gecede, topluluğun kıymetli sanatçıları o devasa icralara öyle nezahetle, öyle incelikli ve naif bir surette refakat ettiler ki; sesin kudsiyetine gölge düşürmeden o kubbeyi sarıp sarmalayan bu asil duruş gerçekten de şayan-ı takdirdir.
Ve elbette bu meclisin görünmeyen en büyük kuvveti, salonu dolduran o nâzenin kalabalıktı. Dinleyicilerin o huzurlu, idrak dolu nazarlarla icrayı takip etmesi, sahnedekilere adeta can suyu oldu; hânendelerle uşşâk adeta o sükûnet içinde birleşerek icranın ruhuna ve kalbine ortak oldular. Sahnede omuz omuza ses veren tüm ses ve saz sanatçılarımızı bu muazzam gayretlerinden, mûsıkîmize getirdikleri o nezih ve seviyeli nefesten ötürü tek tek tebrik etmek boynumuzun borcudur. Edirne gibi tarihi bir otağda, bu bayrağı zedelemeden taşıyan her sanatçı bu milletin yüz akıdır.
Kimse unutmasın: Hakiki mûsıkî ölümsüzdür; onu yaşatanlar ise ancak bu toprağın kıymetini bilen hakiki sanatkârlardır.





