Hayvancılık sektöründe en önemli ana girdi maliyeti yemdir. Ülkemizde özellikle
hayvancılıkta fenni yemde kullanılan soya üretimi, ülkemizde üretim-tüketim dengesinde
neredeyse yok denebilecek kadar azdır.Ülkemiz soyayı %95 oranında ithal etmektedir.
Yine yemde kullanılan Ayçiçek yağı çiftçinin desteklenmemesi ve ihracat desteklemesi
politikası ile ülkemizde üretim-tüketim dengesindeki farkı %35 ihracat ile kapatılmakta keza
yemde kullanılan mısır da, oluşan farkla kapatılmaktaydı.
Fakat Dünyada pandemi haline gelen Koronavirüs salgını nedeniyle, ülkeler tarafından gıda
kıtlığı endişesiyle üretime destek ve ihracat yasaklarını arka arkaya getirmekte olduğunu
görmekteyiz.Şu an üretime değil de ihracata yönelik politikalarla gümrükte vergi indirimine gitmekteyiz,
ancak vergi indirimleri de ürünlerin üstüne konulan zamlar neticesinde pek fayda etmediği
görmekte zor değil. Bu durum hayvancılık sektöründe kendisini yem fiyatlarındaki artışlarla
belli etmektedir.
Salgın süresince yem fiyatlarına %15-20 arası bir zam geldi bunun adı üretimi baltalamak
değil de nedir? Bu zamların sonucunda hayvancılık sürdürülebilir olmaktan çıkabilir
yetiştiricilere hayvanlarına bakması gereken yemi üretime destek sağlayarak verilmesi
gerekmektedir.
Tarım ve Orman Bakanlığı 2019 yılının Ekim ayında yapılan açıklamada besilik hayvan
ithalatına ilişkin kontrol belgesi verilmeyeceğini açıklamasına rağmen 10 gün kadar önce
Brezilya’dan ülkemize 10.000 civarında besilik hayvan İskenderun Limanından Şanlıurfa’ya
götürüldüğü ortaya çıkmıştı. Brezilya haricinde ekim ayından sonra Avrupa’dan ve Güney
Amerika’dan ülkemize besilik hayvan ithalatları gerçekleşmesi vatandaşın aklında birileri
zengin mi edilmeye çalışılıyor sorularını doğurtmakta.
‘’Biz Bize yeteriz’’ söylemini gerçekten şeffaf bir şekilde gerçekleştirmeliyiz. Burada
üreticimizi düşünmeliyiz, küçük üreticimizi orta ölçekli ve büyük üreticimizi de
düşünmeliyiz. Ancak özellikle küçük üreticimizi düşünmeliyiz büyük fedakarlıklarla
üretimin peşinden koşan her türlü zorluğa göğüs geren üreticilerimiz bizim can suyumuz
olacaktır.
Üretimi desteklemezsek ne bir çiftçi ne bir tarla ne de yeteri kadar ürün… Ancak bolca köprü
bolca yol bolca bina içinde, şehirlerde beton yiyip zift içebilirsiniz.(Haber Merkezi)
hayvancılıkta fenni yemde kullanılan soya üretimi, ülkemizde üretim-tüketim dengesinde
neredeyse yok denebilecek kadar azdır.Ülkemiz soyayı %95 oranında ithal etmektedir.
Yine yemde kullanılan Ayçiçek yağı çiftçinin desteklenmemesi ve ihracat desteklemesi
politikası ile ülkemizde üretim-tüketim dengesindeki farkı %35 ihracat ile kapatılmakta keza
yemde kullanılan mısır da, oluşan farkla kapatılmaktaydı.
Fakat Dünyada pandemi haline gelen Koronavirüs salgını nedeniyle, ülkeler tarafından gıda
kıtlığı endişesiyle üretime destek ve ihracat yasaklarını arka arkaya getirmekte olduğunu
görmekteyiz.Şu an üretime değil de ihracata yönelik politikalarla gümrükte vergi indirimine gitmekteyiz,
ancak vergi indirimleri de ürünlerin üstüne konulan zamlar neticesinde pek fayda etmediği
görmekte zor değil. Bu durum hayvancılık sektöründe kendisini yem fiyatlarındaki artışlarla
belli etmektedir.
Salgın süresince yem fiyatlarına %15-20 arası bir zam geldi bunun adı üretimi baltalamak
değil de nedir? Bu zamların sonucunda hayvancılık sürdürülebilir olmaktan çıkabilir
yetiştiricilere hayvanlarına bakması gereken yemi üretime destek sağlayarak verilmesi
gerekmektedir.
Tarım ve Orman Bakanlığı 2019 yılının Ekim ayında yapılan açıklamada besilik hayvan
ithalatına ilişkin kontrol belgesi verilmeyeceğini açıklamasına rağmen 10 gün kadar önce
Brezilya’dan ülkemize 10.000 civarında besilik hayvan İskenderun Limanından Şanlıurfa’ya
götürüldüğü ortaya çıkmıştı. Brezilya haricinde ekim ayından sonra Avrupa’dan ve Güney
Amerika’dan ülkemize besilik hayvan ithalatları gerçekleşmesi vatandaşın aklında birileri
zengin mi edilmeye çalışılıyor sorularını doğurtmakta.
‘’Biz Bize yeteriz’’ söylemini gerçekten şeffaf bir şekilde gerçekleştirmeliyiz. Burada
üreticimizi düşünmeliyiz, küçük üreticimizi orta ölçekli ve büyük üreticimizi de
düşünmeliyiz. Ancak özellikle küçük üreticimizi düşünmeliyiz büyük fedakarlıklarla
üretimin peşinden koşan her türlü zorluğa göğüs geren üreticilerimiz bizim can suyumuz
olacaktır.
Üretimi desteklemezsek ne bir çiftçi ne bir tarla ne de yeteri kadar ürün… Ancak bolca köprü
bolca yol bolca bina içinde, şehirlerde beton yiyip zift içebilirsiniz.(Haber Merkezi)





