Şapka ve kıyafet devrimleri şekilden öze geçen, belirlediği düşünüş biçimi bakımından çağdaş dünyaya açılan, çağdaş düşünce ile bütünleşen büyük ve bilinçli devrimler olduğunu belirten ADD Edirne Şubesi Başkanı Özcan, “Edirne Şubesi Yönetimi olarak, Şapka ve Kıyafet Devriminin 94. yılında ‘Memleketimiz içinde uygar düşüncelerin, çağdaş ilerlemelerin zaman kaybetmeksizin yayılması ve gelişmesi gerekir. Bunun için bütün bilim ve teknik erbabının bu hususta çalışmayı bir namus ödevi bilmesi gerekir’ diyen büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü saygıyla anıyoruz” dedi.
Özcan açıklamasında şu sözlere yer verdi;
“Erzurum Kongresi’nin kapanış gecesi yani 7/8 Ağustos 1919 tarihinde sabaha karşı Mustafa Kemal Atatürk, Süreyya Yiğit ve Mazhar Müfit Kansu konuşmaktadır ve Paşa, Mazhar Müfit Kansu’ya: Hatıra defterine yaz, der; ‘Zaferden sonra hükümet şekli Cumhuriyet olacaktır.Padişah ve hanedan hakkında zamanı gelince gereken yapılacaktır.Fes kalkacak, uygar uluslar gibi şapka giyilecektir.’
Bu anda Mazhar efendinin kalemi elinden düşer ve Paşa’ya ‘kusura bakmayın Paşam ama sizin de hayalperest taraflarınız var’ der. Paşa da ‘Bunu zaman tayin eder, sen yaz’ der ve diğer devrimleri maddeler halinde yazıya dökerler. Bundan 6 yıl sonra, Kastamonu’da başlatılan bir kampanya sonrasında 28 Kasım 1925’te Şapka Giyilmesi Hakkında Kanun çıkartılır.
Şapka Devrimi, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasının ardından, erkeklerin baş örtme uygulamalarının düzenlenerek çağın normlara uygun hale getirilmesi için 1925 yılında yapılan kanuni düzenlemedir. Şapka Devrimi, 25 Kasım 1925 tarihinde TBMM'de kabul edilen 671 sayılı Şapka İktisası Hakkında Kanun ile yürürlüğe girmiştir. 28 Kasım 1925 tarih ve 230 Sayılı Resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Çağdaş giyim-kuşam, uygar oluşun en doğal işaretidir. Bu sebepledir ki Atatürk, çağdaşlaşma atılımları içinde, şapka ve kıyafet devrimine büyük önem verdi.
Kıyafet devrimine kadarki mevcut kıyafetimiz ne milli ne de uygardı. Fes, kalpak, külah, takke, sarık gibi başlıkların yanı sıra cübbe, ceket, şalvar, potur, pantolon gibi her çeşit kıyafet, toplumumuza dış görünüş bakımından karmaşık bir manzara veriyordu. Halbuki fikriyle, düşünüş biçimiyle uygar olmaya karar veren Türk milleti, bunu yaşayışıyla, dış görünüşüyle de kanıtlamalıydı. Daha önceleri başlık ve kıyafette bazı yenilikler yapılmışsa da eski ile yeninin bir arada yaşatılması nedeniyle bu atılımlar, gerektiği gibi gerçekleştirilememişti.” (Haber merkezi)
Özcan açıklamasında şu sözlere yer verdi;
“Erzurum Kongresi’nin kapanış gecesi yani 7/8 Ağustos 1919 tarihinde sabaha karşı Mustafa Kemal Atatürk, Süreyya Yiğit ve Mazhar Müfit Kansu konuşmaktadır ve Paşa, Mazhar Müfit Kansu’ya: Hatıra defterine yaz, der; ‘Zaferden sonra hükümet şekli Cumhuriyet olacaktır.Padişah ve hanedan hakkında zamanı gelince gereken yapılacaktır.Fes kalkacak, uygar uluslar gibi şapka giyilecektir.’
Bu anda Mazhar efendinin kalemi elinden düşer ve Paşa’ya ‘kusura bakmayın Paşam ama sizin de hayalperest taraflarınız var’ der. Paşa da ‘Bunu zaman tayin eder, sen yaz’ der ve diğer devrimleri maddeler halinde yazıya dökerler. Bundan 6 yıl sonra, Kastamonu’da başlatılan bir kampanya sonrasında 28 Kasım 1925’te Şapka Giyilmesi Hakkında Kanun çıkartılır.
Şapka Devrimi, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasının ardından, erkeklerin baş örtme uygulamalarının düzenlenerek çağın normlara uygun hale getirilmesi için 1925 yılında yapılan kanuni düzenlemedir. Şapka Devrimi, 25 Kasım 1925 tarihinde TBMM'de kabul edilen 671 sayılı Şapka İktisası Hakkında Kanun ile yürürlüğe girmiştir. 28 Kasım 1925 tarih ve 230 Sayılı Resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Çağdaş giyim-kuşam, uygar oluşun en doğal işaretidir. Bu sebepledir ki Atatürk, çağdaşlaşma atılımları içinde, şapka ve kıyafet devrimine büyük önem verdi.
Kıyafet devrimine kadarki mevcut kıyafetimiz ne milli ne de uygardı. Fes, kalpak, külah, takke, sarık gibi başlıkların yanı sıra cübbe, ceket, şalvar, potur, pantolon gibi her çeşit kıyafet, toplumumuza dış görünüş bakımından karmaşık bir manzara veriyordu. Halbuki fikriyle, düşünüş biçimiyle uygar olmaya karar veren Türk milleti, bunu yaşayışıyla, dış görünüşüyle de kanıtlamalıydı. Daha önceleri başlık ve kıyafette bazı yenilikler yapılmışsa da eski ile yeninin bir arada yaşatılması nedeniyle bu atılımlar, gerektiği gibi gerçekleştirilememişti.” (Haber merkezi)





