https://www.instagram.com/serkankamaci/
Serkan Kamacı/ Ney sanatkârı, Kültür ve Turizm Bakanlığı
Malûmunuz, bugünün mûsıkî dünyası telaffuz facialarının, nobranlığın ve ne idüğü belirsiz gırtlak nağmelerinin elinde hayli zorlu bir imtihandan geçiyor. Kelimelerin yuvarlandığı, ne söylendiği güçlükle anlaşılan şu kasvetli devirde, neyse ki kadim mûsıkîmizin vakarını, üslûp ve erkânını muhafaza eden hakiki ustaların sedası kulağımıza erişmeye devam ediyor.
Bendeniz, İstanbul’a ilk kadem bastığım senelerde Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nun o serin atmosferinde Münip Utandı ağabeyimizi dinleme bahtiyarlığına erişmiştim. O gün sahnede tezahür eden şey, yalnızca bir konser değil; kendine has o latif anlayışın, rikkat ve zarafetin bizzat ses bulmuş haliydi.
Tercümanı olduğumuz Türk mûsıkîsi, malûm-ı aliniz olduğu üzere Arapça ve Farsça terkiplerle mücehhez, son derece derin bir lisan ve mana hazinesidir. Bu mûsıkî lisanında yazılmış bir eseri; kelimeleri yutmadan, heceleri tahrif etmeden ve en ehemmiyetlisi "konuşur gibi" terennüm edebilmek, icracıların pek azına nasip olmuş fevkalâde müşkül bir iş, hakiki bir maharettir.
Ancak meselenin çetin tarafı yalnızca telaffuzdan yahut perdeleri doğru basmaktan ibaret değildir. Yanlış anlaşılmasın; Münip Utandı ağabeyimizin Cenâb-ı Hakk'ın ihsanı olan o billûr gibi sesi zaten fevkalâde güzeldir, mûsıkîmizin en nadide tınılarındandır. Lâkin sırf ses güzelliği yetmez; nitekim mûsıkîmizde harikulade gırtlağa, muazzam bir sese sahip olup da ruhsuz icra yapan nice isimler görürsünüz. Bendeniz de zaman zaman neyzenliğimin yanı sıra hanendeliğe, okumaya gayret eden bir kardeşiniz olarak "hanende olunmadan sazende olunmaz" kelam-ı kibarını pek ehemmiyetli bulurum. Mühim olan o güzelim sese ruh katabilmek, gırtlaktan ziyade kalpten okuyarak dinleyenin ruhunda derin bir iz bırakabilmektir.
Zaten Münip Utandı hocamızın mûsıkî hayatı, mektepten ziyade meşk ile yoğrulmuş o eski terbiye ve usûlün hülasasıdır. 1952’de Antakya’da doğan, ardından İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kaydolan kıymetli hocamızın yolculuğu, hukuk kitaplarının arasından cemiyet ve fakülte korolarına uzanmıştır. O devrin İstanbul’unda mûsıkî bugünkü gibi heveskâr diplomasıyla değil; meşk ile, kulak terbiyesiyle ölçülürdü.
1976’da kurulan İstanbul Devlet Klasik Türk Mûsikisi Korosu’nun imtihanına girdiğinde, karşısında Mefaret Yıldırım ve Necdet Yaşar gibi mûsıkîmizin ve icranın dev isimleri vardı. O yıllarda nota bilgisi henüz mahdut olmasına rağmen, billûr gibi tenor sesiyle Nevzat Atlığ hocamızın dikkatini derhal celbetti. Kendisinin de daima sitayişle ifade ettiği gibi "koro benim konservatuvarım oldu" der. Nitekim o yıllarda korolar, fevkalâde kulak sahibi seslerin terbiye edildiği hakiki birer dergâhtı.
Bu noktada durup bir hüsn-i hat gibi incelik isteyen üslûp meselesini tayin etmek icap eder: Münip Utandı hocamız, Mesut Cemil’den başlayıp Münir Nurettin, Nevzat Atlığ, Bekir Sıtkı Sezgin ve Alâeddin Yavaşça ile devam eden Darülelhan çizgisinin, yani o asil mektebin hakiki bir mümessilidir. Gazino sahnelerinin ucuz "goygoyundan", piyasa jargonundan ve abartılı nağme gösterilerinden uzak durmak; sadeliği, yani femm-i muhsini —o pak ve temiz ağzı— muhafaza etmek bu mektebin en sarih düsturudur. Mûsıkîmiz süsten ve gösterişten arındıkça ruhuna kavuşur; aksine nağme kalabalığına boğulduğunda haysiyetini kaybeder.
Münip Utandı ağabeyimizin pek az kimsede rastladığımız asıl büyüklüğü de işte bu köklü terbiye ile o zengin, lâtif sesinin yanına kattığı derin ruhtadır. O, sözün haysiyetini muhafaza ettiği kadar, icrasına öyle bir hissiyat yükler ki dinleyen insan adeta başka bir âleme sürüklenir, mest olur. Büyüleyici ve sirayet edici icra yeteneği işte bu muazzam ses ile gönül bağının birleşmesinden neşet etmektedir. Bugün Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Mûsikisi Korosu’nda yahut konservatuvar sıralarında onun süzgecinden geçmiş, üslûbunu meşk etmiş genç icracıları görmek, mûsıkî adına mutlu olduğumuz en güzel şeyerdendir; temennimizodur ki daha niceleri yetişsin.
Bugün gazetedeki köşemizi; bu aziz san'atkârın kubbede çınlayan hoş sedasına, kulaklara küpe olması gereken o müstesna üslûbuna ve unutulmaya yüz tutan meşk terbiyesine tahsis etmek, mûsıkî mazi ve halimize bir hürmet borcudur.





