Kültür Bakanlığı Ney Sanatkârı
Serkan Kamacı
Bizim memlekette iş adamı dediğiniz profil ekseriyetle belli kalıplara hapsolmuştur. İstisnalar kaideyi bozmaz elbette; lakin parayı bulan, sermayesini büyüten girişimci ilk iş olarak ya betona, inşaata yatırım yapar ya da tekstil tezgâhlarında çarkı döndürme telaşına düşer. "Daha çok kazanayım, fabrikayı büyüteyim, arsaya parsel atayım..." Zihniyet hep bu eksende döner.
Kazanmak kötü müdür? Asla. Lakin mesele sadece kazanmakta değil, kazandığını bu toprağın ruhuna, gençlerine ve medeniyet birikimine geri verebilmektedir.
Siz hiç gördünüz mü herhangi bir iş adamının böyle büyük bir hat koleksiyonu olsun? Türkiye'de benim bildiğim Sayın Murat Ülker dışında hat koleksiyoneri olan, sanata bu çapta destek veren iş adamı çok ama çok azdır.
Şunun üzerinde ısrarla duruyorum: Kazanmak iyi, güzel, hoş... Ticaret de yapılacak, fabrikalar da çalışacak. Lakin kazanılan parayı sadece betona, tekstile ve benzeri sahalarda daha çok kâr elde etme hırsına kurban etmek bu ülkeye yapılacak en büyük haksızlıktır. Oysa bu bütçeleri daha çok kazanmak için başka ticari alanlarda değerlendirmek işten bile değilken, böylesi muazzam bir bütçeyi kültür ve sanata destek olarak sunmak son derece kutlanması ve tebrik edilmesi gereken bir erdemdir.
İşte tam da bu karamsar tablonun orta yerinde, Edirne'den Kars'a ses getirecek, adeta "karanlığa sövmek yerine bir mum yakalım" kabilinden müthiş bir projenin haberi düştü gündeme. Ünlü iş adamı Sayın Hüsnü Özyeğin, dünya çapında gururumuz, virtüöz piyanistimiz Fazıl Say ile güçlerini birleştirerek Özyeğin Filarmoni Orkestrası'nı kurdu. İşin sanat yönetmenliği koltuğunda ise bizzat Fazıl Say oturuyor. Açık söylüyorum; bu, ülkemiz kültürel hayatı için çölün ortasında vaha müjdesi gibi bir adımdır.
Sayın Hüsnü Özyeğin'i bu vesileyle yürekten alkışlıyorum. Çünkü senfoni orkestrası gibi devasa bir yapıda yer alan tüm sanatçılara düzenli maaş ödemek, onları sigortalı yapmak, dünyanın en iyi müzisyenleriyle aynı masaya oturmak ve en nitelikli sanatçıları ülkeye getirmek çok ciddi, çok ağır bütçeli işlerdir. Bunu göze alabilmek, vizyonun ve sanat sevgisinin en somut kanıtıdır.
Neden mi önemli? Çünkü bu işin sadece bir tabela projesi olmadığını, şimdiden açıklanan bir yıllık etkinlik takviminden anlıyoruz. Bir kurum işe takvimle, ciddiyetle, planla başlıyorsa orada vizyon vardır, disiplin vardır. Sanatın başına Fazıl Say gibi küresel çapta bir yıldızın getirilmesi de işin ne kadar büyük bir titizlikle kurgulandığının net göstergesidir.
Daha çok değil, bundan sadece üç sene önce Kültür Bakanlığı bir sınav açtı ve o tek bir sınava tam yedi bin kişi başvurdu. Yanlış anlaşılmasın; bu 7 bin kişi sınava saf bir sanat tutkusundan ziyade; ülkemizde özel toplulukların neredeyse hiç olmadığını, olanların da bütçeli ve maaşlı bir sanat icrasına imkan tanımadığını bildikleri için başvurdu. Çünkü ülkemizde, maalesef konservatuvar bitirdikten sonra TRT ve Kültür Bakanlığı dışında sanatlarını icra edebilecekleri başka hiçbir kurumsal ortam, başka bir kapı yok. Birçok konservatuvar mezunu ne yazık ki işsiz. Gençler zor ekonomik koşullarda geleceğini garanti altına almak, amiyane tabirle "bir kuruma kapak atıp" oturumu kapatmak için o sınavlara yığılıyor.
Ekonomik koşulların bu derece gözetildiği bir noktada maalesef ülkemizde sanat yapmak hayli, hatta imkânsız derecede zor.
Düşünebiliyor musunuz; devrin en büyük hattatlarından, hat eserleri bugün yüz binlerce liraya atfedilen merhum Hamit Aytaç'a, üşümesin diye bir öğrencisi elektrikli soba hediye getiriyor. Büyük üstadın o an sarf ettiği söz ise yürekleri dağlamaya yeter de artar bile: "Evladım, bu çok yakar mı?"
İnsan nasıl üzülmesin? Bugün eserleri parmakla gösterilen dev bir hattatın o dönem yaşadığı ağır ekonomik zorluklara baktığımız zaman, maalesef aradan geçen zamanda değişen hiçbir şey olmadığını acıyla müşahede ediyoruz.
İnşaat yapa yapa kalplerimiz taşlaştı; zarafet bitti, incelik bitti, zariflik bitti, kibarlık bitti. Yolda hiç kimsenin hiç kimseye tahammülü kalmadı, herkes çok kabalaştı. Gün geçmiyor ki her gün haberlerde birbirine saldıran insanlar görmeyelim. Tüm bunlardan kurtuluş yolunun yine kültürden, sanattan ve ilimden geçtiğini herkese bir kez daha hatırlatmakta fayda var.
Neyse... Sözü fazla uzatmadan, konuyu da dağıtmadan temennimizi tazeleyelim: Yeni kurulan Özyeğin Filarmoni Orkestrası hayırlı ve mübarek olsun.
Darısı, inşallah yeni Klasik Türk Müziği Topluluklarının başına.
Alkışı bol, yolu açık olsun!





