Edirne’nin komşusu Yunanistan’da Batı Nil virüsü vakalarının artması, Trakya’da sivrisineklerle bulaşan hastalıklara karşı alınması gereken önlemleri yeniden gündeme getirdi. Yunanistan’da yıl başından bu yana tespit edilen Batı Nil virüsü vaka sayısının 157’ye, hastalık nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısının ise 13’e yükseldiği bildirildi. Edirne’de şu an için Batı Nil virüsü vakası tespit edilmediği belirtilirken, uzmanlar özellikle sivrisinek yoğunluğunun fazla olduğu bölgelerde vatandaşların tedbirli davranması gerektiğine dikkat çekti.
Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Adil Yılmaz, Yunanistan’daki vaka artışının Türkiye açısından yakından takip edilmesi gereken bir gelişme olduğunu belirterek, mevcut durumda Edirne ve Trakya için panik oluşturacak bir tablo bulunmadığını söyledi. Ancak hastalığın sivrisinekler aracılığıyla bulaşması nedeniyle kişisel korunma önlemlerinin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Yılmaz, “Şimdilik korkulacak ve panik olacak bir durumumuz yok. Ama Yunanistan’da vakalar artıyor, bu yüzden dikkatli olmakta ve tedbiri elden bırakmamakta fayda var” dedi.
Batı Nil virüsü, enfekte sivrisineklerin insanları ısırmasıyla bulaşan viral bir hastalık olarak biliniyor. Hastalığın yayılım alanının Yunanistan’da genişlemesi, özellikle ülkenin Türkiye sınırına yakın bölgelerinde de dikkatle takip ediliyor.
Yunanistan Ulusal Kamu Sağlığı Kurumu (EODY) verilerine göre, yılın başından 5 Ağustos’a kadar ülkede 65 Batı Nil virüsü vakası tespit edilmiş ve 65 yaş üzerindeki 6 kişi hayatını kaybetmişti. Daha sonraki dönemde ise vaka sayısında artış yaşandı.
Yunan basınında yer alan bilgilere göre, Orta Yunanistan’da Thiva kentinde de ilk vaka tespit edildi. 65 yaşın altında olduğu belirtilen bir kişinin şiddetli baş ağrısı şikayetiyle başvurduğu hastanede yapılan laboratuvar incelemeleri sonucunda Batı Nil virüsü taşıdığı belirlendi.
EODY’nin 12-19 Ağustos dönemine ilişkin verilerine göre ise Yunanistan’da 47 yeni vaka daha tespit edildi. Böylece yıl başından bu yana ülkedeki toplam vaka sayısı 157’ye çıktı. Hastalık nedeniyle yaşamını yitirenlerin sayısı da son bir haftada 4 artarak 13’e ulaştı.
Yunanistan’daki gelişmelerin özellikle Trakya açısından dikkatle takip edilmesi gerektiğini ifade eden Dr. Adil Yılmaz, Türkiye’de şu an için benzer bir salgın tablosunun bulunmadığını ancak bunun tedbirlerin bırakılması anlamına gelmediğini söyledi.
Yılmaz, sivrisinek popülasyonunun fazla olduğu bölgelerde korunma önlemlerinin önem kazandığını belirterek, “Ama bu demek değildir ki ‘bizde yok’ diye tedbirsiz davranalım. Önemli olan sivrisineklerle taşındığı için Trakya bölgesi risk altında. Edirne, Tekirdağ, Çanakkale, İzmir gibi yörelerde çok fazla sivrisinek var. Tabii ki bunlarla mücadele etmek lazım” ifadelerini kullandı.
Ilıman geçen kış mevsiminin sivrisineklerin üreme koşullarını etkileyebileceğini belirten Yılmaz, yaz dönemindeki yağışların da sivrisinek popülasyonunun artmasına uygun ortam oluşturabileceğini dile getirdi. Sivrisineklerin larva dönemlerinin kontrol altına alınmasının da mücadelenin önemli aşamalarından biri olduğuna dikkat çekti.
Yunanistan ile Türkiye arasındaki yoğun insan ve araç hareketliliğinin de göz önünde bulundurulması gerektiğini ifade eden Yılmaz, vatandaşların gelişmeleri takip ederken paniğe kapılmaması gerektiğini söyledi.
Batı Nil virüsünün sivrisinekler aracılığıyla taşındığını hatırlatan Yılmaz, özellikle sivrisineklerin yoğun olduğu alanlarda kişisel korunma yöntemlerinin uygulanmasının hastalıktan korunmada önemli olduğunu vurguladı.
Batı Nil virüsünün doğal yaşam döngüsünde kuşların önemli bir rol oynadığını anlatan Dr. Yılmaz, virüsün özellikle Culex cinsi sivrisinekler aracılığıyla insanlara taşınabildiğini belirtti.
Yılmaz, bulaş zincirini, “Enfekte hayvanlar, bu enfekte hayvanlar da kuşlar. Enfekte kuşlar virüsü sivrisineklere bulaştırıyor. Sivrisinekler de bunu taşıdığı zaman insanlara bulaştırıyor” sözleriyle açıkladı.
Virüsün insan vücuduna girdikten sonra kuluçka süresinin yaklaşık 2 ila 14 gün arasında değişebildiğini belirten Yılmaz, her enfeksiyonun hastalık belirtilerine yol açmadığını da kaydetti.
Batı Nil virüsünün önemli özelliklerinden birinin enfekte kişilerin büyük bölümünde belirti görülmemesi olduğunu ifade eden Yılmaz, vakaların yaklaşık yüzde 80’inde herhangi bir belirti ortaya çıkmadığını söyledi.
Belirti görülen kişilerde ise ateş, baş ağrısı, halsizlik, yorgunluk, bulantı, kusma ve kas ağrıları gibi şikayetlerin ortaya çıkabileceğini belirten Yılmaz, bazı vakalarda nörolojik bulguların da görülebileceğini ifade etti.
Hastalığın her kişide aynı şiddette seyretmediğini dile getiren Yılmaz, bazı kişilerin enfeksiyonu hafif belirtilerle atlatabildiğini, bazı kişilerde ise daha ağır tablolar gelişebildiğini söyledi.
Batı Nil virüsünün viral bir enfeksiyon olduğunu ve hastalığı doğrudan ortadan kaldıran spesifik bir antiviral tedavinin bulunmadığını belirten Dr. Yılmaz, bu nedenle korunma yöntemlerinin büyük önem taşıdığını vurguladı.
Özellikle yüksek ateş, şiddetli baş ağrısı veya nörolojik belirtiler gibi daha ciddi şikayetlerin ortaya çıkması halinde sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini ifade eden Yılmaz, erken değerlendirme ve hekim kontrolünün önemine dikkat çekti.
Edirne ve Trakya’da tarımsal faaliyetlerin yoğun olması nedeniyle çevresel koşulların da sivrisineklerle mücadelede önemli olduğunu belirten Yılmaz, özellikle çeltik üretiminin yapıldığı alanlarda vatandaşların daha dikkatli olması gerektiğini söyledi.
Bataklık, sulak alan ve sivrisineklerin yoğun bulunduğu bölgelerde mümkün olduğunca dikkatli olunması gerektiğini belirten Yılmaz, yerleşim alanlarında sivrisineklerin üremesine uygun su birikintilerinin de ortadan kaldırılmasının önem taşıdığını ifade etti.
Sivrisineklerden korunmak için kişisel önlemlerin uygulanmasını öneren Yılmaz, özellikle sivrisineklerin yoğun olduğu saatlerde daha dikkatli olunması gerektiğini belirtti.
Son dönemde sivrisinek kaynaklı hastalıkların daha fazla gündeme gelmesi nedeniyle Batı Nil virüsü ile Dang hummasının zaman zaman karıştırıldığını belirten Dr. Yılmaz, iki hastalığın birbirinden farklı olduğunu vurguladı.
Dang hummasının halk arasında “kırık kemik humması” olarak da bilindiğini belirten Yılmaz, hastalığın enfekte dişi Aedes aegypti veya Aedes albopictus sivrisineklerinin ısırmasıyla bulaştığını ifade etti.
Batı Nil virüsü şüphesi bulunan kişilerde tanı amacıyla çeşitli laboratuvar testlerinden yararlanılabildiğini belirten Yılmaz, bunlar arasında IgG, IgM ve PCR testlerinin bulunduğunu söyledi.(Haber: Hasan Yiğit KONAKLILAR)





