Timur, “Yanlış kentsel dönüşüm uygulamaları, rant eksenli büyük projeler, su yatakları ile yeşil alanlar arasındaki bağların koparılması, sel su baskınlarının artışı, ısı adalarının oluşması gibi olgular depremlerin yıkıcı etkilerini artırmaktadır. Bu sorunlara, depremlere dayanıklı yapı stokunu artırma gerekliliğini gözetmeksizin yapılan imar affı ve depremlerde toplanma yerleri olan alanlardaki hızlı yapılaşma da eklenmiştir.” Dedi.
17 Ağustos 1999 tarihinde Kocaeli’nin Gölcük ilçesinde meydana gelen 7.4 büyüklüğünde depreminde 17 bin 480 kişi hayatını kaybetti, 43 bin 953 kişi yaralandı. Türkiye’nin deprem kuşağında olduğunu ifade eden Makina Mühendisleri Odası Edirne Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ruhan, depremin yok sayılmaması gerektiğini depreme uygun yapıların yapılması gerektiğini belirtti.
Timur, kamusal mesleki denetim, yeterlilik, eğitim ve belgelendirmeye dayalı yeni bir yapı üretim ve denetim modelinin benimsenmesi gerektiğini söyledi.
“YAPI DENETİM KANUNU’NUN KAPSAMI DARALTILDI”
1999 depremi sonrasında yapı denetim düzenlemelerinin meslek odalarının önerilerinin dikkate alınmadığını belirtti. Yapı denetim kanunun kapsamının daraltıldığını ifade eden Timur, “Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğu, toprakları, sanayisi ve barajlarının büyük kısmının aktif deprem kuşakları üzerinde yer aldığı ve deprem konusunun mühendislik, mimarlık, şehir plancılığı ile bağlantılı olmasına karşın bu disiplinler rant çıkarları için dışlanmaktadır. 1999 Marmara ve Düzce depremleri sonrası yapı denetimi düzenlemelerinde meslek odalarının önerileri dikkate alınmayarak denetim ticarileştirilmiş, Yapı Denetim Kanunu’nun kapsamı daraltılmış, kamu yapıları denetim dışı tutulmuş; TMMOB’ye bağlı ilgili Odaların mevzuatla tanınmış görevleri içindeki mesleki yeterlilik, eğitim, belgelendirme, denetleme gereklilikleri dışlanmış, yapıda denetimsizliğe yol verilmiştir.” Dedi.
Depremlerden hiçbir dersin alınmadığını vurgulayan Timur, “Depremle ilgili ülke sorunlarına ayna tutan, yaklaşık 340 bin yapının yıkıldığı ve hasar gördüğü, on binlerce yurttaşımızın yaşamını kaybettiği 1999 Marmara Depreminden hiçbir ders alınmadığı; Deprem Şurası, Ulusal Deprem Konseyi gibi oluşumların devre dışı bırakılmasıyla, sorunlu mevzuat düzenlemeleriyle, kentsel dönüşüm programlarının ranta yönelik olmasıyla, bütün ülkenin imara açılması ve sonraki depremlerde de oluşan sosyal yıkım tablosu ile tekrar tekrar görülmüştür.
“ÜLKEMİZ DEPREMLERE HAZIRLIKLI DEĞİLDİR”
Marmara depreminin üzerinden 23 yıl geçmesine rağmen ülkenin depreme hazır olmadığını belirtti.
Timur, “Marmara Depreminin üzerinden 23 yıl geçmesine karşın ülkemiz depremlere hazırlıklı değildir. Yapı tasarımı, yer seçimi, üretimi ve denetiminde bilimsel ve bütünlüklü bir düzen yoktur. Sorunlu dolgu alanları, dere yatakları ve kıyılar imara açılmakta, her yere AVM’ler, gökdelenler yapılmaktadır. Yanlış ulaşım politikaları, yanlış kentsel dönüşüm uygulamaları, rant eksenli büyük projeler, su yatakları ile yeşil alanlar arasındaki bağların koparılması, sel-su baskınlarının artışı, ısı adalarının oluşması gibi olgular depremlerin yıkıcı etkilerini artırmaktadır. Bu sorunlara, depremlere dayanıklı yapı stokunu artırma gerekliliğini gözetmeksizin yapılan imar affı ve depremlerde toplanma yerleri olan alanlardaki hızlı yapılaşma da eklenmiştir.” Şeklinde konuştu
“DEPREM GELMEDEN ÖNCE HAZIR OLMAK GEREKİR”
Timur, deprem gelmeden önce önlemler alınarak depreme hazır olunması gerektiğini ifade etti.
Yapı denetim affet ile ilgili yasaların TMMOB, ilgili odalar, üniversiteler, katılımıyla düzenlenmesi gerektiğini dile getiren Timur, “Depremlere karşı önlemler bütünlüğü, güvenli yapılaşma, halkın sağlıklı yaşam ve doğal çevre hakkı için piyasacı, rantçı, kamusal denetimi yok sayan yaklaşımın reddedilmesi gereklidir. Yapı denetimi uygulamasını yönlendiren kararlar ilgili bütün kurum-kuruluşların katılımıyla oluşturulmalı; imar, yapı, dönüşüm, yapı denetim ve afet yasaları TMMOB ve ilgili Odalar, üniversiteler ve ilgili kesimlerin katılımıyla düzenlenmeli; bu kuruluşlar mevzuat süreçlerinin asli unsurları olarak tanınmalı, üyelerinin eğitim ve belgelendirilmesi Odalarınca yapılmalıdır.” Diye konuştu.
Yapı denetim kanunun uzmanlık ve etik niteliklere sahip kişiler tarafından planlanması gerektiğini belirten Timur, “Yapı Denetim Kanunu’nun ticari yapı denetim şirketi modeli yerine uzmanlık ve etik niteliklere sahip yapı denetçilerinin etkinliğini ve meslek odalarının sürece etkin katılımını sağlayacak yeni bir planlama, tasarım, üretim ve denetim süreci modelinin benimsenmesi gerekiyor.” Şeklinde konuştu.
Depremde taşıyıcı sistemlerin zarar gördüğü uzman kişiler tarafından yapılması gerektiğini belirten Timur, “Marmara Depremi sonrası yapılan incelemeler oluşan kayıpların yüzde 80’e varan kısmının taşıyıcı sistemlerin gördüğü zarara bağlı olarak tesisatlarda oluşan hasarlar nedeniyle meydana geldiğini göstermiştir. Bu nedenle konut, sanayi, enerji, ulaşım vb. birçok alanla bağlantılı tesisat/mekanik tesisat sistemlerinin depremler ve diğer afetlerde taşıdığı önem itibarıyla bina ve doğal eki mekanik tesisatının tasarım, üretim ve bakımında üretenler ve denetleyenler Makina Mühendisleri Odası tarafından belgelendirilmiş konunun uzmanı mühendisler olmalı, bu husus bütün yasal düzenlemeler ve Yapı Denetimi Kanunu’nda yer almalıdır.” Şeklinde konuştu.
Endüstriyel tesislerin güvenlik ve birbirlerine yakınlık-uzaklık mesafeleri konusunda gerekli çalışmalarla standartların ve uyulması gereken koşullar imar mevzuatına yansıtılması gerektiğini sorunlu alanların ‘yapı yasaklı alan’ ilan edilmesi gerektiğini ifade etti. (Haber: Alp Togan BOLU)





