<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" version="2.0">
         <channel>
         <title>Sağlık</title>
         <link>https://www.edirneninsesi.com.tr/saglik/</link>
         <description></description><item>
			<title><![CDATA[Sağlıklı Hayat Merkezi’nde Muhtarlarla İş Birliği Toplantı]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Edirne İl Sağlık Müdürü Mustafa İshak Yıldırım, Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Selma Heves, Merkez Toplum Sağlığı Merkezi Başkanı Hayri Sarı ve Merkez Mahalle Muhtarları, Hekim Şifai Sağlıklı Hayat Merkezi’nde düzenlenen toplantıda bir araya geldi.

Toplantıda, Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde ücretsiz olarak sunulan diyetisyen hizmetleri, kronik hastalık ve fiziksel aktivite danışmanlığı, kanser erken teşhis ve tarama merkezi (KETEM) hizmetleri, psikolog desteği, koruyucu ağız ve diş sağlığı uygulamaları, gebe okulu ve sigara bırakma poliklinikleri tanıtıldı.

Muhtarlarla iş birliği içinde yürütülecek çalışmaların ele alındığı toplantıda, vatandaşların bu hizmetlerden daha etkin şekilde yararlanabilmesi için yapılacak planlamalar görüşüldü. Verimli geçen toplantıda, toplum sağlığının korunması ve geliştirilmesi adına ortak çalışmalar yürütülmesi kararlaştırıldı.(Haber Merkezi)
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2025/03/saglikli-hayat-merkezi-nde-muhtarlarla-is-birligi-toplanti-6250.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2025/03/saglikli-hayat-merkezi-nde-muhtarlarla-is-birligi-toplanti-6250.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2025/03/saglikli-hayat-merkezi-nde-muhtarlarla-is-birligi-toplanti-6250-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2025/03/saglikli-hayat-merkezi-nde-muhtarlarla-is-birligi-toplanti-6250.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/saglikli-hayat-merkezi-nde-muhtarlarla-is-birligi-toplanti/36566/</link>
			<pubDate>Wed, 05 Mar 2025 13:51:26 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[“Sağlıklı Yaşam İçin Bilinçlenme Zamanı”]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Dünya genelinde giderek artan obeziteye dikkat çekmek amacıyla her yıl 4 Mart, Obezite Günü olarak anılıyor. Bu özel gün, obezitenin yol açtığı sağlık riskleri hakkında farkındalık oluşturmayı ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarını teşvik etmeyi hedefliyor.

Uzman Diyetisyen Selin Başkurt, obezitenin vücutta aşırı yağ birikimi sonucu ortaya çıkan ciddi bir sağlık problemi olduğunu belirterek, beden kitle indeksi (BKİ) 30 ve üzeri olan kişilerin obez kabul edildiğini ifade etti. Obezitenin diyabet, kalp hastalıkları ve eklem rahatsızlıkları gibi birçok sağlık sorununa yol açabileceğini vurgulayan Başkurt, dengeli beslenme ve düzenli fiziksel aktivitenin önemine dikkat çekti.

4 Mart Obezite Günü, bireyleri sağlıklı yaşam konusunda bilinçlendirmeyi amaçlarken, uzmanlar doğru beslenme, hareketli yaşam ve obeziteye karşı erken önlemler almanın önemine işaret ediyor.

Uzman Diyetisyen Selin Başkurt, obeziteye karşı farkındalık oluşturmak için mücadele ettiklerini söyledi.

Obeziteye karşı eğitim ve bilgilendirme yapmak amacıyla her yıl 4 Mart’ta Dünya Obezite Günü etkinliklerinin düzenlendiğini ifade eden Başkurt, “Obezite, dünya çapında giderek artan bir sağlık sorunu olup, sadece bireysel değil toplumsal bir problem haline gelmiştir. Ülkemizde de obezite oranları giderek artmaktadır. Türkiye'de yaklaşık her 3 kişiden biri obezite ile mücadele etmektedir. Obezite, yalnızca estetik bir sorun olmanın ötesinde, yaşam kalitesini düşürür ve, kalp hastalıkları, diyabet, hipertansiyon, uyku apnesi, bazı kanser türleri gibi hastalıkların da risk faktörüdür. Bu yüzden obezite, tedavi edilmesi gereken bir sağlık sorunudur. Obeziteyle mücadele için devletin ve sivil toplum kuruluşlarının çeşitli sağlık kampanyaları düzenlemesi önemlidir. Dünya Obezite Günü'nün başlıca amacı, obezitenin önlenmesi ve tedavisi konusunda farkındalık yaratmak, sağlıklı beslenme alışkanlıklarını teşvik etmek, fiziksel aktiviteyi arttırmak ve insanların yaşam tarzlarını daha sağlıklı hale getirmelerine yardımcı olmaktır. Obezite, vücudun aşırı yağ birikimi sonucu ortaya çıkan bir sağlık sorunudur ve genellikle beden kütle indeksi (BKİ) ile ölçülür. BKİ 30 ve üzeri olan kişiler obez kabul edilir.” Dedi.

Başkurt, obeziteyi önlemek için uygulanabilecek bazı sağlıklı yaşam önerilerini sıraladı. Dengeli ve sağlıklı beslenmenin çok önemli olduğunu aktaran Başkurt, şekerli içecekler, abur cubur, fast food gibi zararlı ürünlerden kaçınılması gerektiğini vurguladı.

Tam tahıllar, sebzeler, meyveler, az yağlı protein kaynakları ve sağlıklı yağların obeziteyi önlemek için ideal seçimlerden olduğunu dile getiren Başkurt, şöyle devam etti:

“Obezitenin önlenmesinin en etkili yollarından biri düzenli egzersiz yapmaktır. Dünya Sağlık Örgütü haftada en az 150 dakika orta şiddette egzersiz önermektedir. Yürüyüş, koşu, bisiklet, yüzme gibi aktiviteler, yağ yakımını artırır ve metabolizmayı hızlandırır. Yetersiz uyku, obeziteye neden olabilen bir diğer faktördür. Düzenli uyku, hormon dengesini koruyarak daha sağlıklı bir metabolizma sağlar. Günde 7-8 saat uyumak, kilo kontrolüne yardımcı olabilir. Yüksek stres seviyeleri, sağlıksız yeme alışkanlıklarına ve kilo almaya neden olabilir. Meditasyon, yoga veya rahatlatıcı aktiviteler stresin azaltılmasında etkilidir. Bu önemli günde, herkesin sağlıklı bir yaşam sürmesi için atılacak adımların, sadece obeziteyi önlemekle kalmayıp, toplumsal genel sağlık düzeyini de iyileştireceğini unutmayalım.”(Haber: Gülşah AK)
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2025/03/saglikli-yasam-icin-bilinclenme-zamani-2744.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2025/03/saglikli-yasam-icin-bilinclenme-zamani-2744.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2025/03/saglikli-yasam-icin-bilinclenme-zamani-2744-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2025/03/saglikli-yasam-icin-bilinclenme-zamani-2744.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/saglikli-yasam-icin-bilinclenme-zamani/36533/</link>
			<pubDate>Mon, 03 Mar 2025 14:53:25 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Karlı havada yürürken düşme tehlikesine dikkat!]]></title>
			<description><![CDATA[Beklenen kar yağışının gelmesi ile birlikte ortopedik yaralanmalar açısından riskli bir döneme giriliyor. Pek çok insan kar yağışı ve buzlanma nedeniyle yolda yürürken kayıp düşme tehlikesi ile karşı karşıya kalıyor. Bu süreci sağlıkla atlatmak için birtakım önlemlerin alınması gerekiyor. Uzmanlar, karlı ve buzlu zeminde yürürken dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.
]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Ara sokaklar, yokuşlar ve üst geçitlerdeki buzlanmaya dikkat edin
Kar yağışının ardından genellikle başta çocuklar ve gençler olmak üzere birçok kişi dışarı çıkarak kartopu oynamakta ve bu durumun keyfini çıkarmaktadır. Öte yandan çok sayıda insan da işe gitmek ya da işlerini halletmek için sokağa çıkmak zorundadır. Ancak karla birlikte gelen dondurucu soğuğun, yürüyüş yollarında buzlanmaya neden olabileceği unutulmamalıdır. Ara sokaklar, yokuşlu yollar ve üst geçitler buzlanma riski en fazla olan alanların başında gelmektedir. Karla birlikte şiddetini artıran tipi nedeniyle de zaman zaman sokakta yürümenin imkansızlaştığı durumlarda, kaygan yollarda kayarak düşmeye bağlı kazalar ciddi kırıklara yol açabilmektedir. Bu nedenle özellikle ileri yaş grubundaki kişilerin mecbur haller dışında karlı günlerde dışarıya çıkmaması önemlidir. 
 
Kaymayan ayakkabı ve düşmelerde koruyacak çok katlı yumuşak giysi tercih edin
Yoğun kar yağışı ve buzlanma olan bu günlerde kayarak düşmeye bağlı yaralanmalardan korunmak için evden dışarı çıkmadan önce bazı önlemler alınması gerekmektedir. Bu önlemlerin başında ise tabanı kaygan olmayan, uygun kışlık ayakkabılar gelmektedir. Herhangi bir düşme sonrası meydana gelebilecek travmalardan korunmak için de darbelere karşı koruyucu olabilecek çok katlı yumuşak giysiler tercih edilmemeli, rüzgar ve tipiye karşı görüş engelini kapatan giysilerden de uzak durulmalıdır. Hem kar yağışından korunmak hem de herhangi bir düşmeye karşı destek olması için kişi yanına sağlam bir şemsiye alabilir. 
 
Soğuktan korunmak için eller cepte yürümeyin 
Çoğu insan eldiven takmak yerine soğuktan korunmak için buzlu yollarda elleri cebinde yürümektedir. Bu durumda buzlu alanlarda yaşanan düşmeler sonrası meydana gelen travmaların en önemli sebeplerini oluşturmaktadır. Çünkü her iki eli de ceplerinde yürüyen bir kişi, kaydığında dengesini korumasını veya düşerken refleks olarak bir yerden destek almasını imkansız hale getirmektedir. Bunun dışında yürüme sırasında acele edilmemeli, adımlar olabildiğince dengeli, yavaş ve küçük atılmalıdır. Eşyalar iki elde birden taşınmamalı, bir el mutlaka boş bırakılmalıdır. Merdiven kullanmanın gerektiği üst geçitlerde basamaklara ayak tabanının tamamıyla ve dengeli basmaya dikkat edilmeli, tırabzanlardan destek almadan merdivenden inilmemelidir. Ayrıca yürümek zorunda kalınan yollarda buzlanmanın yoğun olduğu kısımlardan kaçınmaya çalışılarak bir rota oluşturulması, uygunsa da farklı yani buzlanma olmayan yolların tercih edilmesi gerekmektedir. 
  
Kaygan zeminler en çok el ve ayak bileği kırığına neden oluyor
 Karlı ve buzlu zeminde yaşanan kazalarda en sık yaralanma biçimi, kollar açık şekilde ellerin üzerine düşme veya sırtüstü düşmelerdir. Bu ortopedik travmalar; el bileği kırıkları, dirsek kırıkları, omuz çıkığı, ayak bileği kırıkları, kalça ve omurga kırıklarının oluşmasına neden olmaktadır. Ayrıca, baş ve boyun darbeleri de omurga yaralanması veya kafa içi kanama sonucu hayati risk yaratabilecek yaralanmalara yol açabilmektedir. Buzlu alandaki her türlü düşme riskine karşı kişinin ayağa kalkmadan önce kendisini kontrol etmesi gerekmektedir. Özellikle de üzerine düştüğü uzvu kontrol etmesi, herhangi bir ağrı ve hareket kısıtlılığı olması durumunda hemen yanındaki kişilerden sağlık ekibine bilgi vermesini isteyerek hareket etmeden beklemesi önemlidir. (Haber Merkezi)
 
 
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2021/02/karli-havada-yururken-dusme-tehlikesine-dikkat.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2021/02/karli-havada-yururken-dusme-tehlikesine-dikkat.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2021/02/karli-havada-yururken-dusme-tehlikesine-dikkat_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2021/02/karli-havada-yururken-dusme-tehlikesine-dikkat.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/karli-havada-yururken-dusme-tehlikesine-dikkat/14479/</link>
			<pubDate>Tue, 16 Feb 2021 09:44:24 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Rahim ağzı kanseriyle mücadelede önemli]]></title>
			<description><![CDATA[Trakya Üniversitesi (TÜ) Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Hatice Kahyaoğlu Süt, güçlü bağışıklık sisteminin rahim ağzı kanserine neden olan HPV virüsünü yok etmede etkili rol oynadığını bildirdi.
]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Doç. Dr. Süt, TÜ Kadın Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezince çevrim içi düzenlenen panelde, erken tanı sayesine hastalığın ilerlemeden tedavi edilebildiğini kaydetti.
Erken tanı ve tedavinin kadın sağlığı açısından çok faydalı olduğunu anlatan Süt, tarama programlarının düzenli yapıldığı ülkelerde son yıllarda yayılım gösteren rahim ağzı kanseri olgu sayısında belirgin bir düşme saptandığına dikkat çekti.
-"Erken dönemde saptayabiliyoruz"
Rahim ağzı kanserinin 30-55 yaş arası kadınlarda daha sık görüldüğünü belirten Süt, şunları kaydetti:
"Ancak genç yaştaki kadınlarda da son dönemde görülmeye başlandı. Bunun nedeni erken tanı yöntemlerinin günümüzde erken devrede kolayca tanımlanabilmesini sağlaması. Erken tanılama dediğimiz, kanserleşmeye geçmediği döneme preinvazif dönem diyoruz. Asemptomatik olduğu dönemde Smear testi ile tarama programları sayesinde bu vakaları erken dönemde saptayabiliyoruz. Günümüzün kolaylığı bu."
- "Virüs alındığı gibi kanserleşme evresine geçmiyor"
Süt, rahim ağzı kanserine bir DNA virüsü olan HPV virüsünün neden olduğunu söyledi.
Virüsle mücadelede güçlü bağışıklık sisteminin önemine değinen Süt, şöyle devam etti:
"Rahim ağzı kanserine karşı güçlü bir bağışıklık sistemi önemli. Sağlıklı beslenme, vitamin destekleri özellikle günlük D vitamini ihtiyacını karşılamak çok önemli. Pandemi dolayısıyla bugünlerde evlerdeyiz. Stresten uzak durmak güçlü bir bağışıklık için çok önemli. Bağışıklık sistemi rahim ağzı kanserine neden olan HPV enfeksiyonunu yok ediyor. Bağışıklık sistemi normal olan kadınlarda rahim ağzı kanseri gelişme süresi 15-20 yıl sürebiliyor. Virüs alındığı gibi kanserleşme evresine geçmiyor. Bağışıklık sistemi zayıf kadınlarda 5-10 yıl arasında kanserleşme aşaması başlayabiliyor. Tabi bu HPV enfeksiyonunun yüzde 92'si yaklaşık 2 yıl içinde kendiliğinden kayboluyor." (AA)
 
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2021/01/rahim-agzi-kanseriyle-mucadelede-onemli.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2021/01/rahim-agzi-kanseriyle-mucadelede-onemli.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2021/01/rahim-agzi-kanseriyle-mucadelede-onemli_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2021/01/rahim-agzi-kanseriyle-mucadelede-onemli.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/rahim-agzi-kanseriyle-mucadelede-onemli/14224/</link>
			<pubDate>Tue, 26 Jan 2021 09:39:22 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Bağışıklığımızı kuvvetlendirmek için nasıl beslenelim?]]></title>
			<description><![CDATA[Koronavirüs hepimizin hayatını çok etkiledi ve etkilemeye de devam ediyor. Vaka sayıları ve ölüm sayısının artmasıyla herkese endişe yaratıyor. Koronavirüse yakalanma riskimiz de şu günlerde çok yüksek görünüyor. Uzmanlar, koronavirüse karşı bağışıklığımızı yükseltmek için nasıl beslenmemiz gerektiğini çok detaylı bir şekilde anlattı. 
]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[BAĞIŞKLIĞIMIZI KUVVETLENDİRMEK İÇİN NASIL BESLENELİM?
 
Koronavirüsünden korunmak ve hasta olduktan sonra iyileşebilmek için etkisi netleşmiş mucize bir besin yoktur. Ancak yapılan çalışmalar sonucunda bağışıklık sistemi güçlü bireylerde hastalık riskinin düşük olduğu görülmüştür.
Doğru beslenme ve sıvı alımı hayati önem taşır. Dengeli beslenen insanlar, daha güçlü bağışıklık sistemleri, daha düşük kronik hastalık ve bulaşıcı hastalık riski ile daha sağlıklı olma eğilimindedir. Bu yüzden vücudunuzun ihtiyaç duyduğu vitamin, mineral, diyet lifi, protein ve antioksidanları almak için her gün çeşitli taze ve işlenmemiş yiyecekler yemelisiniz. 
Fazla kilo, obezite, kalp hastalığı, felç, diyabet ve belirli kanser türleri riskinizi önemli ölçüde azaltmak için şeker, yağ ve tuzdan kaçının. Sağlıksız ve dengesiz beslenme, yetersiz uyku, enfeksiyon riskinde artışa ve hastalık sürecinde kişilerin iyileşmesinde gecikmeye neden olmaktadır.
Bağışıklık sistemimizi güçlendirmek altın değerinde bazı öneriler;
Öğünlerinizde çeşitliliğe önem verin: A, C, D, E, B 2, B 6, B 12 vitaminleri, folik asit ve demir, çinko, bakır gibi eser elementlerin yetersiz alımı  bağışıklık sistemini tehlikeye atar ve kişileri enfeksiyonlara yatkın hale getirir, bunun için her öğün tabaklarda besin çeşitliliği sağlanmalıdır.
Besinlerin temizliğine önem verin ve iyi pişmiş olmasına dikkat edin: Koronavirüsün gıdalarla bulaştığına dair bir bulgu olmasa da gıda hazırlama süreçlerinde temizliğin en üst düzeyde sağlanması, et ürünleri başta olmak üzere; pişen tüm yiyecekler iyi pişmiş olarak tüketilmelidir. 
Yumurta ve süt ürünleri tüketin: Yumurta ve peynir uygun koşullarda saklandığında uzun süre dayanabilen ve kaliteli protein içeren besinlerdir. Vücudun hastalıklara savaşabilmesi için her gün yeterli protein alınması gerekmektedir. Ayrıca probiyotik takviyeli yoğurtlar ve kefir gibi ürünler de bağışıklık sistemini destekleyici etki gösterdikleri için her gün tüketilmeli.
Kompleks karbonhidrat içeren gıdalar tercih edin: İyi bir glisemik kontrol, enfeksiyon riskini ve şiddetini azaltmaya yardımcı olur. Bu süreçte kompleks karbonhidrat tüketimi kan şekerindeki dalgalanmalara engel olur, iyi glisemik kontrol, pnömoni olasılığını da azaltır. Basit karbonhidrat olan beyaz undan yapılmış ekmekler  yerine kompkeks karbonhidrat içeren tam tahıllı gıdalarla yapılan ürünler tercih edilmelidir. Örneğin normal ekmek yerine tam buğday ekmeği, pirinç pilavı yerine bulgur pilavı, mısır ekmeği yerine yulaf ekmeği tercih edilebilir. 
C vitamini önemli: Narenciye grubu meyveler ve yeşil yapraklı sebzeler bağışıklık sistemini destekleyici C vitamininden zengin olduğu için bu meyvelerin tüketimine ağırlık verilmeli, salatalara taze limon sıkılmalı. 
Balık tüketin: Balık, kırmız et ve kümes hayvanlarına kıyasla daha fazla yağ içerebilmesine rağmen genel olarak aynı miktardaki diğer etlerden daha az enerjiye sahip olduğu için tüketiminin artırılması gereken yiyeceklerdendir. Bu sebeple haftada en az 2 gün, mevsimine uygun, yağlı balık tüketilmesi faydalı olacaktır.
Zararlı yağlı gıdalardan uzak durun: Yemeklerde doymuş yağlar (örneğin yağlı et, tereyağı, hindistancevizi yağı, krema, peynir, gibi) yerine kalp ve damar sağlığı için koruyucu olan doymamış yağlar (örneğin balık, avokado, fındık, zeytinyağı, soya, kanola, ayçiçeği ve mısır yağı) tüketilmesi faydalı olacaktır.
Gıdaları taze tüketin: Önemli vitaminlerin kaybına yol açabileceğinden sebze ve meyveler fazla pişirilmemeli, konserve veya kurutulmuş sebze ve meyve kullanırken, tuz veya şeker eklenmemiş çeşitleri seçilmelidir.
Tuzdan kaçının: Hipertansiyon veya böbrek hastalıklarına olumsuz katkı sağlayabileceği için günlük tuz tüketimi 5 g'dan (yaklaşık 1 çay kaşığı) düşük olmalı ve iyotlu tuz kullanılmalıdır
Evde yemek yemeyi tercih edin: Diğer insanlarla temas oranınızı azaltmak ve koronovirüse maruz kalma olasılığınızı azaltmak için evde yemek yemeyi tercih edin. Restoranlar, kafeler gibi kalabalık sosyal ortamlarda hijyen her zaman mümkün değildir. Enfekte kişilerden gelen damlacıklar yiyeceklere bulaşabilir. 
Bol su tüketin: Günde 2-2.5 lt su tüketimi önerilir. Bol su tüketmek fazla zararlı maddelerin vücudumuzdan atılmasına, mineral dengesi ve tansiyon dengesi için faydalı olacaktır. 
Zerdaçal ve karabiber: Yetişkin yaşta olanlar baharat olarak günde 1 tatlı kaşığı zerdeçal ile beraber karabiber tüketilmesi antioksidan etkilerinden dolayı faydalı olacaktır. Zerdaçal ve karabiber birlikte kullanıldığında daha fazla antioksidan etki göstermektedir. 
 
 
BAĞIŞIKLIK SİSTEMİMİZİ GÜÇLENDİRMEK İÇİN ÖRNEK BESLENME PROGRAMI 
 
KAHVALTI
Kuşburnu veya ekinezya çayı
Haşlanmış yumurta
Beyaz peynir
Zeytin veya ceviz içi 
Avokado 
Bol yeşillik, kırmızı veya yeşil biber
Tam buğday ekmek
 
ÖĞLE
90 g et  (haftada 2 gün balık, 3 gün beyaz, 2 gün kırmızı et)
Haşlanmış, zeytinyağı ilaveli sebze yemeği (brokoli, tatlı patates, karnabahar, havuç) 
Bulgur pilavı 
Salata (marul, havuç, maydanoz, limon suyu)
 
İKİNDİ
3-4 yemek kaşığı yulaf
1 su bardağı süt 
1 adet meyve (kivi, turunçgiller, nar)
1 avuç içi kadar yağlı tohum, kabak çekirdeği
 
AKŞAM
Balkabağı çorbası/mercimek çorbası
Kıymalı sebze yemeği (haftada 2 gün kıymalı kurubaklagil yemeği)
4 yemek kaşığı yoğurt (mümkünse probiyotik takviyeli)
Limonlu mevsim salata
Tam buğday ekmeği
 
Uzmanlar, son olarak beslenmemizin düzenli olmasının bizleri koronavirüse karşı daha kuvvetli olmamızı sağlayacağını ve bu nedenle dengeli ve düzenli beslenmenin çok önemli olduğunu belirtti. 
(Haber Merkezi)
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/12/bagisikligimizi-kuvvetlendirmek-icin-nasil-beslenelim.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/12/bagisikligimizi-kuvvetlendirmek-icin-nasil-beslenelim.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/12/bagisikligimizi-kuvvetlendirmek-icin-nasil-beslenelim_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/12/bagisikligimizi-kuvvetlendirmek-icin-nasil-beslenelim.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/bagisikligimizi-kuvvetlendirmek-icin-nasil-beslenelim/13755/</link>
			<pubDate>Wed, 16 Dec 2020 09:49:22 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[ Pankreas kanseri hakkında doğru bilinen yanlışlar!]]></title>
			<description><![CDATA[Günümüzde en çok ölüme neden olan kanser türleri arasında 4. sırada yer alan pankreas kanseri son yıllarda hızla yaygınlaşıyor. Uzun süre hiçbir belirti vermeyip sinsice ilerlediği için   hastalık sıklıkla son evrede tespit edilirken, buna bir de toplumdaki yanlış inanışlar eklendiğinde hem erken teşhis oranı azalıyor, hem de ileri evrede tespit edilen hastalığın tedavisi zor hale geliyor.
]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Pankreas kanseri tedavisi olmayan bir hastalıktır! YANLIŞ  
DOĞRUSU: Toplumda pankreas kanserinin ölümcül bir hastalık olduğu ve tedavisinin olmadığı düşünülüyor. Oysa bunun kesinlikle doğru olmadığını vurgulayan Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan “Hastalık 3 farklı evrede yakalanabiliyor. Bunlardan biri doğrudan ameliyat edilebilir evre. Yeni verilere göre bu hastalar ameliyat edildikten ve etkin kemoterapi aldıktan sonra yüzde 50 oranında 5 yıllık sağ kalım görebiliyoruz. İkinci evre, kanserin pankreas çevresindeki damarlara yayıldığı gruptur
 
İleri yaşlarda görülen bir kanser türüdür! YANLIŞ! 
DOĞRUSU: Pankreas kanseri genellikle 65 yaş sonrasında görülse de, daha genç yaşlarda da ortaya çıkabiliyor. Bazı genlerde oluşan mutasyonlar ebeveynlerden çocuğa geçebiliyor.  Bazı genetik mutasyonları taşıyan kişilerde pankreas kanserinin görülme yaşı 30-40’lı yaşlara kadar düşebiliyor. Bunların yanı sıra genetik kronik pankreatit hastalığı olan kişilerde de bu hastalık yine genç yaşlarda gelişebiliyor.   
 
Mutlaka şiddetli ağrıya neden olur! YANLIŞ
DOĞRUSU: Pankreas kanserinin şiddetli ağrıya neden olduğu düşünülüyor. Oysa her 2 hastadan birinde hastalık ağrı şikayetine yol açmıyor. Ağrı çoğunlukla tümörün çevresindeki sinirlere baskı yaparak zedelediği durumlarda gelişiyor. 
 
Çok hızlı ilerleyen bir hastalık! YANLIŞ 
DOĞRUSU: Toplumdaki yaygın inanışın aksine, pankreas kanseri uzun süre hiçbir belirti oluşturmadan ilerleyebilen sinsi bir hastalık. Dolayısıyla her 2 hastadan birinde, kanser hücreleri başka bir organa sıçradığında, genellikle başka bir hastalığa yönelik yapılan tetkiklerde tesadüfen tespit ediliyor. Pankreas kanseri safra yollarına baskı yapıp sarılığa veya sinirlere basıp ağrıya yol açmazsa hastalar ciddi bir yakınmaları olmadığı için uzun süre tümörün varlığından habersiz yaşıyorlar.
 
Şifalı bitkiler pankreas kanserinde fayda sağlar! YANLIŞ 
DOĞRUSU: Civanperçemi, zerdeçal, buğday şırası, çörek otu, acı kayısı ve daha niceleri… Şifalı bitkilerin pankreas kanserinin tedavisinde etkili olduğuna dair yaygın bir düşünce olduğu için hastalar çözümü bu bitkilerde arayabiliyorlar. Oysa sanılanın aksine bu bitkilerin tedaviye hiçbir katkıları olmadığı uyarısında bulunan uzmanlar, “Şifalı olarak nitelendirilen bitkilerin bazıları hastaların bağışıklık sisteminin güçlenmesine fayda sağlayabilir. Ancak bunlara güvenerek gereken tedavileri almayan hastalarda esas tedavinin gecikmesi nedeniyle tümör ilerleyerek başka organlara sıçrayabiliyor” diyor.  
 
Pankreas kanseri her zaman sarılık yapar! YANLIŞ 
DOĞRUSU: Pankreas; baş, gövde ve kuyruk olmak üzere 3 bölümden oluşuyor. “Pankreas kanserinin belirtileri, tümörün pankreas bezindeki yerleşim yerine göre değişiklik gösteriyor” diyen Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan, sözlerine şöyle devam ediyor: “Tümör pankreasın baş bölümünde gelişirse, büyüdüğünde safra yollarını kapatarak sarılığa neden olabiliyor. Ancak pankreasın gövdesinde ve kuyruğunda oluşan tümörler büyük boyutlara ulaşsalar bile, safra yollarıyla hiçbir bağlantıları olmadığı için sarılık yapmazlar. Bu hastalar daha çok ağrı yakınmasıyla doktora başvuruyorlar.”  
 
Pankreas kanseri her zaman diyabete yol açar! YANLIŞ 
DOĞRUSU: Ani gelişen bir diyabet, pankreas kanserinin önemli bir belirtisi olabiliyor. Dolayısıyla bu durumda zaman kaybetmeden mutlaka pankreas kanserine yönelik tetkik yapılması gerekiyor. Ancak sanılanın aksine pankreas kanseri her zaman diyabete yol açmıyor. Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan, “Diyabet, pankreas kanserine bağlı olduğunda pankreasın insülini yeterince salgılayamaması sonucu ortaya çıkıyor. Pankreasın tümünün ameliyatla çıkarılmasına gerek olmayan durumlarda, zamanla pankreas gücünü yeniden kazanabiliyor.
 
Küba aşısı pankreas kanserini tedavi ediyor! YANLIŞ
DOĞRUSU: Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan “Toplumda bu konuda yanlış bir bilgi var. Küba aşısının kanseri, dolayısıyla pankreas kanserini de tedavi edebildiği düşünülüyor. Oysa pankreas kanserinde herhangi bir tedavi edici etkisi yok. Eğer olsaydı, bu tedavi bütün dünyaya servis edilir ve her yerde uygulanırdı” diyor. (Haber Merkezi)
 
 ]]></content:encoded>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/pankreas-kanseri-hakkinda-dogru-bilinen-yanlislar/13739/</link>
			<pubDate>Tue, 15 Dec 2020 10:11:49 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[ÇOCUKLARDA BELİRTİLERİ COVID İLE KARIŞAN KIŞ HASTALIKLARINA DİKKAT! ]]></title>
			<description><![CDATA[Son dönemlerde çocuğu öksüren, ateşi çıkan ya da boğazı ağrıyan her anne baba çocuğun koronavirüse yakalandığı noktasında endişe duyuyor. Oysa bu dönemde kış hastalıkları da oldukça fazla görülüyor. Çocukta hastalık belirtileri görüldüğünde paniğe kapılmadan gerekli önlemlerin alınarak doktora başvurulması büyük önem taşıyor.Uzmanlar, çocuklarda Covid- 19 belirtileri ile karışan kış hastalıkları hakkında bilgi verdi ve anne babalara önemli önerilerde bulundu.
]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Pek çok hastalık kış döneminde harekete geçiyor
 
Çocuklarda kış döneminde havaların soğuması ve bir süre de olsa okulların açılmasıyla birlikte hastalık sayısında ve çeşitliliğinde artış gözlemlenmiştir. Bunlar arasında; grip, nezle, tonsilit, farenjit, otit gibi üst solunum yolu hastalıkları, larengotrakeit (krup), bronşit, bronşiolit ve pnömoni gibi alt solunum yolu enfeksiyonları, ishal, kusma ile seyreden gastrointestinal sistem enfeksiyonları, çocukluk çağının döküntülü hastalıkları, astım, alerji rahatsızlıklarına ait şikayetlerin artışı ve seboreik dermatit gibi cilt rahatsızlıkları sayılabilmektedir.
 
Hangi belirti hangi hastalığın habercisi?
 
Üst solunum yolu hastalıkları genellikle; ateş, iştahsızlık, baş- boğaz- kulak ağrısı, kulakta tıkanma hissi, öksürük, burun akıntısı ve tıkanıklığı, gözde yaşarma- akma- kızarıklık, halsizlik, kas eklem ağrıları gibi şikayetlerle seyretmektedir. 
 
Alt solunum yolu hastalıklarında görülen belirtiler ise; ateş, boğaz ağrısı ve yanması sonrası gelişen öksürük, ses kısıklığı, hırıltı, hışıltı, nefes alıp vermede zorlanma, balgam çıkarma, halsizlik, iştahsızlık ve kusmadır. Öksürüğün karakteri de hastalığı çeşidine, yani solunum yollarında tutulduğu bölgeye göre değişiklik gösterir. Krup olanlarda köpek havlaması tarzı öksürük; astım ve bronşiolit gibi hastalıklarda hışıltı ve ıslık sesine benzer ses ile birlikte ardışık öksürük atakları; zatürre de ise balgam çıkarma, daha küçük çocuklarda kusma ile birlikte öksürük atakları görülür.
 
Gastrointestinal sistemin enfeksiyonlarında da, kusma, ishal, ateş, iştahsızlık, ağızdan alımında azalmasına bağlı olarak hafiften ciddiye varan su ve elektrolit kayıpları, buna bağlı olarak su ve elektrolit kaybının derecesine bağlı olarak halsizlikten bilinç kaybına kadar varan klinik tablolar görülebilmektedir.
 
Ayrıca bu enfeksiyonlara eşlik eden veya bu tablolardan bağımsız olarak çocukluk çağı döküntülü hasatlıklarına bağlı cilt döküntüleri ile egzama tarzı cilt döküntülerinde artışlar olmaktadır. (Haber Merkezi)
 
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/12/cocuklarda-belirtileri-covid-ile-karisan-kis-hastaliklarina-dikkat.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/12/cocuklarda-belirtileri-covid-ile-karisan-kis-hastaliklarina-dikkat.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/12/cocuklarda-belirtileri-covid-ile-karisan-kis-hastaliklarina-dikkat_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/12/cocuklarda-belirtileri-covid-ile-karisan-kis-hastaliklarina-dikkat.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/cocuklarda-belirtileri-covid-ile-karisan-kis-hastaliklarina-dikkat/13738/</link>
			<pubDate>Tue, 15 Dec 2020 10:10:18 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[KORONAVİRÜS SAÇLARI DÖKEBİLİYOR]]></title>
			<description><![CDATA[Koronavirüs saçların dökülmesine neden oluyor mu? Bu soru Hollywood yıldızı Alyssa Milano’nun koronavirüs tedavisinin ardından saçlarının döküldüğünü açıklamasıyla gündeme geldi. Yapılan bilimsel çalışmalar da koronavirüs sonrası geç dönemde nefes darlığı, öksürük, halsizlik, koku almama gibi belirtilerin yanı sıra neredeyse 4 hastanın birinde saç dökülmesi yaşandığını ortaya koyuyor. Uzmanlar, koronavirüs sonrası saç dökülmesi ve alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi. 
]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Saçlarım dökülüyor koronavirüs mü oldum?
Saçlar, bir döngü halinde doğup büyümekte, istirahatte bekledikten sonra vücuttan dökülerek atılmaktadır. Saçlarda bu canlılık döngüsü yaşam boyunca devam etmektedir. Günde 70-100 saç telinin kaybedilmesi sonrası yeniden saçlar üretilmektedir. Eğer günlük saç teli kaybı 100’den fazla olursa ve bu sorun kontrol altına alınmayarak devamlı bir hale gelirse 6’ıncı aydan sonra kronikleşebilmekte, saçlarda seyrelmeyle birlikte hacim kaybı gözlenmektedir. 
Covid-19 enfeksiyonunu geçirenlerde hastalık sonrası saçlarda dökülme görülebilmektedir, ancak saçların dökülmesi koronavirüs belirtileri arasında sayılmamaktadır. Bu nedenle saçı dökülen hastaların koronavirüs hastası mıyım diye endişe duymasını gerektirecek bir kanıt bulunmamaktadır. Yani saçları yoğun şekilde dökülen, ancak ateş, öksürük, nefes darlığı gibi belirtileri olmayan kişilerin koronavirüs testi yaptırmasına gerek yoktur.
Stres ve ilaçlar etkileyebiliyor
Vücudun maruz kaldığı her türlü stres, enfeksiyon, travma, ateşli hastalıklar, yoğun kilo kaybıyla giden diyetler, bazı ilaçlar, doğum sonrası hormonal değişiklikler, tiroit hastalıkları ve demir, çinko, biyotin eksikliği gibi beslenme yetersizliklerinden kaynaklanan faktörler saç dökülmelerine neden olabilmektedir. Bu faktörlerin etkisiyle dinlenme döneminde olan saçlar 2-4 ay sonrasında dökülerek vücuttan atılabilmektedir. Covid-19 enfeksiyonu sürecinde yaşanan yoğun stres, yüksek ateş ve ilaçların muhtemel yan etkileri nedeniyle enfeksiyondan 2-4 ay sonra saç dökülmesi görülebilmektedir.
Koronavirüse bağlı görülen tek saç sorunu ise yaygın dökülme değildir. 
Alopesi areata (saçkıran)
Saçlarda gri renk değişikliği
Erkek tipi saç dökülmesi (androgenetik alopesi)’nde de artışlar bildirilmektedir. 
Koronavirüsün saçlar üzerindeki etkisiyle ilgili olarak yakın zamanda Japonya’da yapılan bir bilimsel çalışma, hastalık sonrası geç dönemde nefes darlığı, öksürük, halsizlik, koku almama gibi belirtilerin yanı sıra hastaların %24,1’ inde yaklaşık 56’ıncı günde saç dökülmesinin başladığı saç dökülmesi süresinin ortalama 76 gün olduğunu ortaya koymaktadır. 
Eyvah saçsız mı kalacağım?
Koronavirüs tedavisi sonrası görülen saç dökülmesi durumu genellikle geçicidir. Koronavirüs ve enfeksiyonlardan sonra gelişen akut dökülmelerin genellikle geçici olması ve normale dönmesi beklenmektedir. Dinlenme dönemine geçen saçların yerini kişinin genel durumu iyiyse, beslenmesi yeterliyse, stresle baş edebiliyorsa genellikle yeni, normal büyüyen saçlar almaktadır. Akut dökülmeler ile kellik beklenmemektedir. Bu dönemde saç büyümesi ortalama 4 ayda olduğu için büyüme yavaş yavaş olacak ve hasta bir süre saçlarını ince, dolgunluğunu ve hacmini kaybetmiş olarak hissedecektir. Genellikle süreç ortalama 4 ay sonra normale dönmektedir.
Koronavirüs sonrası saçların yenilenmesi için bunları tüketin
Covid-19 enfeksiyonu herkes için önemli bir stres kaynağıdır. Hastalığı özellikle ağır geçirenlerde ne yazık ki psikolojik stres, anksiyete, depresyon gibi ruhsal problemler bir süre daha devam edebilmektedir. Bu stresin devam etmesi, özellikle saç dökülmesi de olan kişilerde iyileşmenin yavaş olmasına yol açmaktadır. Bu nedenle psikolojik stresi çok yoğun olan ve stresle baş etmekte zorlanan kişilerin psikolojik destek almaları önerilmektedir. 
Beslenme saç gelişiminde oldukça önemlidir. Kıl folikülleri protein ve demirden zengin ortamda daha hızlı büyüme imkanı bulabilir. Ayrıca biyotin, çinko, D vitamini de saçı besleyen diğer vitaminlerdendir. Bu amaçla özellikle proteinden zengin;
Yumurta
Somon ve deniz mahsulleri
Avokado
Ispanak 
Kırmızı ve beyaz et
Badem
Yoğurt
Meyve ve koyu yeşil yapraklı sebzeler tüketilmelidir. 
Sağlıklı beslenen kişilerde bu besinler genellikle yeterlidir. Ancak saç dökülmesinin hızlı olduğu kişilerde demir, biyotin, çinko, panttenik asit, omega-3 yağ asiti, demir gibi vitamin ve minerallerden zengin, doktorun tavsiye edeceği özel takviye ürünler de kullanılabilmektedir.(Haber Merkezi)]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/12/koronavirus-saclari-dokebiliyor.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/12/koronavirus-saclari-dokebiliyor.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/12/koronavirus-saclari-dokebiliyor_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/12/koronavirus-saclari-dokebiliyor.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/koronavirus-saclari-dokebiliyor/13685/</link>
			<pubDate>Thu, 10 Dec 2020 10:29:34 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[ENDOKRİN HASTALARINA COVID-19 UYARISI]]></title>
			<description><![CDATA[ Tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 virüsünün kronik hastalıklara olan etkisi en çok merak edilen konular arasında yer alıyor. Genel olarak yaşlı bireylerde ve erkek cinsiyette Covid-19 enfeksiyonunun daha ağır seyrettiği bilinmekle beraber, her geçen gün artan vaka sayıları özellikle kronik hastalıkları bulunanları tedirgin ediyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ 
Diyabet, obezite, tiroid ve hipertansiyon gibi kronik hastalıklarda da Covid-19 virüsünün farklı etkiler gösterdiğini uzmanlar, bu rahatsızlıklarda Covid-19 virüsünün etkileri ve yapılması gerekenler ile ilgili 4 önemli soruya yanıt verdi:

1-Endokrinolojik hastalıklar Covid-19 enfeksiyonu riskini artırır mı?
DİYABET: Diyabet hastalarının en çok merak ettiği konulardan biri diyabetin koronavirüse yakalanma riskini artırıp artırmadığıdır. Pandeminin başında ilk çıkan makaleler bu yönde veriler ortaya koymuş olsa da daha sonra yayınlanan güvenilir bilimsel veriler ışığında diyabetli hastaların Covid-19 enfeksiyonuna yakalanma riskinin diyabetli olmayan bireylerden fazla olmadığını göstermektedir.
OBEZİTE: Güncel veriler ışığında obezitesi olan bireylerin normal kilolu bireylere göre Covid-19’a yakalanma riskinin daha fazla olduğu söylenebilmektedir. Bilindiği gibi Covid-19 virüsü vücuda ACE2 reseptörleri aracılığıyla giriş yapmaktadır. Obezitede yağ dokusu artışına paralel artan ACE2 düzeyi ve Covid-19’un ACE2’ye olan afinitesi nedeniyle obezlerde normal kilolu hastalara göre daha yoğun viral yüke maruz kaldıkları söylenebilir. Obezitesi olan bireylerde sıklıkla eşlik eden başka hastalıkların olması ve immün yanıt oluşturma kapasitelerinin normal kilolu bireylere göre düşük olması Covid 19’a yakalanma açısından ek bir risk oluşturmaktadır. Ayrıca bağışıklık sistemi üzerinde çok önemli role sahip olduğu bilinen vitamin D düzeylerinin obezitesi olan bireylerde yaygın olarak düşük görülmesi de Covid-19 açısından obez bireyler için ek bir risk faktörü olarak düşünülebilir.
HİPERTANSİYON: Yapılan araştırmalar ışığında hipertansiyon hastası olmanın ya da kullanılan antihipertansif ilaçların Covid-19’a yakalanma riskini artırmadığını söyleyebiliriz.
TİROİD: Tiroid hastalığı olan kişilerde Covid-19 enfeksiyonu riskinin arttığına dair veri bulunmamaktadır.
BÖBREKÜSTÜ BEZİ VEYA HİPOFİZ HASTALIKLARI: Böbrek üstü bezi veya hipofiz hastalığı olan hastaların Covid-19 enfeksiyonuna yakalanma riskinin toplum genelinden fazla olduğuna dair veri bulunmamaktadır. Ancak örneğin kortizol fazlalığı ile seyreden cushing hastalığı ve cushing sendromunun bağışıklık sistemini baskılayarak bireyi enfeksiyonlara karşı daha duyarlı hale getirme potansiyeli olduğu akılda tutulmalıdır.
 
2-Endokrinolojik hastalıklar Covid-19 enfeksiyonunun seyrini nasıl etkiler?
DİYABET: Diyabet hastalarında her türlü enfeksiyon daha şiddetli seyretmektedir. Diyabet hastalarında bağışıklık sistemi dengesi bozulurken, inflamatuar sitokin yanıtının arttığı görülmüştür. Artan bu aşırı sinyallerin virüse bağlı akciğer hastalığını alevlendirmesi ve çoklu organ yetmezliği riskini artırması mümkün olmaktadır. Yapılan çalışmalar kontrolsüz diyabetilerin Covid-19 enfeksiyonlarının daha ağır seyrettiğini ve ölüm oranlarının daha yüksek olduğunu göstermiştir.
OBEZİTE: Pandemi süresince farklı ülkelerde yapılan çalışmalarda obezite varlığında hastalık seyrinin daha kötü olduğu, yoğun bakım ihtiyacının ve ölüm oranlarının normal kilolulara göre yüksek olduğu gösterilmiştir.
HİPERTANSİYON: Hipertansiyonu olan hastalarda Covid-19 enfeksiyonunun daha ağır seyretme ihtimali bulunmaktadır.
TİROİD: Tiroid hastalığına sahip olmanın Covid-19 enfeksiyonu seyrini olumsuz etkilediğine dair veri bulunmamaktadır.
BÖBREKÜSTÜ BEZİ VEYA HİPOFİZ HASTALIKLARI:Böbreküstü bezi veya hipofiz hastalıkları olanlarda özellikle hastalığın kontrol altında olmadığı durumlarda Covid-19 enfeksiyonunun daha şiddetli seyredebileceği düşünülebilir.
 
3-Covid-19 enfeksiyonu endokrin hastalıklara yakalanma riskini artırır mı?
DİYABET: Ortaya çıkan her türlü enfeksiyon metabolik kontrolü bozmaktadır. Dolayısıyla zaten başlangıçta metabolik kontrolü iyi olmayan prediyabet (şeker hastalığı riski yüksek bireyler) olgularında Covid-19 enfeksiyonu nedeniyle kan şekeri düzeyleri daha da bozulup aşikar diyabet ortaya çıkabilmektedir. Covid-19 enfeksiyonu sırasında ani kan şekeri yükselmesi ve geçici veya kalıcı diyabet görülmesi mümkün olabilmektedir.
OBEZİTE: Karantina ve pandemik yaşam koşullarının yol açtığı hareketsizliğin obezite riskini artırması kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır.
HİPERTANSİYON: Covid-19 enfeksiyonu seyri sırasında kontrolsüz tansiyon yükseklikleri ile karşılaşılabilmektedir.
TİROİD: Covid-19 enfeksiyonu sırasında veya sonrasında tiroid bezinde subakut tiroidit benzeri bir iltihaplanma, ağrı ve tiroid fonksiyon bozuklukları görülme ihtimali artmaktadır.
BÖBREKÜSTÜ BEZİ VEYA HİPOFİZ HASTALIKLARI:Hipofiz bezi ACE2 eksprese edebildiğinden virüs için direkt hedef organ haline gelebilmektedir. Covid-19 enfeksiyonunun hipofiz ve böbrek üstü bezi fonksiyonlarında bozukluğa yol açabilme potansiyeli bulunmaktadır.
 
4-Covid-19 sürecinde endokrinolojik hastalığı bulunanlar nelere dikkat etmelidir?
DİYABET: Covid-19 sürecinde diyabet hastalarının ilaçlarını düzenli kullanmaları, kan şekerlerini evde daha sık takip etmeleri, yeterli sıvı tüketmeleri, sağlıklı beslenme önerilerine uymaları ve imkan varsa bahçede yoksa evde günde 5 bin adım olacak şekilde yürüyüş yapmaları önerilmektedir. Bu öneriler sayesinde bir yandan kan şekeri regülasyonu,diğer yandan hem kilo kontrolü, hem de kişilerin psikolojik olarak kendilerini daha iyi hissetmeleri sağlanır. Kan şekerinin sürekli olarak 250-300 mg/dl’nin üzerinde seyretmesi, ayakta yeni gelişen yara, göğüste şiddetli baskı hissi veya ağrı, kontrol edilemeyen tansiyon yükselmesi gibi ihmal edildiği takdirde ciddi sorunlara yol açabilecek belirtiler konusunda diyabetli bireylerin dikkatli olmaları ve hastaneye gitmekten çekinmemeleri gerekmektedir.
OBEZİTE: Obezitesi olan hastalara pandemi sürecinde yüksek kalorili beslenme düzeninden kaçınması, kalori kısıtlaması ile hafif de olsa kilo kaybı sağlamaya çalışması önerilmektedir. Ayrıca hafif-orta düzeyde egzersiz ile sedanter yaşam tarzından kaçınılması gibi yaklaşımlar da vücudun bağışıklık sisteminin virüse karşı daha dirençli olmasına katkı sağlayabilmektedir.
HİPERTANSİYON: Mevcut veriler ışığında kullanılan tansiyon ilaçlarının hiçbirinin Covid-19 enfeksiyonuna yakalanma riskini artırmadığını ya da hastalığın daha ağır seyretmesine yol açmadığını söyleyebiliriz. Bu nedenle hipertansiyon ilacı kullanan hastaların ilaçlarını kesmeden aynı şekilde devam etmeleri gerekir. Ayrıca her zamanki tuzsuz sağlıklı beslenme önerilerine uymaları da son derece önemlidir.
TİROİD: Tiroid hastalıkları için kullanılan ilaçlar bağışıklık sistemini zayıflatmaz. Covid-19 için verilen genel öneriler tüm tiroid hastaları için de geçerli olmaktadır.
Tiroid bezinin az çalıştığı bir durum olan hipotiroidide tiroid hormonu (levotiroksin) alan hastalar eğer ilaç dozlarında yakın dönemde bir değişiklik yapılmadıysa ilaç dozlarını değiştirmeden rutin kontrollerini ileri bir tarihe erteleyebilir. Doz değişikliği yapılan hastalar ise kontrol zamanlarını hekimleri ile görüşerek belirlemelidirler.
Tiroid bezinin fazla çalıştığı durumlarda (graves hastalığı, hipertiroidi) ve antitiroid ilaç (metimazol, propiltiyourasil) kullananlarda zamanında tiroid fonksiyon testleri yapılarak ilaç dozu ayarlamak gerekmektedir. Uzun süre test yaptırmadan antitiroid ilaçların kullanılması doğru olmamakla birlikte, hastalar ilaçlarının dozlarını kendileri değiştirmemeli ve doz değişikliği kararını kendilerini takip eden hekimlere bırakmalıdırlar.
Hipertiroidi nedeniyle antitiroid ilaç (metimazol, propiltiyourasil) kullanan hastalar; boğaz ağrısı, ateş yüksekliği, gribal enfeksiyon gibi bulgular olursa ilaçlarını kesip en yakın sağlık kuruluşuna başvurarak, kan sayımı (özellikle nötrofil) testlerini yaptırmalı ve kendilerini takip eden hekimler ile irtibata geçmelidirler.
Tiroid kanseri tedavisi için tiroid cerrahisi uygulanmış hastalar (sonrasında radyoaktif iyot almış veya almamış olabilir) Covid-19 enfeksiyonu açısından ilave risk taşımamaktadır. Tiroid kanserlerinde kemoterapi ve radyoterapiye (ışın) çok çok nadir durumlarda gereksinim duyulmaktadır Tiroid kanseri metastazı nedeniyle ışın tedavisi almış, halen kemoterapi alan hastalarda Covid-19 enfeksiyonu riski biraz artabilmektedir. Bu hastaların koruyucu tedbirleri daha sıkı uygulaması gerekmektedir.
BÖBREKÜSTÜ BEZİ VEYA HİPOFİZ HASTALIKLARI:Addison (böbrek sütü bezi yetmezliği) ve hipofiz yetmezliği olan hastalar hayati önemi olan steroid tedavilerini ve almakta oldukları diğer ilaçları kesmemeli ve düzenli kullanmaya devam etmelidir.Bu hastaların olası bir Covid-19 enfeksiyonu veya şüphesi durumunda aldıkları steroid ilaçlarının dozları artırılmalıdır. Bu nedenle hastalık tanılarını mutlaka Covid-19 tedavi planını yapacak olan sağlık ekibi ile paylaşmaları son derece önemlidir.(Haber Merkezi)
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/12/endokrin-hastalarina-covid-19-uyarisi_1.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/12/endokrin-hastalarina-covid-19-uyarisi_1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/12/endokrin-hastalarina-covid-19-uyarisi_t_1.jpg"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/12/endokrin-hastalarina-covid-19-uyarisi_1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/endokrin-hastalarina-covid-19-uyarisi/13644/</link>
			<pubDate>Tue, 08 Dec 2020 10:07:37 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kış gözleri kurutur!]]></title>
			<description><![CDATA[Kışa karşı gözleri koruyacak öneriler]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kış aylarının gelmesiyle gözlerimiz açısından değişik ve zorlu bir dönem başladı. Özellikle havaların soğumasıyla zamanımızın daha büyük bir bölümünü iç mekanlarda geçirmeye başladık, soğuk geçen kış nedeniyle de evlerimizi ve iş yerlerimizi daha az havalandırır olduk. Ev ve iş yerlerimizin ısıtılması nedeniyle iç mekanlarda var olan nem miktarı belirgin biçimde azaldı. Özellikle denize uzak, karasal iklimin hakim olduğu yerlerde yaşayanlar bu değişimi daha da yakından hissetmeye başladı.  Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanları kışın ve soğuğun göz sağlığımızı olumsuz etkileyebileceğini belirterek korunma yöntemleri hakkında bilgi veriyor..
 
Hava değişimlerinin sonucu olarak gözlerde kuruluk hissi başladığını söyleyen uzmanlar gözlerimizde batma, yanma ve kaşıntı gibi şikayetler oluşabileceğini bazı kişilerde ise ara sıra bulanık görmeler şeklinde mevsim değişikliğinin kendini hissettirdiğini aktarıyor. “Mesleği gereği bilgisayar ve benzeri ekran kullanmak zorunda olanlarımız, ayrıca gözlerini daha az kırptılar” uzmanlar şunları belirtiyor; “Bunu farkında olmadan, sadece işlerine daha çok konsantre olurken yaptılar ve gözlerini ortalama 4-5 kez daha az kırptılar. Bu nedenle gözlerinde kuruluk şikayetlerinde artma hissedenler olduğu gibi, ilk kez bu tür şikayetlerle tanışanlarımız da oldu. Buna benzer kuruluk şikayetleri olan kişiler için en doğrusu tabii ki en yakınınızdaki göz hekiminize danışmak olacaktır.”
“GÖZLERİNİZİ NEMLENDİRMEYİ İHMAL ETMEYİN”
Bu tarz şikayetler ile başvuran ve göz kuruluğu tespit edilen hastalarda ilk seçeneğin suni gözyaşı damlaları olduğunu aktaran uzmanlar, “Hastamızın muayene bulguları ve şikayetleri bize hangi ilacı tercih etmemiz gerektiği konusunda yol gösterici oluyor. Bunun dışında mümkün olduğunca ev ve işyerinin havalandırılması ve ortamdaki nem miktarının artırılmasına yönelik tedbirler (nemlendiriciler, kalorifer peteklerinin üzerine bir tas içinde su konması gibi) de hastalarımıza öneriyoruz” diyor. İşi gereği uzun süre ekrana bakmak zorunda olanların sık sık ara vermesi gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Uğur Emrah Altıparmak, “Bu aralarda ekrandan başka bir yere bakarak göz kırpmayı hatırlamalarını öneriyoruz. Bütün bu önerilere rağmen şikayetleri fazla olan hastalarımızda bir farklı tedavilere yöneliyoruz” diye devam ediyor.
“KARIN YAĞDIĞI BÖLGELERDE GÜNEŞ GÖZLÜĞÜ KULLANILMALI”
Kış aylarına özgü başka bir durum da özellikle kar yağışı ve karın yerde çok kaldığı bölgede yaşayanları ilgilendirdiğini belirten uzmanlar, “Bilindiği gibi kar örtüsü var olan güneş ışınlarını bir ayna gibi yansıtarak gözümüze güneşin zararlı mor ötesi ışınlarının daha çok ulaşmasına neden oluyor. Bu nedenle karın yoğun olduğu bölgelerde, özellikle güneş ışınları da varsa mutlaka koruyucu güneş gözlüğü kullanmalarını öneriyoruz. Böylece güneş ışınlarının hem kısa hem de uzun vadede zararlı etkilerinden kaçınmamız mümkün oluyor.” ifadeleri kullanıldı. (Haber Merkezi)
 
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/11/kis-gozleri-kurutur.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/11/kis-gozleri-kurutur.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/11/kis-gozleri-kurutur_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/11/kis-gozleri-kurutur.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/kis-gozleri-kurutur/13437/</link>
			<pubDate>Mon, 23 Nov 2020 11:11:33 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[KOAH hastalığı idrar kaçırma riskini artırıyor!]]></title>
			<description><![CDATA[Yapılan çalışmalarda kadınlarda ve erkeklerde, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) ile idrar kaçırma arasında net bir ilişki gösterildiğinin belirten uzmanlar kilo problemi olan KOAH hastalarının zayıflamasının idrar kaçırma şiddetini azalttığına dikkat çekti. Uzmanlar, “uzun yıllar KOAH hastalığına maruz kalmanın da idrar kaçırma riskini artırdığının belirtti. 
]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[
	
		
			
			 
			
		
		
			
			
				
					
						Uzmanlar KOAH hastalığının kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) ve idrar kaçırma arasındaki ilişkiye yönelik açıklamalarda bulundu.
						Erişkinlerde en sık görülen idrar kaçırma tipinin, stres idrar kaçırma ve sıkışma idrar kaçırma olduğunu belirten uzmanlar, “Stres idrar kaçırma, karın içi basıncın ani artışıyla örneğin öksürük, hapşırma ya da hareketle olan idrar kaçırmadır. Sıkışma tipi idrar kaçırma ise; tamamen mesane kasının istemsiz kasılmasına bağlı olarak ortaya çıkan idrar kaçırmadır. İlk zamanlar KOAH hastalığına bağlı görülen bu idrar kaçırmanın hep stres idrar kaçırma olduğu ve yalnız kadınları etkilediği düşünülürdü. Halbuki bugün bunun böyle olmadığını biliyoruz. KOAH hastalığı hem stres hem de sıkışma tipi idrar kaçırma olasılığını artırıyor.” dedi.
						Bütün dünyada yapılan çalışmalarda kadınlarda ve erkeklerde, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) ile idrar kaçırma arasında net bir ilişki gösterildiğinin altını çizen uzmanlar, “Yaş ilerledikçe bu oran daha da artıyor. Dolayısıyla uzun yıllar KOAH hastalığına maruz kalmanın idrar kaçırma riskini daha da artırdığını belirtti.
						“KOAH HASTALIĞINDA FAZLA KİLOLARI VERMEK İDRAR KAÇIRMA ŞİDDETİNİ AZALTIYOR”
						KOAH hastalarında uzun dönemde karın içi basıncının artışının hem pelvik taban hem de mesane kası üzerinde zararlı etkileri olduğunu ve sfinkter yapısını bozabildiğinin altını çizen uzmanlar, “İdrar yapma, idrar tutma sağlığını koruyabilmek için KOAH hastalığının tedavisi çok önemli. Hem KOAH hem de idrar kaçırma probleminiz varsa ilk yapılacak işlem KOAH hastalığının tedavisi. KOAH hastalığının tedavisinde gelinen son noktaya varıldığında ondan sonra idrar kaçırmanın tipine göre tedaviler değerlendirilmeli. Aşırı kilo (obezite) gibi başka sorunlar varsa onlar da çözülmeli. Kilo vermek idrar kaçırma şiddetini azaltıyor. Kilolu KOAH hastalarımıza idrar kaçırma tedavisi açısından da mutlaka kilo vermelerini tavsiye ediyoruz. Sigara içiyorsa onun da bırakılması önemli olduğunu ifade etti.
						
						KOAH hastalığının tedavi edildiğinde ya da biraz kontrol altına alındığında idrar kaçırmanın hem stres hem de sıkışma tipi kaçırmanın buna çok iyi cevap vererek azaldığına dikkat çeken uzmanlar, “İdrar kaçırma tedavisinde asıl hedef; KOAH hastalığının tedavisi olmalı. KOAH hastalığı bir noktaya kadar ya da yeteri kadar tedavi edilmezse, ondan sonra asıl idrar kaçırmaya yönelik cerrahi ve medikal tedaviler denenmeli. KOAH hastalığında, bu hastalığın semptomlarının tedavisi çoğu zaman her iki tür idrar kaçırmanın da tedavisi anlamına geliyor. Kökten tedavi süreci planlanana kadar hijyenik sorunların ortaya çıkmaması için hijyenik mesane pedi kullanılmalıdır.” diye konuştu.
						“ HASTASI İDRAR KAÇIRIYORSA GÖĞÜS HASTALIKLARI VE ÜROLOJİ UZMANI TEDAVİYİ BİRLİKTE PLANLAMALI”
						KOAH hastalarının az su içerek daha az idrar kaçıracağı düşüncesinin yanlış olduğunu vurgulayan uzmanlar, “Genel sistemik birçok zararının yanında böbrek taşı ve idrar yolu enfeksiyonu gibi problemlere de zemin hazırlayacağı için kesinlikle bunu yapmamalılar. Burada mutlaka bir üroloji uzmanıyla temasa geçilmeli. Eğer KOAH hastası idrar kaçırıyorsa hem akciğer hastalıkları uzmanı hem de üroloji uzmanı bunun ortak tedavisini planlamalılar. Göğüs hastalıkları uzmanı elbette KOAH hastalığının şiddetini azaltmaya gayret edecek, üroloji uzmanı da idrar kaçırmanın tedavisi için ek önlemler önerecek. Burada mümkün olduğu kadar basit önlemlerle başlamak lazım. KOAH hastalarında cerrahi tedavinin mutlaka şart olmadığı durumlarda uygulamamak gerekir.” dedi. (Haber Merkezi)
					
				
			
			
		
	

 
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/11/koah-hastaligi-idrar-kacirma-riskini-artiriyor.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/11/koah-hastaligi-idrar-kacirma-riskini-artiriyor.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/11/koah-hastaligi-idrar-kacirma-riskini-artiriyor_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/11/koah-hastaligi-idrar-kacirma-riskini-artiriyor.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/koah-hastaligi-idrar-kacirma-riskini-artiriyor/13436/</link>
			<pubDate>Mon, 23 Nov 2020 11:09:30 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Sınava girecek öğrencilere öneriler]]></title>
			<description><![CDATA[Bu sene üniversiteye giriş sınavları Covid-19 salgınının etkisinde gerçekleştirilecek. Bu sene öğrenciler, ayrı bir heyecan, hatta virüs tedirginliğiyle sınava girecekler. Ancak uzmanlar gerekli önlemler dikkate alınarak bu sınavların da sağlıklı bir şekilde atlatılabileceğine dikkat çekiyor. Uzmanlar, sınava girecek öğrencilere öneride bulunuyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Sınav öncesi uyku ve beslenmenize dikkat edin.
Sınav öncesi endişeli olunması çok normal. Kaygının ve sınav stresinin çok aşırı olmadığı sürece, dikkatimizi sürdüren ve bizi motive eden bir duygu olduğunu unutmayın.
Sınav sonucu ne olursa olsun hayatınızda başarılı bir gelecek için bu sınavın tek çareniz olmadığını, daha birçok şansınız olacağını unutmayın.
Sınav öncesi nefes egzersizi yapmak sakinleşmenizi sağlayacaktır. Yavaşça burnunuzdan derin nefes alıp ağzınızdan vererek elinizden geleni yapacağınızı düşünün.
Sınav sırasında odaklanma sorunu yaşıyorsanız farklı bir soruya geçin veya gözlerinizi kapatıp 5-10 saniye ara verin ve sonra yine devam edin.
Covid-19’a karşı önlem aldığınız sürece korunacağınızı düşünün ve panik yapmayın. Maske, el hijyeni ve sosyal mesafeye önem verin.
SINAV KAYGISIYLA NASIL BAŞ EDERİZ?
Covid-19 salgını nedeniyle özellikle son üç ayı zorlu geçen bir hazırlık sürecinin ardından yaklaşık 2,5 milyon genç, bu hafta sonu yapılacak üniversite sınavını bekliyor. Yaşadıkları sınav kaygısının üzerine bir de salgının sebep olduğu stres eklenen adaylar, bu kaygıyla nasıl başa çıkabilir? Uzmanlar, sınav kaygısıyla baş etmenin yollarını anlattı.
Kişinin yaşadığı duygu ile baş edebilmesi için öncelikle ne yaşadığını anlaması gerektiğinin altını çizen Uzmanlar, “Sınav kaygısı, öğrenilen bilginin sınav sırasında etkili biçimde kullanılmasını engelleyen ve başarının düşmesine yol açan yoğun kaygıdır. Kişi yaşadığı kaygının yoğunluğu sebebi ile performansını aktaramamaktadır. Sınav kaygısının gelişme durumunda kişi kendi benliğinin, karakterinin incelenmesi olarak algılanması durumunda da incelenme kaygısı denilen sınanma kaygısı da aktif olmaktadır” diye konuştu.
DUYGULARINIZI KABUL EDİN
Bireyin ilk olarak tüm duygularını olduğu gibi kabul etmesi gerektiğine dikkat çeken Uzmanlar, “Mutlu olmayı kabul ettiğimiz gibi ya da olağanlaştırdığımız gibi olması gereken bir duygu olarak tariflediğimiz gibi öfkeyi de endişeyi de kabul etmek büyük önem taşımaktadır. Günümüzde yaşadığımız kaygıların bir bütünü; tehdit ve tehlike algımız daha çok dış uyaran değil kendi zihnimizin ürettiği kaygılardır” dedi.
SINAVI SADECE SINAV ANI OLARAK DEĞERLENDİRMEYİN
Sınavı sadece sınav anı olarak değerlendirmenin kişinin sınav süreci boyunca sergilediklerini minimalize etmesine yol açtığını kaydeden Uzmanlar, “Sınav; sınav öncesi ve hazırlık dönemi, sınav anı ve sınav sonrası dönem olarak birden fazla parça halinde değerlendirilmelidir. Sınav öncesi; sınav anına değin atlatılan sayısız sözlü, yazılı, ödev teslimi, ders saatinde elde edilen bilgi birikimi gibi birden fazla parçayı barındırmaktadır. Sınava hazırlık ise; hazırlanılan sadece sınava yönelik yapılan çalışmadır. Sınav anı; sınav öncesi ve hazırlık sürecinde elde edilen birikimin aktarıldığı zamandır. Sınav sonrası dönem ise; sınav anının ardından kişinin kendi sınavını nasıl değerlendirdiği, etraf tarafından kendi sınavının nasıl değerlendirildiğine dair inancını, diğer kişilerin sınavlarını nasıl değerlendirdiğini, tercih dönemini kapsamaktadır. Sınavı tek bir bütün olarak değerlendirmek, birden fazla parçaya verilen emeği göz ardı etmeye ya da minimalize etmeye (küçüksemeye) neden olmaktadır” diye konuştu.
BAŞ ETME GÜCÜNÜZ KAYGILARINIZDAN BÜYÜK
Kişilerin, duydukları kaygı yükseldikçe, kaygı duydukları durum üzerindeki tehlike algısının baş etme güçlerinden daha büyük olduğuna dair inanç geliştirdiğine dikkat çeken Uzmanlar, “Bu noktadan çıkışla kişi; baş etme gücünü küçümsemekte/yetersiz bulmakta ve durum ile orantısız bir kaygı yaşamaktadır. Durum ile orantısız yaşanan kaygı ise bilginin yansıtılması noktasında sorunlara neden olmaktadır” dedi.
Uzmanlar, aday öğrencilerin sınav ve sınanma kaygısı ile baş edebilmeleri için önerilerini şöyle sıraladı:
Sınavın sadece bir andan (sınav anından) ibaret olmadığını kendinize hatırlatın!
Sınavın sonucu ile ilgili olumsuz düşüncelere odaklanmak, sınav sürecinde gösterdiğiniz çabayı minimalize etmenize neden olacaktır, unutmayın!
Çok konu var ama az zaman var düşüncesi kaygınızı arttıracaktır, unutmayın!
Sınavla kişiliğinizin değil, bilgi ve yeteneğinizi aktarmak için kullandığınız çalışma yönteminin değerlendirildiğini, unutmayın!
Unutmayın! Sınav sonucunda elde ettiğiniz puanlar değil gösterdiğiniz çaba kıymetli. Özetle, rakamlar değil siz kıymetlisiniz!
Sınavın sonucu ile ilgili olumsuz düşünceler zihninize geldiğinde, algı ve yorumlamanızı gözden geçirip kendinize yardım edin. Bunun için aşağıdaki birkaç örnek yararlı olacaktır:
“Yapamayacağım” yerine “Yapmaya çalışmak benim elimde ben elimden gelenin en iyisini yapmaya odaklanabilirim.”
“Bu sınavda başarısız olursam bir hiçim” yerine, “Sınavdan aldığım sonuç, sadece sınavın değerlendirilmesi, benim değil.”
“Sınavda başarısız oldum” yerine, “Ben değil, çalışma sistemim başarısız oldu.”
“Sınavı yetiştiremeyeceğim” yerine, “Zamanı kullanmak elimde, dikkatimi neler yapacağıma verirsem soruları yetiştirme şansım artar.”
GÜNLÜK TUTUN, DUYGULARINIZI PAYLAŞIN
Kökeni ne olursa olsun kaygıyla baş etmede duygu ve düşüncelere dair farkındalığı artırmak ve paylaşmak çok etkilidir. Akranlarla yapılan paylaşımlar bu konuda yalnız olmadıkları hissini pekiştirirken, aile ve öğretmenlerle yaptıkları paylaşımlar yol göstericilik adına etkili olacaktır. Düzenli olarak duygu günlüğü tutmak bunları dile dökmekte faydalı olacaktır. Son 3 günde duygularınızı düzenli olarak bir deftere yazın.
EVDE YAPILAN DENEME TESTLERİNDE MASKE TAKIN
Koronavirüs önlemleri kapsamında sınav ortamında maske ile oturulacağı için evde yapılan deneme testlerinde de maske takın. Çünkü sınavda maske takılması hiçbir öğrencinin bu zamana kadar deneyimlediği bir şey olmadığı için huzursuzluk yaratabilir. Evde deneme testlerini çözerken sınav ortamını oluşturup maske ile çözmek gerçek sınav gününe kadar alışmanızı kolaylaştıracaktır.
HOBİLERİNİZE DE ZAMAN AYIRIN
Sınav öncesi bu son günlerde; sınava hazırlanmanın yanı sıra evde keyif alacağınız hobisel aktiviteleriniz olsun; günde bir saat de olsa bunlarla da uğraşın. Bu aktivitelerin zihninizi rahatlatmada ne kadar etkili olacağını göreceksiniz.
BESLENME VE UYKUNUZA ÇOK DİKKAT EDİN
Evde çalışma ve eğitim süreci standart rutinin dışında bir beslenme ve uyku düzeni oluşmasına sebep oldu. Sınava kısa süre kalmışken sınav gün ve saatine uygun, standart rutinlerinizde bir düzen oluşturmak faydalı olacaktır.
SOSYAL MEDYA DİYETİ YAPIN
Uzmanlar, “Salgın sürecinde sosyal medyada birçok haber kirliliği oluştu ve aslında bunlar konuyla ilgili kaygımızı artırmakta, bizi negatif yönde etkilemekte. Özellikle sınava az bir zaman kaldığı şu dönemde bu tip haberlerden uzak kalmak iyi gelecektir. Son 3 gün sosyal medyadan uzak durun” diyor.
SOSYAL İLİŞKİLERİ GÜÇLÜ TUTUN
Sosyal ilişkilerin varlığı ve sıklığı kaygıyla baş etmedeki en güçlü araçtır. Bu süreçte arkadaşlarınızla görüntülü konuşma gibi yollarla sosyalliğinizi sürdürün, hem bu konuda yaşadığınız kaygıda yalnız olmadığınızı görecek, hem de sosyalliğin iyilik halinden faydalanacaksınız.
DÜZENLİ EGZERSİZ YAPIN
Evde izole kalınan süreçte fiziksel hareket kısıtlılığının yarattığı negatif etkileri de gözlemlemekteyiz. Evde, günde yarım saat de olsa egzersiz yapmayı ihmal etmeyin. Özellikle, kaygıyla baş etmeyi kolaylaştıracağı için yoga, meditasyon ve solunum egzersizleri yapın.
SON GÜN ÇALIŞMAYI BIRAKIN!
Sınav öncesi son gün yapılan çalışmalar kafa karışıklığına yol açabileceğinden, son günü çalışmak yerine zihninizi ve bedeninizi dinlendirmeye ayırın.
SINAVA DAİR VİRÜS BULAŞMA KAYGINIZLA İLGİLİ DÜŞÜNCE EGZERSİZLERİ YAPIN
Uzmanlar, “Önlemlerin alındığı, sosyal mesafe ve hijyen tedbirlerine uyulduğu takdirde güvende olacağınızı kendinize hatırlatın. Tüm bu önlemleri dikkate alın ve uygulayın” diyor.
SINAV GÜNÜ YAPILACAKLAR
Mutlaka sağlıklı bir kahvaltı yapın.
Sınava elinizden geldiği şekilde hazırlandığınızı düşünün.
Sınav kaygısını her öğrencinin yaşadığını, belli ölçülerde yaşamasının da normal olduğunu unutmayın. Dozunda kaygı, başarı yolunda itici güç olması sebebi ile gereklidir de. Kontrol edilemez olduğu noktada sorun yaratıcı ve başarıyı sabote edici olma özelliği taşır.
Ebeveynlerinizin olası kaygı ve korkularını çok büyütmeyin.
Covid’e karşı gerekli hijyen önlemlerinin alınmış olduğunu düşünerek endişelenmeyin.
Burnunuzdan derin nefes alıp yavaş yavaş ağzınızdan verin.
Sınavda çevreyle ilgilenmeyin, sadece kendinize odaklanın. (Haber Merkezi)
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/06/sinava-girecek-ogrencilere-oneriler.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/06/sinava-girecek-ogrencilere-oneriler.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/06/sinava-girecek-ogrencilere-oneriler_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/06/sinava-girecek-ogrencilere-oneriler.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/sinava-girecek-ogrencilere-oneriler/11813/</link>
			<pubDate>Fri, 26 Jun 2020 17:58:52 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Hızlı yaşlandıran etkenlere dikkat!]]></title>
			<description><![CDATA[Günümüzde estetik kaygılar kadın, erkek fark etmeksizin genç görünme isteği artmaya devam ediyor. Yaşlılık bulgularını gizleme ve daha genç görünme arzusu herkes için önemli olmaya başladı. Ancak bazı etkenler var ki hızlı yaşlanmaya zemin hazırlıyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İşte bu etkenler;
Az su içmek: Su içmek çok klişe gelebilir ama yaşamamız için yemek yemekten daha da önemli. İçtiğimiz su da bedenimiz için çok önemli mineraller var ve bedenimizin yüzde 70’ i de su. Organlarımızın sağlıklı çalışması içinde sıvı ihtiyacının yaşa göre karşılanması gerekir. Orta yaşlardaki sağlıklı kişiler için günlük su tüketimini kilogram başına 40 cc. olarak hesaplayabiliriz.
Şeker tüketimi: İleri Glikasyon Ürünleri (AGEs), yaşlanmayı ve hastalanmayı hızlandırır. Basit şekerler proteinlere yapışıp yapılarını bozar, kollajende bir protein yapı olduğu için, bedenimizdeki inflamasyon arttıkça dokularımız, cildimiz, saçlarımız, gözlerimiz de yaşlanır.
Düzensiz Uyku: Uyku kalitesi tüm sağlığımızı etkiler. İmmün sistemimizi, hormonlarımızı, enerji seviyemizi, bilişsel faaliyetlerimizi etkiler. Gece biz uyurken salınan Growth Hormon ve Melatonin hormonu da hücrelerimizin genç kalmasını sağlar.
Güneş koruyucu kullanmak: Cilt yaşlanmasında ‘kamyon şoförü’ örneği verilir, güneş altında uzun saatler araba kullanan şoförün yüzünün bir tarafının diğer tarafına göre kuru, lekeli ve derin çizgileri olduğu farkedilir. Güneşten korunmanın yaşlanma da çok etkili olduğunu biliyoruz, güneşin nimetlerinden faydalanmalıyız, ancak en çok yaşlanan bölgelerimizi, yüz, el boyun, dekolte gibi bölgelerimizi korumayı ihmal etmemeliyiz.
Tekrarlayan mimik hareketleri: Kaşların arasındaki ‘11’ çizgisi denilen kırışıklıkların bazen çok fazla sinirlenme, kızma ile ilgili olabildiği gibi bazı göz bozukluklarından dolayı da oluşur. Yüzümüzde bazı kasları fazla kullandıkça o bölgelerde kollajen kayıpları oluşur ve kırışıklıklar derinleşir.
Yaşlanmaya karşı tedaviler; Antiaging uygulamalar, sağlıklı yaşam ve doğru spor ile desteklendiğinde yaş alsanız da yaşlanmamayı başarmak mümkün diyebiliriz. Elbette yaşlanma ve ölüm kaçınılmaz bir yaşam döngüsü, ancak 70 yaşında da sağlıklı eklemlere, gözlere sahip olmak, merdivenleri rahat çıkmak, günlük ihtiyaçlarımızı rahatlıkla karşılıyor olmak, yaşam standardımızın yüksek olması anlamına gelir. Ayrıca, Ameliyatsız Medikal Estetik yöntemleriyle cildiniz yaşınıza göre daha sıkı, daha formda görünebilir. (Haber Merkezi)
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/06/hizli-yaslandiran-etkenlere-dikkat.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/06/hizli-yaslandiran-etkenlere-dikkat.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/06/hizli-yaslandiran-etkenlere-dikkat_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/06/hizli-yaslandiran-etkenlere-dikkat.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/hizli-yaslandiran-etkenlere-dikkat/11750/</link>
			<pubDate>Wed, 17 Jun 2020 17:07:53 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[İkiz gebelikte tehlikeli 6 yanlış!]]></title>
			<description><![CDATA[“İkiz bebek yaparak bir çırpıda ikisini de büyütmüş olurum!”, “İkiz bebek bekliyorum daha fazla yemeliyim!”, “İkizlerime zarar gelmesin diye hareket etmekten kaçınıyorum!” İkiz gebelikte bu ve benzeri yanlış inanışlar, anneye ve bebeklerine sanılanın da ötesinde zararlar verebiliyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Uzmanlar, “Özellikle son yıllarda anne olma yaşının ilerlemesi ve kadınların çalışma hayatında daha fazla yer almalarıyla birlikte ileri yaş gebeliklere sık rastlıyoruz. Tüp bebek gibi yardımcı üreme tekniklerinin kullanılması da ülkemizde çoğul gebeliklerin yaygınlaşmasında önemli bir rol oynuyor. İkiz bebek bekleyen anne adaylarının bu süreçte hem kendilerinin hem de bebeklerinin sağlığı açısından dikkat etmeleri gereken çok önemli noktalar var. Çünkü ikiz gebeliğin riski normal gebeliğe göre iki kat değil, yaklaşık 7 kat daha fazla oluyor” diyor. Uzmanlar, ikiz gebelikte tehlikeli 6 yanlışı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.
İKİZ BEKLİYORUM DİYEREK DAHA FAZLA YEMEK!
DOĞRUSU: Anne adaylarının en büyük yanlışlarından biri; ikizim olacak diyerek daha fazla yemek. Oysa aşırı yemek, bebeğe kazanç değil, anneye yük oluşturuyor ve hem kendisini hem de ikiz bebeklerin sağlığını tehdit ediyor. Kilo alımına çok dikkat etmek, düzenli tartılmak, dengeli ve sağlıklı beslenmek şart. Kaliteli proteinlerle beslenmek çok önemli olduğundan; kırmızı et/tavuk/balık, yoğurt ve yumurta mutlaka tüketilmeli. Protein ağırlıklı beslenip, karbonhidrat azaltılmalı. Anne adayı bir şeyi yiyeceği zaman ‘bu pastanede yapılabilir mi, satılabilir mi’ demeli, eğer cevabı evet ise o ürünü tüketmemeli. Bir de tuz ve şekeri diyetinden çıkarıp, her gün 3 litre su içmeli.
“HER ŞEY YOLUNDA” DİYEREK, GÜCÜ YETENE KADAR ÇALIŞMAK!
DOĞRUSU: Çoğul gebelik, normal gebeliğe göre oldukça riskli. İkiz gebelikte erken doğum ihtimali yaklaşık 5 kat, düşük ihtimali de yüzde 30 daha fazla oluyor. Ayrıca anne adayında; gebelik tansiyonu, gebelik şekeri riski, gebelik zehirlenmesi normal gebeliğe göre çok daha yüksek görülüyor. Rahmin fazla gerilmesine bağlı olarak fıtık oluşumu riski de artıyor. İkiz gebeliklerde normal gebeliğe göre fark 24. haftaya kadar belli olmuyor ama 24. haftadan sonra risk artıyor. Bu nedenle 24. haftadan sonra ikiz bebek bekleyen anne adayları işe ara vermeli, ‘dayanana kadar’ çalışmaya çalışmamalı.
“İKİSİ BİR ARADA BÜYÜR, İŞ HAYATIM BÖLÜNMEZ” DİYEREK İKİZ BEBEK PLANLAMAK!
DOĞRUSU: Günümüzde kadınların çalışma hayatında daha fazla yer alması ve kariyer endişesi, hem anne olma yaşını 35’in üzerine taşıyor hem de “bir seferde ikiz bebek yapayım işlerim bölünmez” düşüncesiyle ikiz gebeliğe rağbet edebiliyorlar. Uzmanlar, “Birkaç yıl arayla çocuk doğurup aynı süreci yaşayacağıma, yardımcı üreme teknikleri sayesinde ikiz gebelikle tek seferde halledeyim’ düşüncesi son derece tehlikeli ve yanlış. Çoğul gebelikte, bebeklerde gelişme geriliğinden yapısal sakatlıklara, erken doğumdan gebelik şekeri ve gebelik zehirlenmesine dek riskler daha çok görülüyor. Bununla birlikte ikiz gebelikte tek bebeği aldırayım şeklindeki yaklaşım da etik olmadığı gibi, son derece tehlikeli ve kabul edilemez bir yaklaşım” diyor.
“TEHLİKELİ OLUR” DİYE HAREKETTEN KAÇINMAK!
DOĞRUSU: İkiz bebek bekleyen anne adaylarında ‘aman hareketten kaçınayım, tehlikeli olur’ şeklinde bir düşünce olabiliyor ve yürüyüşten kaçındıkları gibi çoğunlukla yatmayı tercih edebiliyorlar. Uzmanlar, “Aksine düzenli 1 saatlik yürüyüşün anneye ve bebeğine büyük faydaları var. Ayrıca metabolizmayı yükseltiyor; bebekler annenin hareket sonucu yaktıkları ile besleniyor. İkiz bebek bekleyen anne adayı bir seferde 1 saat yürüyecek, ilk 45 dakika çok önemli. Tempolu olması önemli değil, anne kendini zorlamamalı. Bu yürüyüşten sonra yatsa bile gebelik metabolizması 12-14 saat yüksek kalıyor. Ama yürüyüş yapmayıp hep yatmak son derece zararlı” diyor.
STRESİ YOĞUN ŞEKİLDE YAŞAMAK
DOĞRUSU: İkiz anne adayları, hamilelikle birlikte mutluluk ve heyecanın yanı sıra tekiz gebeliğe göre çok daha endişeli bir sürece de girebiliyorlar. Kimileri stresi yönetebilirken, kimileri stresin önüne geçemeyip bir de bu stresle bebeklerine zarar verebileceklerini düşünerek büyük bir suçluluğa da kapılabiliyorlar. Uzmanlar, “Yoğun stres; anne ile bebeği birbirine bağlayan göbek kordonunu adeta büzüyor, bebek anne rahminde korkulu ve sinmiş bir pozisyona geçiyor. Stres ile bebeğimizi korkutmayalım” derken, anne adayının ailesi ve çevresi tarafından bu özel ve hassas dönemde el üstünde tutulması, adeta ‘pamuklara sarmalanmasının’, sağlıklı anne, sağlıklı bebek, sağlıklı toplum adına çok önemli olduğunu söylüyor.
AYDA BİR DOKTORA GİTMEK!
DOĞRUSU: Uzmanlar, “İkiz gebelerin, tekiz gebelere göre çok daha sıkı doktor takibinde olması gerekiyor, üstelik ikiz gebelik özel takip gerektiriyor. Bu nedenle ikiz gebelik takiplerini ayda bir yaptırmak doğru değil. Takip aralıklarını iki haftanın üzerine çıkartmamalı. Ayrıca ikiz gebelik özellikli bir durum olduğu için, özellikli izlem gerektirir. Ülkemizin eriştiği sağlık şartlarında imkanı olan her yerde perinatolog tarafından yapılmalı. İmkan olmayan durumlarda ise tecrübeli doğum hekimleri tarafından izlenmeli” diyor.
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/06/ikiz-gebelikte-tehlikeli-6-yanlis.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/06/ikiz-gebelikte-tehlikeli-6-yanlis.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/06/ikiz-gebelikte-tehlikeli-6-yanlis_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/06/ikiz-gebelikte-tehlikeli-6-yanlis.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/ikiz-gebelikte-tehlikeli-6-yanlis/11749/</link>
			<pubDate>Wed, 17 Jun 2020 17:07:01 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Sarıoğlu’ndan “Evde Aktif ve Sağlıklı Kalma” önerileri]]></title>
			<description><![CDATA[Evde aktif ve sağlıklı kalmanın yollarını Trakya Üniversitesi Kırkpınar Spor Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği Bölüm Başkanı Doç. Dr. İsa Sağıroğlu anlattı.
]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İçinde bulunduğumuz teknoloji çağında sağlığımız için en önemli ve gizli düşmanlardan birinin fiziksel aktivite yetersizliği olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. İsa Sağıroğlu, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Amerikan Spor Hekimliği Birliği (ACSM) gibi insan sağlığı ve egzersiz üzerine araştırmalar yapan birçok kurumun yeterli fiziksel aktivite düzeyinin sağlanması konusunda uyarılar yaptığını ifade etti. Devletlerin ve sivil toplum kuruluşlarının, vatandaşların fiziksel aktivite yetersizliğini önlemek ve toplum sağlığını korumak için planlamalar yapmakta ve faaliyetler düzenlemekte olduğunu söyleyen Doç. Dr. Sağıroğlu, “Yapılan çalışmalar düzenli fiziksel aktivitenin hem beden hem de zihin sağlığına faydalı olduğunu göstermiştir. Bu faydalardan bazıları; kilo kontrolüne yardım, bağışıklığın güçlendirilmesi, yüksek tansiyonun düşürülmesi, kalp hastalıkları, kalp krizi, Tip-2 diyabet ve çeşitli kanser türleri riskinin azaltılması olarak sıralanabilir. Çocuklarda düzenli fiziksel aktivite büyüme ve gelişimi destekler, ileriki dönemlerde hastalık riskini düşürür, temel hareket yeteneklerini ve sosyal ilişki gelişimini sağlar. Yaşlılarda fiziksel aktivite ise dengeyi artırır, düşme riskini ve yaralanmaları önlemeye yardımcı olur. Ayrıca fiziksel aktivite zihinsel sağlığı geliştirir, genel olarak ferahlık duygularını artırır, depresyon ve bilişsel zayıflama riskini düşürür.” dedi.
Amerikan Spor Hekimliği Birliği’nin (ACSM), sağlıklı yetişkinler için haftada en az toplam 150 dakika orta şiddette ya da 75 dakika zorlayıcı şiddette, en az iki gün kas kuvvetlendirici aktiviteler de içeren fiziksel aktivite önerdiğini ifade eden Doç. Dr. İsa Sağıroğlu “Örneğin; haftada 5 gün günde 30 dakika orta şiddette egzersiz ile başlanarak zamanla dereceli bir şekilde süre, sıklık ve egzersiz şiddetinde değişiklikler yapılabilir. Gün içerisinde hedeflenen egzersiz süresine en az 10 dakika olacak şekilde yapılan egzersiz seansları ile de ulaşılabilir. Düzenli egzersizin yanında; ev ve bahçe işleri ile uğraşmak, evde fiziksel aktivite içeren oyunlar oynamak ve müzikle dans etmek gibi aktivitelerle de fiziksel aktivite düzeyini artırılabilir. Ayrıca gün içerisinde uzun süre oturma gibi hareketsizlikten kaçınarak her 20-30 dakikada 2-3 dakika hareket etmek kan dolaşımını hızlandırarak metabolizmayı hızlandırır.” diyerek fiziksel aktivitenin insan sağlığına yararına dikkat çekti.
Trakya Üniversitesi Kırkpınar Spor Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği Bölüm Başkanı Doç. Dr. İsa Sağıroğlu, “Evde yapılabilecek egzersiz örnekleri ile Covid-19 salgını sürecinde fiziksel aktivite yetersizliğini önleyerek fiziksel ve zihinsel sağlığın korunmasına yardımcı olabilir ve eğlenceli vakit geçirebilirsiniz. Bu egzersizler sağlıklı bireyler içindir. Egzersiz yapmanıza engel olabilecek bir sağlık probleminiz, kronik bir hastalığınız, eklem problemleriniz ya da şüphelendiğiniz bir durum varsa egzersize başlamadan önce mutlaka hekiminize danışın. Egzersizler sırasında kalp çarpıntısı, göğüs ağrısı, solunum zorluğu, baş dönmesi gibi olumsuz bir durumla karşılaşırsanız derhal egzersizi durdurarak bir sağlık uzmanına danışın.” cümleleriyle konuşmasını sonlandırdı.
DOÇ. DR. İSA SAĞIROĞLU’NUN FİZİKSEL AKTİVİTE ÖNERİLERİ
“ISINMA”
Jog on spot: Tercih ettiğiniz müzik eşliğinde olduğunuz yerde hafif koşu yapı.
March and reach: Ayaklarınız omuz genişliğinde açık ayakta dururken diziniz hafif bükülü olacak şekilde bacağınızı yukarı doğru hareket ettirin ve ters kolunuzla ayağınıza doğru uzanın. Ardından diğer taraf için aynı hareketi tekrarlayın.
Knee up rotations: Ayaklar omuz genişliğinde ayakta dururken dizinizi 90 derece bükülü olacak şekilde yukarı doğru hareket ettirerek ters taraftaki dirseğinizi dizinize doğru (çapraz olacak şekilde) yaklaştırın ve ardından diğer taraf için aynı hareketi tekrarlayın.
Jumping jacks: Kollar gövdenin yanında ayaklar bitişik olacak şekilde yukarı doğru sıçrarken ayakları yanlara kolları da yanlardan yukarı doğru açarak başınızın üzerinde birleştirin.
Atlas twist: Kollar gövdenin yanında ayaklar omuz genişliğinde açık konumdan bir tarafınıza doğru dönerek diziniz kollarınız arasına kalacak şekilde aşağı doğru uzanın ve ardından diğer tarafa doğru dönerken kollarınızı başınızın üzerine gelecek şekilde kaldırarak yukarıya doğru uzanın. Daha sonra başlangıç pozisyonuna dönerek diğer taraf için aynı hareketi tekrarlayın.
Not: Yukarıdaki egzersizlerin her birini 30 saniye olacak şekilde ara vermeden iki tur yaparak 5 dakikaya tamamlayın.
“EGZERSİZLER”
Chair squat: Ayaklarınız omuz genişliğinde açık ve kollarınız gövdenizin yanında olacak şekilde sandalyenin hemen önünde ayakta durun. Kollarınızı öne doğru uzatırken kalçanız sandalyeye dokunana kadar dizlerini bükerek aşağı doğru hareket edin ve ardından başlangıç pozisyonuna dönün.
Push-up: Kollarınız ve eliniz omuzlarınız hizasında, ayaklarınız kalçanız ile aynı çizgide kalacak şekilde pozisyon alın ve gövdenizin düz konumunu koruyarak dirseklerinizi çeneniz zemine dokunana kadar bükün ve ardından başlangıç pozisyonuna dönün. Zorlanmanız durumunda egzersizi kolaylaştırmak için dizlerinizin üzerinde yapabilirsiniz.
Reverse lunge: Ayaklarınız omuz genişliğinde açık ve kollarınız gövdenizin yanında olacak şekilde bir bacağınızı dizinizi zemine dokununcaya kadar bükerek geriye doğru hareket ettirin ve ardından başlangıç pozisyonuna dönüp diğer bacağınız ile aynı hareketi tekrarlayın.
Chair dips: Elleriniz sandalyenin üzerinde, gövdeniz dik olacak şekilde dirseklerinizi bükerek aşağı doğru hareket edin ve ardından başlangıç pozisyonuna geri dönün. İsteğe bağlı olarak dizleriniz gergin ya da bükülü olabilir.
Good morning: Ayaklarınız omuz genişliğinde açık ve elleriniz başınızın arkasında olacak şekilde pozisyon alın. Dizlerinizi hafif bükülü ve sabit tutarak gövdenizi öne doğru bükerek hareket ettirin ve ardından başlangıç pozisyonuna dönün.
Ab-Crunches: Zemine sırt üstü uzanın. Ellerinizi zeminde ya da başınızın arkasında olacak şekilde tutun. Gövdenizi hafifçe bükerek yukarı hareket ettirin ve ardından başlangıç pozisyonuna dönün.
Not: Başlangıç seviyesinde, her egzersizi 20 saniye (yaklaşık 10 tekrar) yapmalısınız. 20 saniye tamamlandıktan sonra 40 saniye dinlenme süresi vermeli (egzersiz+dinlenme toplam 1 dakika) ve ardından sıradaki egzersize başlamalısınız. Tüm egzersizler tamamlandıktan sonra 2-3 dakika dinlenme süresi ardından bir sonraki tura başlayarak toplam 2 turu tamamlayın. İleri seviye için ya da performans durumunuza göre egzersiz süresini 30 saniye, dinleme süresini 30 saniye yaparak yoğunluğu artırabilir, toplam tur sayısını 3-4 tur olacak şekilde ayarlayabilirsiniz. 
“SOĞUMA”
Side stretch: Ayaklarınız omuz genişliğinde açık ve kollarınız gövdenizin yanında olacak şekilde pozisyon alın. Bir kolunuzu başınızın üzerine doğru yukarı kaldırınız ve ardından yukarıda olan kolunuzun tarafına gövdenizi yana doğru bükün. Daha sonra başlangıç pozisyonuna dönerek aynı hareketi diğer tarafa doğru yapın.
Runner’s stretch: Diziniz 90 derece olacak şekilde bacağınızı öne doğru uzatın ve her iki elinizi öne uzattığınız ayağınızın hemen yanında olacak şekilde zemine koyun. Ardından başlangıç pozisyonuna dönerek aynı hareketi diğer tarafa uygulayın.
Seated spinal stretch: Her iki bacağınız gergin olacak şekilde zemine oturun. Bir dizinizi 90 derece bükerek büktüğünüz dizinizin tarafına doğru gövdenizi çevirin. Ardından başlangıç pozisyonuna dönerek aynı hareketi diğer tarafa uygulayın.
Glute stretch: Her iki diziniz 90 derece olacak şekilde bükerek zemine oturun. Ardından bir ayağınızı diğer dizinizin üzerine çapraz olacak şekilde yerleştirerek kalçanızı dışa doğru döndürün. Ellerinizi yerde kalan dizinizin üzerine koyarak bacağınızı kendinize doğru çekin ve gövdenizi hafifçe bükün. Sonra aynı hareketi diğer tarafa uygulayın.
Seated hamstring stretch: Her iki bacağınız gergin olacak şekilde zemine oturun. Bir ayağınızın topuğunu kasığınıza doğru yaklaştırın. Diğer bacağınız gergin kalacak şekilde ayağınıza doğru uzanın. Ardından başlangıç pozisyonuna dönerek aynı hareketi diğer tarafa uygulayın.
Calf stretch: Sandalyenin sırt dayama kısmından ya da bir duvardan destek alarak bir ayağınız geriye doğru gerginlik hissedene kadar uzatın. Her iki ayağınızın da yüzünüzün dönük olduğu tarafa baktığından, topuklarınızın zeminle temasının devam ettiğinden emin olun. Ardından başlangıç pozisyonuna dönerek aynı hareketi diğer tarafa uygulayın.
Not: Her bir egzersizi 30 saniye ya da 2x15 saniye olacak şekilde yapın. Gerdirme sırasında hafif ağrı noktasında bekleyin ve bu sırada nefes alışverişini devam ettirin. Aşırı gerdirmelerden ve rahatsızlık hissettiğiniz hareketlerden kaçının. (Haber Merkezi)
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/05/sarioglu-ndan-evde-aktif-ve-saglikli-kalma-onerileri.jpeg</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/05/sarioglu-ndan-evde-aktif-ve-saglikli-kalma-onerileri.jpeg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/05/sarioglu-ndan-evde-aktif-ve-saglikli-kalma-onerileri_t.jpeg"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/05/sarioglu-ndan-evde-aktif-ve-saglikli-kalma-onerileri.jpeg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/sarioglu-ndan-evde-aktif-ve-saglikli-kalma-onerileri/11498/</link>
			<pubDate>Wed, 13 May 2020 16:25:47 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzmanından, hipertansiyon ve böbrek hastalarına "tuz kullanmayın" önerisi]]></title>
			<description><![CDATA[ Trakya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sedat Üstündağ:-"Kronik böbrek hastalığı veya hipertansiyonu olan hastalara önerim, lütfen evde kaldığınız şu günlerde mümkün olduğunca işlenmemiş gıdaları tercih edin, yemek pişirirken veya sofrada tuz ilavesi yapmayın"]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Trakya Üniversitesi (TÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sedat Üstündağ, kronik böbrek hastalığı veya hipertansiyonu olan hastalara, işlenmemiş gıdaları tercih etmelerini ve tuz kullanmamalarını önerdi. 

 Prof. Dr. Üstündağ, yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye'de 18 yaş üzeri erişkin bireylerde hipertansif hasta oranının yüzde 30, kronik böbrek hastalığı olanların oranının da yüzde 16 olduğunu, her iki hastalığın da ileri yaşlarda daha da yaygınlaştığını belirtti. 

Türkiye'de 50-60 yaş aralığı dikkate alındığında toplumun yaklaşık yüzde 54'ünün hipertansiyon, yüzde 20’sinin ise kronik böbrek hastalığından muzdarip olduğunu aktaran Üstündağ, yeni tip koronavirüsün kronik hastalığı olanlarda daha ağır seyrettiğini kaydetti. 

Sağlık Bakanlığının açıkladığı önlemler dışında özellikle hipertansiyon ve böbrek hastalarının tuz kullanımına çok dikkat etmesi gerektiğini anlatan Üstündağ, şu ifadeleri kullandı: 

"Eğer tuz kaybettiren bir hastalıkları yoksa, hipertansiyon ve kronik böbrek hastalarına evde bulundukları bu dönemde de tuz tüketimine mutlaka dikkat etmelerini tavsiye ediyorum. Biliyorsunuz böbreklerimiz bir günde en fazla 5 gram sofra tuzunu uzaklaştırabiliyor ama ülkemizde günlük diyetimizle bir günde ortalama 15 gram tuz tüketiyoruz. Tuzu aşırı tüketirsek kan basıncımız düzene girmez, kan basıncı kontrol altında değilse bu kez böbrek hastalığımız çok hızlı ilerleyebilir."

Üstündağ, ince bir dilim ekmekte 200 miligram, bazı peynirlerin 100 gramında 5 gram, parmesan peynirin 100 gramında yaklaşık 20 gram tuz bulunduğunu belirterek, "Kronik böbrek hastalığı veya hipertansiyonu olan hastalara önerim, lütfen evde kaldığınız şu günlerde mümkün olduğunca işlenmemiş gıdaları tercih edin, yemek pişirirken veya sofrada tuz ilavesi yapmayın." uyarısında bulundu. (AA)

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/05/uzmanindan-hipertansiyon-ve-bobrek-hastalarina-tuz-kullanmayin-onerisi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/05/uzmanindan-hipertansiyon-ve-bobrek-hastalarina-tuz-kullanmayin-onerisi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/05/uzmanindan-hipertansiyon-ve-bobrek-hastalarina-tuz-kullanmayin-onerisi_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/05/uzmanindan-hipertansiyon-ve-bobrek-hastalarina-tuz-kullanmayin-onerisi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/uzmanindan-hipertansiyon-ve-bobrek-hastalarina-tuz-kullanmayin-onerisi/11452/</link>
			<pubDate>Thu, 07 May 2020 14:56:23 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Hurma yemeniz için 8 önemli neden!]]></title>
			<description><![CDATA[Hurma, Ramazan sofralarının vazgeçilmez iftariyeliklerinden. Lezzetli olmasının yanı sıra zengin içeriğiyle adeta şifa deposu! Orucun, karbonhidrat içeriği yüksek, küçük hacimde yüksek enerji sağlayan hurmayla açılması, boşalan karbonhidrat depolarının hızla yenilenmesine, gün içinde en çok arzulanan besin olan tatlı isteğinin baskılanmasına ve böylelikle iştah kontrolünün sağlanmasına yardımcı olabiliyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Uzmanlar, ancak özellikle kan şekeriyle ilgili problem yaşayan kişilerin orucunu hurma gibi şeker içeriği yüksek bir besin yerine su veya zeytinle açmalarının kan şekerindeki ani yükselmelerin önüne geçmek adına daha sağlıklı olacağına dikkat çekiyor. Hurmanın yüksek karbonhidrat içeriği nedeniyle yüksek enerji içeren bir meyve olduğunu belirten Uzmanlar,  “Hurmanın fazla tüketimi kilo artışına ve kan şekerinde dengesizliklere yol açabiliyor. Bu nedenle porsiyonu 2-3 adet olacak şekilde tüketilmeli. Ayrıca hurmalara tatlandırmak ve parlaklık vermek amacıyla glikoz ilave edilmesi söz konusu. Olası ilave şeker içermesi riski nedeniyle diyabet ve insülin direnci gibi sağlık problemleri olan kişilerin hurmayı mümkün olduğunca seyrek ve mutlaka porsiyon kontrolüyle tüketmelerinde fayda var” diyor. Uzmanlar, hurmanın 8 faydasını anlattı, önemli önerilerde bulundu.
İFTAR SONRASINDA TATLI YERİNE HURMA!
Hurma meyvesinin bileşiminin büyük bir kısmını başta glikoz ve fruktoz olmak üzere basit karbonhidratlar oluşturuyor. Yavaş ve geç sindirilen kompleks karbonhidratlar grubunda yer alan diyet lifleri bakımından da oldukça zengin. Ayrıca sıkça tükettiğimiz diğer meyvelerde bulunmayan bir aminoasit çeşitliliğine sahip. Hurma potasyum, fosfor, magnezyum, kalsiyum, sodyum, demir, çinko, bakır ve selenyum gibi birçok mineralin yanı sıra, B1, B2, niacin, B6 gibi B grubu vitaminler, A ve C vitamini ile antioksidan özellikteki fenolik bileşikler ve karotenoitler bakımından da yine zengin bir besin. Uzmanlar, hurmanın iftardan sonra oluşan tatlı krizlerini gidermek için sağlıklı bir seçenek olduğunu belirterek, “Yemekten 1-1,5 saat sonra tüketeceğiniz 2-3 adet hurma ile 3 tam ceviz veya 1 avuç çiğ badem/fındık veya 1 su bardağı süt, tatlı ihtiyacının karşılanmasına yardımcı olacaktır. Tatlı isteğinin en yoğun hissedildiği bu saatlerde yüksek kalori ve şeker içeren besinler yerine hurma tüketmek kilo ve kan şekeri kontrolüne yardım ederken, günlük vitamin, mineral ve lif gereksinimlerinin karşılanmasına katkı sağlıyor. Hurmanın içerdiği diyet lifleri mide boşalmasını geciktirerek tokluk hissinin de uzamasına yardımcı oluyor. Bu nedenle şayet iftar ve sonrasında tüketmediyseniz hurmaya sahurda da yer verebilirsiniz” diyor.
TOKLUK HİSSİ SAĞLIYOR
Hurma, başta pektin olmak üzere çözünür diyet lifleri bakımından zengin bir meyve. “Çözünür diyet lifleri su çekici özellikleri sayesinde mide içeriğinin akışkanlığını artırarak mide boşalmasını geciktirir, doygunluk hissi sağlar” diyen Uzmanlar, sözlerine şöyle devam ediyor: “İftar ve sahurda hurma gibi lif içeriği yüksek besinlere yer verir ve lif alımını bol su tüketerek desteklerseniz, iştah kontrolünüzün sağlanmasına ve tokluk sürenizin uzamasına yardımcı olursunuz.”
BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ DESTEKLİYOR
Yapılan araştırmalar, hurmanın bağışıklık sistemini uyarıcı etkilere sahip olabileceğini ortaya koyuyor. Hurmanın bu etkisi; bir polisakkarit olan beta glukan içeriğiyle ilişkilendirilmiş. Buna ek olarak hurmanın bileşiminde yer alan fenolik bileşikler, karotenoitler ve vitaminlerin de gerek antimikrobiyal etkileri gerekse antioksidan özellikleri sayesinde bağışıklık sisteminin desteklenmesinde rol oynadığı düşünülüyor.
TATLI KRİZLERİNİ GİDERİYOR
Uzun süren açlık sonrasında vücudumuz kan şekerinin hızla normal seviyelere gelmesi ve boşalan depoların yerine konulabilmesi için bizi yüksek karbonhidrat içeren kaynaklara, yani tatlı besinlere yönlendiriyor. “Bu nedenle iftar sofralarının vazgeçilmezi tatlılar, sınırlamakta en çok zorlanılan besinlerdir” diyen Uzmanlar,  tatlı krizlerine karşı şu öneride bulunuyor “Ancak kilo artışının önlenmesi ve kan şekeriyle ilgili düzensizliklerin yaşanmaması adına, tatlı ihtiyacını gidermek için meyvelerin doğal şeker içeriğinden faydalanmakta yarar var. Kendine özgü aroması ve yüksek tatlılık oranıyla hurma tatlı ihtiyacının karşılanması için iyi bir tercih olabilir.”
KABIZLIĞIN ÖNLENMESİNE YARDIM EDİYOR
Hurma, sağlıklı beslenmenin önemli bir parçası olan diyet lifleri bakımından oldukça zengin bir meyve. Diyetle lif alımdaki artışın dışkı hacmini artırarak bağırsak geçiş süresini kısalttığı ve bu sayede kabızlığın önlenmesine yardımcı olduğu biliniyor. Ramazan’da besin ve su tüketiminin azalmasıyla sıkça karşılaşılan kabızlık problemini önlemek için hurmanın zengin lif içeriğinden faydalanabilirsiniz.
KALP SAĞLIĞININ KORUNMASINA KATKI SAĞLIYOR
Hurma, vücuttaki sıvı ve elektrolit dengesinin korunmasından sorumlu esansiyel bir mineral olan potasyumun mükemmel bir kaynağı olarak biliniyor. Potasyum sinirsel iletimin sağlanması, nabız ve kan basıncının kontrol edilmesinde görev alıyor. Araştırmalar, potasyum bakımından zengin diyetin kan basıncının düşürülmesine yardımcı olarak kalp-damar sağlığının korunmasına ve inme riskinin azaltılmasına yardımcı olduğunu ortaya koyuyor.
GÖZ HASTALIKLARINA KARŞI KORUYUCU
Hurma yaşa bağlı göz hastalıklarının gelişimine karşı koruyucu bileşenler içeriyor. Zeaksantin ve lutein bitkilere sarı-turuncu rengini veren pigmentlerdir. Bu iki bileşik göz dokusunda yer alan karotenoitler olup, antioksidan özelliğe sahip. Bu nedenle zeaksantin ve luteinin yaşlı bireylerde katarakt ve makular dejenerasyon gelişiminin önlenmesinde yararlı olabileceği düşünülüyor. Yapılan çalışmalar hurmanın zeaksantin ve lutein bakımından güçlü bir kaynak olduğunu göstermiş.
ENERJİ SEVİYESİNİN KORUNMASINA YARDIMCI OLUYOR
B1, B2, niacin ve B6 vitaminleri; gıdalarla alınan karbonhidrat, protein ve yağların metabolize edilmesi, yani bu besin öğelerinden enerji elde edilmesinde görev alırlar. Aynı zamanda sinir sistemin sağlıklı işleyişinde önemli yere sahipler. Yeterli miktarda alınmaları, özellikle besin tüketiminin azaldığı bu dönemde enerji seviyesinin düşüşü, halsizlik, yorgunluk ve konsantrasyon bozuklukları gibi şikayetlerin görülmemesi adına önem taşıyor. Başta B6 vitamini olmak üzere orta düzeyde B1, B2 vitamini ve niacin içeren hurma günlük B vitamini gereksinimlerinin karşılanmasına destek oluyor.
GÜÇLÜ KEMİKLER İÇİN ÖNEMLİ
Kemik sağlığı dendiğinde akla ilk gelen besin öğesi kalsiyum oluyor. Uzmanlar, ancak kalsiyumunun alımı kadar emiliminin de önem taşıdığını vurgulayarak, “Kalsiyum ve fosfor kemik sağlığının korunması için bir arada çalışan ve birlikte alındıklarında emilimleri artan iki mineraldir. Başta fosfor olmak üzere kalsiyum, magnezyum, çinko gibi mineralleri bünyesinde bir arada bulunduran hurmaya günlük beslenmede yer verilmesi, kemik sağlığının korunmasında önemli yere sahip bu besin öğelerinin karşılanmasına katkı sağlıyor” diyor.
HEM TAZE HEM KURU HALİYLE HER MEVSİM TÜKETİN
Hurma meyvesinin besin öğeleri; türüne, taze veya kuru oluşuna, olgunluk derecesine ve yetiştirilme-saklanma koşullarına göre çeşitlilik gösteriyor. Erişilebilirlik ve uzun raf ömrü nedeniyle hurmanın çoğunlukla olgunlaşmış ve kurutulmuş hali tüketiliyor. Uzmanlar, taze hurma protein ve fenolik bileşikler bakımından daha zenginken, olgunlaşıp kurutulduğunda karbonhidrat içeriğinin arttığını ve antioksidan kapasitesinin bir miktar azaldığını belirterek, “Bu nedenle şifa deposu bu besini sadece Ramazan’da değil, hem taze hem kuru haliyle senenin her döneminde tüketmekte fayda var” diyor. (Haber Merkezi)
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/05/hurma-yemeniz-icin-8-onemli-neden.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/05/hurma-yemeniz-icin-8-onemli-neden.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/05/hurma-yemeniz-icin-8-onemli-neden_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/05/hurma-yemeniz-icin-8-onemli-neden.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/hurma-yemeniz-icin-8-onemli-neden/11413/</link>
			<pubDate>Mon, 04 May 2020 14:32:33 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Koronavirüs salgını varken oruç tutmak riskli mi?]]></title>
			<description><![CDATA[Koronavirüs salgını gündemdeyken, oruç tutmak riskli mi? Oruç tutmak, bağışıklık sistemimizi zayıflatır mı? Uzmanlar açıkladı.
]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Dengeli ve sağlıklı beslenmek, sağlıklı kalmanın temel kurallarından birisi. Ramazan sofralarında; protein, yağ ve karbonhidrat açısından dengeyi sağlamaya, ayrıca tuz ve şeker kısıtlamasına giderek, mümkün olduğunca da doğal vitamin deposu olan sebze ve meyvelerden tüketmeye dikkat etmek gerekmektedir. Yapılan güncel çalışmalarda göstermiştir ki; aralıklı oruç diyetleri, bağışıklığı desteklemekte ve bağırsak sağlığı üzerine faydalı birçok etkiye sahip olmaktadır. Oruç tutarak dengeli beslenebilir, iftar sonrası bağışıklığınızı desteklemek adına C ve D vitamini desteklerinizi de alarak hem oruç tutup hem de koronavirüsten korunmaya devam edebilirsiniz. Bu şekilde beslenip sağlıklı tabak modelini oluşturur ve vücudun ihtiyacı olan suyu da yerine koyarsanız bağışıklığınız güçlü kalacak ve hastalıklara karşı direnciniz artacaktır.
SAHUR ÖĞÜNÜNDE HANGİ BESİNLER TÜKETİLMELİDİR?
Sahur öğününde; hafif yiyecekler tercih edilmeli, kahvaltılıklar masada yerini almalıdır. Protein kaynaklarından; süt, yoğurt, ayran, yumurta, peynir çeşitlerinden zengin bir sofra olarak planlama yapılmalı, yağlı ve tuzlu yiyeceklerden, kızartmalardan uzak durulmalıdır. Sahurda zeytin ve zeytin ezmesi gibi tuzlu besinler yerine yağlı tohum kaynaklarından ceviz, badem, fındık tercih edilmelidir. Ekmek, en önemli karbonhidrat kaynağıdır ve kişinin gün içinde ki sağlanacak enerjisinin büyük kısmını karşılamaktadır. Eğer ertesi gün daha uzun süre tok kalmak ve daha dinç bir gün geçirmek istiyorsanız ekmeğinizi beyaz undan yapılmış değil, tam buğday unu veya çavdar unundan yapılmış olmasına dikkat etmelisiniz.
İFTARDA HANGİ BESİNLERİ TERCİH ETMELİYİZ?
Uzun süren açlığın ardından iftar sofrasında hızlı başlangıçlar yapmak, mide şikayetlerinin yanı sıra kan şekeri dengesizliğine sebep olacağından bu noktaya dikkat edilmesi gerekmektedir. İftarın ilk kısmında; başlangıç olarak iftariyeliklerden hurma veya kayısı tercih edilerek kan şekeri dengesi sağlanmalıdır. Çorba ile devam edilerek sonrasında en az 15 dakika ara verilmeli ve mide rahatsızlıklarının önüne geçilmelidir. Ana yemekte, yağlı ve kızartılmış besinlerden uzak durulmalıdır. Etin pişirme yöntemlerine dikkat edilerek proteini denatüre etmeden vücut için gerekli miktarda alınmalı, salata çeşitlerine önem verilmelidir. Kilo problemi yaşayan kişilerin, karbonhidrat kaynaklarından olan pideye dikkat etmeli, bir avuç büyüklüğünden fazla olacak şekilde tüketmemelidir.
RAMAZANDA NEDEN KİLO ALINIR?
Ramazanda kilo almanın bir kaç sebebi vardır.
* Bunlardan birincisi sahur yapmadan, akşamdan yemek yenip yatılması olabilmektedir. Uzun süren açlıkların metabolizma hızını düşürdüğünü ve vücut yağ yapımına neden olduğunu düşünürsek, sahura kalkmadan oruca niyetlenmek buna neden olabilmektedir.
* Metabolizma hızını arttıran ve vücudu toksinlerden arındıran su, bedenimiz için çok önemli bir yere sahiptir. Günlük vücut su ihtiyacının, iftardan sahura kadar olan zaman zarfında karşılanamaması metabolizma hızını düşüreceğinden kilo alımına sebep olabilmektedir.
* Ramazan tatlılarının miktarını ve sıklığını fazla kaçırmak, sebze ve meyveye beslenme tablomuzda az yer vermek kilo alımını hızlandırmaktadır.
* Ramazanda kilo alımının önüne geçmek için; gün boyu aç kalarak metabolizma çalışma hızının azaldığı bu durumda, iftarda yemeklere hızlı geçiş yapılmamalı, sofrada daha yavaş yemek yenerek besinlerin tolerasyonunu arttırmaya yardımcı olunmalıdır.
Kimler Oruç Tutmamalıdır?
* Kronik hastalığı olup, sürekli ilaç kullanması gerekenler, ilaç saati ve dozlarıyla alakalı mutlaka hekimine danışmalı, gerekirse bir beslenme uzmanı takibinde oruç tutmalıdır.
* Diyabet tanısı olan, insülin kullanan veya aktif hipoglisemik ataklar geçiren bireylerin genel sağlık durumları açısından oruç tutmaları sakıncalı olabilmektedir.
* Emziren annelerin oruç tutması süt verimini ve kalitesini etkileyebileceğinden, hamile bayanların ise gerekli besin ihtiyacının karşılanamayabileceğinden oruç tutmaları risk oluşturabilmektedir.
* Koronavirüs tanılı hastaların veya olduğundan şüphelenen kişilerin kesinlikle oruç tutmamaları, doktorlarının belirlediği tedavi şekline mutlaka uymaları gerekmektedir. (Haber Merkezi)
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/05/koronavirus-salgini-varken-oruc-tutmak-riskli-mi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/05/koronavirus-salgini-varken-oruc-tutmak-riskli-mi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/05/koronavirus-salgini-varken-oruc-tutmak-riskli-mi_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/05/koronavirus-salgini-varken-oruc-tutmak-riskli-mi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/koronavirus-salgini-varken-oruc-tutmak-riskli-mi/11412/</link>
			<pubDate>Mon, 04 May 2020 14:31:31 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzmanından "sahur ve iftarda probiyotik gıdaları tüketmeyi ihmal etmeyin" önerisi]]></title>
			<description><![CDATA[ Prof. Dr. Gürhan Raif Çiftçioğlu:"Sahurda, iftarda ve ara öğünlerde probiyotik gıdaların tüketimi ihmal edilmemelidir. Yemeklerde yoğurt, tarhana, zeytin ve turşu tercih edilebilir, ara öğünlerde kefir, boza ve fermente gıdalar abartıya kaçmadan tüketilebilir"]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[
 "Günde 3 tam ceviz veya 15 badem ya da fındık tüketmek vitamin ihtiyacımız açısından da katkı yapacaktır"

İstanbul Kültür Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Gürhan Raif Çiftçioğlu, yeni tip koronavirüsle (Kovid-19) mücadele dönemine denk gelen ramazanda vücudun direncini düşürmeyecek probiyotik gıdaların tüketiminin ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi.

Prof. Dr. Çiftçioğlu, AA muhabirine, ramazanda vücut dengesini bozmamak için sağlıklı beslenmenin önemli olduğunu ifade etti. 

Sahurun kahvaltı, iftarın da akşam yemeği gibi düşünülebileceğini belirten Çiftçioğlu, uzun süren açlık ve susuzluktan sonra iftar sofrasında birdenbire ve aşırı miktarda yemek yenilmesinin reflü, hazımsızlık ve kabızlık gibi bazı sorunlara neden olabileceğini dile getirdi.

Çiftçioğlu, bu nedenle öncelikle çorba, salatalık, domates ve zeytin gibi hafif besinlerle oruç açılmasını ve azar azar su içilmesini önererek, "15-20 dakika sonra az yağlı bir et yemeği veya etli sebze yemeği, bol salata tüketilmesi daha yararlı olacaktır. Bu süreçte azar azar su tüketimine devam edilmelidir." dedi.

Ramazanda kavurma ve kızartma şeklindeki yemek pişirme yöntemleri yerine, fırın, haşlama ve buğulama gibi yöntemleri tavsiye eden Çiftçioğlu, şöyle devam etti:

"Vücudumuz bir yandan yeni beslenme düzenine alışırken, diğer yandan sindirim bozukluklarına neden olacak ağır ve yağlı yiyeceklerden uzak durmakta fayda var. Yine sindirimi kolaylaştırmak için porsiyonlar azar azar tüketilmeli ve yemek iyice çiğnenmelidir. Bu durum, ramazan bittikten sonra normal beslenme düzenine geçilecek ilk hafta için de geçerlidir."

Ramazanda beslenme düzeni iki öğüne düştüğünden sahura mutlaka kalkılması gerektiğini vurgulayan Çiftçioğlu, şu tavsiyelerde bulundu:

"Sahura kalkıldığında bir bardak süt, bir kase yoğurt gibi sindirim sistemini rahatlatacak besinler tüketilmelidir. Yine kahvaltılık, zeytinyağlı ve etli sebze yemekleri gibi sindirim sistemini yormayacak besinler, gün boyunca tok kalmaya yardım edecek protein kaynağı yumurta ve unlu mamuller, pirinç yerine özellikle posa miktarı yüksek tam buğday, kepek, yulaf, bulgur gibi tahıllar veya tahıl ürünleri, yapraklı sebzeler ve roka, marul gibi besinler tercih edilmelidir. Ertesi gün vücudun susuz kalmasını engelleyecek şekilde su, su içilemiyorsa ıhlamur çayı gibi şekersiz bitkisel çaylar tüketilmelidir."

Çiftçioğlu, salgın dönemine denk gelen ramazanda tok tutacak ve vücut direncini arttıracak besinlerin tüketilmesi gerektiğini vurgulayarak, "Özellikle bağışıklık sistemimizi ayakta tutacak yoğurt, turşu, kefir, tarhana ve zeytin gibi probiyotik besinlerin, ayrıca posa ve oligosakkaritten zengin pırasa, yer elması, enginar, kereviz, kuşkonmaz, soğan, sarımsak, ıspanak, fasulye, mercimek, muz, üzüm, çilek, elma gibi prebiyotik içerikli gıdaları tercih etmekte yarar var." ifadelerini kullandı. 

- "Vücut direncini artıracak besinler tüketin" önerisi

Koronavirüsle mücadele döneminde vücudun direncini düşürmeyecek beslenme modelini öneren Çiftçioğlu, şunları kaydetti:

"Sahurda, iftarda ve ara öğünlerde probiyotik gıdaların tüketimi ihmal edilmemelidir. Yemeklerde yoğurt, tarhana, zeytin ve turşu tercih edilebilir, ara öğünlerde kefir, boza ve fermente gıdalar abartıya kaçmadan tüketilebilir. Günde 3 tam ceviz veya 15 badem ya da fındık tüketmek vitamin ihtiyacımız açısından da katkı yapacaktır. İftarla sahur arasında düzenli aralıklarla azar azar 2-2,5 litre su tüketmek çok önemlidir. İftarda hamur işi tatlılardan kaçınılmalı, daha hafif, güllaç, sütlü tatlılar gibi tatlılar tercih edilmelidir. Birkaç dilim tam buğday, yulaflı veya kepekli ekmek tüketilebilir."(AA)

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/05/uzmanindan-sahur-ve-iftarda-probiyotik-gidalari-tuketmeyi-ihmal-etmeyin-onerisi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/05/uzmanindan-sahur-ve-iftarda-probiyotik-gidalari-tuketmeyi-ihmal-etmeyin-onerisi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/05/uzmanindan-sahur-ve-iftarda-probiyotik-gidalari-tuketmeyi-ihmal-etmeyin-onerisi_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/05/uzmanindan-sahur-ve-iftarda-probiyotik-gidalari-tuketmeyi-ihmal-etmeyin-onerisi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/uzmanindan-sahur-ve-iftarda-probiyotik-gidalari-tuketmeyi-ihmal-etmeyin-onerisi/11406/</link>
			<pubDate>Sun, 03 May 2020 14:20:28 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[A’dan Z’ye koronavirüs]]></title>
			<description><![CDATA[Koronavirüs’ten korunma yollarından hastalığın bulaşıcılığına, Koronavirüs testinden dezenfektan ve kolonyalara, tuzlu su ile gargaradan maske ve eldiven kullanımına kadar salgınla ilgili pek çok konu son günlerde haberleri ve sosyal medyayı meşgul ediyor. Uzmanlar, Koronavirüs ile ilgili A’dan Z’ye tüm konularla ilgili açıklamalarda bulundu...]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[KORONAVİRÜS TESTİ NEDİR?
Yeni Koronavirüs için virüsün «RNA» dediğimiz yapısına moleküler yöntemlerle bakabildiğimiz testler var. Yeni Koronavirüs testi, Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü Ulusal Viroloji Referans Laboratuvarında ve sayısı aratarak devam eden belirlenmiş Halk Sağlığı Laboratuvarlarında yapılmaktadır. Testin sonuçlanması zaman aldığından testi yaptıran kişinin izolasyon kurallarına uyarak test sonuçlarını beklemesi gerekiyor. Yani test edip, duruma göre tedavi, takip ama en önemlisi izolasyon yapmak lazım.
TEST NASIL YAPILIYOR?
Testi yapan kişiler, çok özel şartlarda, özel kişisel koruyucu ekipman giyerek, sıkı önlemler altında yapması gerekiyor. Burundan ve/veya genizden sürüntü çubuklarıyla alınan örnekler, kapalı ortamlarda, çok dikkatli bir şekilde taşınıp laboratuvarda test ediliyor.
TEST SONUCU NE ZAMAN ÇIKIYOR?
Test, ilgili hekim karar verdiği andan itibaren 7/24 çalışan referans merkezlerine gönderilir, en erken 36 saatte sonuçlanıyor.
BU TEST KESİN TANIYI KOYUYOR MU?
Bahsettiğimiz gibi çok fazla bileşen var laboratuvar aşamalarında. Testlerle ilgili halkımız tarafından hiçbir güvensizlik olmasın, kanıta dayalıdır ve test sayısı arttırılarak devam edecektir.
TESTİ NERELERDE YAPTIRABİLİYORUZ?
Ateş, öksürük gibi belirtiler olduğunda mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerekiyor.
BU TESTİN YAPILMASI İÇİN HANGİ BELİRTİLERİN OLMASI LAZIM?
Kişinin eğer şikâyeti varsa, belli bir yaş üzerindeyse veya bilinen bir koronavirus hastası ile teması var ise hastaneye başvurması gerekiyor.
KORONAVİRÜS’TEN ŞÜPHE EDENLER NE YAPMALI?
14 gün evde kalmayı ve 14 kuralı unutmamak gerekiyor bu süreçte. Öksüren veya ateşi olan birisiyle temasınız olduysa veya sizde ateş, öksürük, kırgınlık, nefes almada sıkıntı oluyorsa bir sağlık kuruluşuna gidilmeli. Bütün eşyalarını ayırarak evde, odalarında oturmalılar, ev hapsine dönüştürmeliler. Bu bulaşma zincirini engellememiz gerekiyor. Hele ki çevrenizde akciğer hastalığı olan, astım, kalp hastalığı, şeker hastalığı veya altta yatan başka hastalıklara sahip olan erişkin ya da çocuk varsa. Biz iyi olsak da onlarla temasımızla bu hastalığı ağır geçirmelerine yol açabiliriz.
BU SÜREÇTE İNSANLARLA NE KADAR MESAFEDE OLMAMIZ GEREKİYOR?
Bu yüzden toplu taşımalar, sosyal aktiviteler, düğünler, spor müsabakaları gibi birçok etkinlik iptal edildi. Çok yakın mesafede kısa süre bile bulunmamanız, el temasları, tokalaşma, sarılma gibi durumları engellemeniz gerekiyor.
AİLELER EVDE KARANTİNAYA NASIL DİKKAT ETMELİDİR?
Eşyalarının hepsi, temas edilen her şeyi ayırmamız gerekiyor. Evin içerisinde çocuklarımıza, eşimize bu durumu anlatarak önlemlerimizi almamız gerekiyor.
KARANTİNA VEYA İZOLASYONA ALINAN EVDE HERKES AYRI AYRI ODALARDA MI KALMALI?
İzolasyona alınması gereken kişinin odadan dışarı çıktığında ya da aile içi temaslarında tıbbi maske takması gerekiyor. Kirlendiğini düşündüğü andan itibaren o maskeyi atıp yenisini takması gerekiyor.
ELLER NASIL YIKANMALI?
Özellikle çocuklara el yıkama alışkanlığı kazandırmak önemli. El yıkamadaki önemli ayrıntı süresidir.
ELDİVEN KORONAVİRÜS’TEN KORUR MU?
Eldiven takmadan önce veya taktıktan sonra da ellerimizi yıkamamız gerekiyor. Sağlık merkezleri dışında, ev ve iş yeri gibi günlük kullanımda su ve sabun ile yıkamaya tercih edilmemeli.
Ancak elinize kolonyayı döktükten sonra elimizin her yerini ovuşturup kurutmalıyız.
EL DEZENFEKTANLARI KORONAVİRÜS’TEN KORUR MU?
Evet, kolonyada olduğu gibi el dezenfektanları da elimizin her yüzeyini ovuşturup kuruttuğumuzda korur.
GRİP AŞISI KORONAVİRÜS’TEN KORUR MU?
Grip aşısının mevsim başında yapılması gerekiyor. Bu aşı gripten korur ancak Koronavirüs’ten korumuyor. Koronavirüs aşısı geliştirildiğinde özellikle risk grubundaki insanların bu aşıyı yaptırmaları çok önemli olacaktır. Yaz mevsiminde Koronavirüs’ün azalacağı söyleniyor. Tahminler azalacağı yönünde ancak henüz bunu net bilmiyoruz.
Öncelikle kalabalık toplantı ortamlarının ve büyük konferansların iptal edilmiş olması gerekiyor. Eller ile ağız ve yüze dokunulmaması gerekiyor. En önemlisi de şüpheli biri ile temas varsa veya bir seyahat sonrası ya da bu enfeksiyonu geçirdiğini bildiğimiz birinin yakınlarıyla temas edildiyse başkalarına bulaştırmamak için kendimizi ev izolasyonuna almamız gerekiyor.
Bu dönem tokalaşmayı kesinlikle bırakmak gerekiyor. Tüm kurumlar ateşi olan ve öksüren kişilerin işe gelmemeleri konusunda uyarıları zaten yapıyor. El dezenfektanlarının ilgili yerlere yerleştirilmesi de önemli. Tuvalet ve yemekhanelerde temasın çok olacağı bölümlere dikkat edilerek düzenlenmesi gerekiyor. Gerekli durumlarda eldiven ve tıbbi maske kullanılmalı.
KORONAVİRÜS’ÜN GRİPTEN FARKI NE?
Gripte kırgınlık, burun akıntısı gibi bulgular erken başlıyor ve biz hastalığı erken anlayabiliyoruz. Koronavirüs’te ise belirtiler ani başlayan ateş ve kuru öksürük şeklinde ve kötüleşme olacaksa da aniden ağırlaşıyor hastalar. Bulaş hızını azaltarak, salgını yaymaya çalışmak ve sağlık hizmetinin devamlılığını sağlayabilmek tüm çabamız. (Haber Merkezi)
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/a-dan-z-ye-koronavirus.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/a-dan-z-ye-koronavirus.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/a-dan-z-ye-koronavirus_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/a-dan-z-ye-koronavirus.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/a-dan-z-ye-koronavirus/11110/</link>
			<pubDate>Sat, 28 Mar 2020 00:09:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA["Saros Körfezi'ndeki sahillere gelmeyin" uyarısı]]></title>
			<description><![CDATA[Keşan Belediye Başkanı Mustafa Helvacıoğlu, vatandaşlardan, koronavirüs tedbirleri kapsamında Saros Körfezi'ndeki sahillere gelmemeleri uyarısında bulundu.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Belediyenin konferans salonunda koronavirüs tedbirlerinin görüşüldüğü toplantı düzenlendi. 
Belediye Başkanı Helvacıoğlu maske ve gözlükle toplantıya katılırken, diğer yetkililer aralarında ikişer koltuk boşluk bırakarak oturdu.
Helvacıoğlu, burada yaptığı konuşmada, ekiplerin dezenfeksiyon işlemleri için gece gündüz çalıştıklarını söyledi.
Herkesin kendi OHAL'ini ilan etmesi gerektiğini vurgulayan Helvacıoğlu, "Bu kötü günleri hep birlikte önlem alarak geride bırakacağız." dedi.
Helvacıoğlu, okulların uzaktan eğitime geçmesiyle büyükşehirlerdeki vatandaşların Saros Körfezi sahillerine gelmeye çalıştığını anlatarak, şöyle konuştu:
"Bu dönemde Erikli, Yayla ve Mecidiye sahillerine gelen ya da gelmek isteyenlere sesleniyorum. Sahillerimize gelen misafirlerimiz de var. Onlara temizlik ve su hizmeti dışında bir hizmet maalesef veremeyeceğiz. Çünkü ancak Keşan'daki vatandaşlarımıza hizmet üretebileceğimiz bir süreçteyiz. Bu süreçte lütfen hem kendi sağlığınız hem de bölge halkımızın sağlığı için sahillerimize gelmeyiniz. Biz meclis ve belediye olarak elimizden gelenin fazlasını yapıyoruz, yapmaya da devam edeceğiz." (AA) 
 
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/saros-korfezi-ndeki-sahillere-gelmeyin-uyarisi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/saros-korfezi-ndeki-sahillere-gelmeyin-uyarisi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/saros-korfezi-ndeki-sahillere-gelmeyin-uyarisi_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/saros-korfezi-ndeki-sahillere-gelmeyin-uyarisi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/saros-korfezi-ndeki-sahillere-gelmeyin-uyarisi/11094/</link>
			<pubDate>Thu, 26 Mar 2020 00:12:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Koronavirüs, alerjisi olan hastaları nasıl etkiler?]]></title>
			<description><![CDATA[Uzmanlar, alerjisi olan hastaların koronavirüsten nasıl etkilendiğini açıkladı!]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Yeni koronavirüsün (COVİD-19) alerjisi olanları nasıl etkilediği, henüz çok iyi bilinmemektedir. Ancak bahar mevsiminin gelmesiyle birlikte, özellikle polenlere karşı alerjik nezle ve göz alerjisi olanların koronavirüs enfeksiyonuna daha kolay yakalanma ihtimali vardır. Bunun nedeni de; polen alerjisi olanlarda özellikle polenlerin ortaya çıktığı bu günlerde, sık sık elini burun ve gözüne götürmesi ve hapşırmasıdır.
KORONAVİRÜSÜN ALERJİ HASTALIKLARININ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ NASILDIR?
Cep telefonu, kapı kolu, merdiven korkuluğu gibi birçok yerde olabilen koronavirüse temas eden alerjik biri; elini daha sık gözüne ve burnuna götürecektir. Bunun sonucu olarak da; koronavirüs hastalığına yakalanma riski daha fazla olacaktır. Aynı zamanda koronavirüs taşıyan birisi de, sık hapşırma ve fazla burun akıntısı olması nedeniyle de etrafa daha fazla virüs bulaştıracaktır. Sonuç olarak koronavirüs; alerjisi olanlara daha kolay bulaşabilir ve alerjisi olan hastalar etrafına da daha fazla bulaştırabilir. Bu nedenle de; polenlere karşı alerjik nezlesi olanların dış ortamda bulunmaması, ellerin daha sık yıkaması ve maske takması, mümkünse burun ve gözünü elinin dış kısmı ile silmesi çok faydalı olacaktır.
ALERJİK HASTALIKLAR KORONAVİRÜS İÇİN RİSK OLUŞTURUR MU?
Çin’de bildirilen vakalarda, yeni koronavirüs nedeniyle yatan hastalarda; astım, alerjik nezle ve besin alerjisi gibi alerjik hastalıkların olmadığı bildirilmiştir. Çok az bir sayıda ilaç alerjisi ve ürtiker rahatsızlığı olan hastalar olduğu bildirilmiştir. Alerjisi olan hastalar koronavirüse karşı daha dirençli midir? Alerjisi olanların bağışıklığının daha güçlü olduğu ve koronavirüsünden koruduğu bilgisi maalesef doğru değildir. Alerjisi olanların mikroplara karşı değil, alerjenlere karşı bağışıklık sistemi daha fazla çalışmaktadır. Bu nedenle de; koronavirüsten korunmada herhangi bir etkisi yoktur.
KORONAVİRÜS HASTALIĞI BELİRTİLERİ İLE ALERJİ BELİRTİLERİ BİRBİRİNDEN NASIL AYRILIR?
Koronavirüs hastalığında; öksürük, nefes darlığı, ateş ve boğaz ağrısı ön plandayken alerjik nezlede; sık sık hapşırma, gözlerde sulanma, burun akıntısı ön planda olup genelde ateş söz konusu değildir. Ateş, baş ağrısı ve kas ağrısı alerjik hastalıkların ayrımında bize yardımcı olan belirtilerdir.
ALERJİSİ OLANLARIN ANTİHİSTAMİNİK KULLANMASI BAĞIŞIKLIĞI ZAYIFLATIR MI?
Zayıflatmaz. Tam tersine faydalı olabilir. Özelikle polen alerjisi olanlarda; burun kaşınması, nezle ve hapşırma virüsün daha kolay yayılmasına neden olabilir. Bu nedenle; alerjik nezle belirtileriniz varsa mutlaka doktorunuza danışarak antihistaminik kullanmanız faydalı olacaktır. Burnunuzu silerken tek kullanımlık mendil kullanın. Toplu taşıma kullanırken maske kullanın, sık sık elinizi sabunlayın.
KORTİZONLU BURUN SPREYLERİ KORONAVİRÜS İÇİN RİSKLİ MİDİR?
Riskli değildir. Tam tersini kortizonlu burun spreyleri alerjik nezlesi olanların burun mukozasını düzelteceği için direnci artıracaktır. Bundan dolayı doktorunuz kortizonlu burun spreyi önermişse, devam etmenizde fayda olacaktır.
ALERJİSİ OLANLAR ATEŞ DÜŞÜRÜCÜ OLARAK NE KULLANMALIDIR?
“İbuprofen” ile ilgili koronavirüs için risk oluşturduğuna yönelik bilgiler olduğu için “parasetamol” içeren ateş düşürücülerin kullanılması daha faydalı olacaktır.
ALERJİSİ OLANLAR KORONAVİRÜS İÇİN BAĞIŞIKLIĞI GÜÇLENDİRMEK İÇİN NE KULLANMALIDIR?
Bol bol sıvı ve taze meyve suyu tüketin. Mümkün olduğu kadar az da olsa kırmızı et tüketin. Vitamin ve mineral takviyesi, bağışıklık sistemini kuvvetlendiren beta glukan, omega 3 balık yağı alabilirsiniz. Ayrıca her gün, evde en az 20-30 dakika egzersiz yapın ve düzenli uyuyun. Güzel müzikler dinleyin ve hijyene önem verin. Moralinizi yüksek tutun. Bu uygulamalar koronavirüsten korumada faydalı olacaktır.
ALERJİ AŞISI KORONAVİRÜSE YAKALANMA RİSKİNİ ARTIRIR MI?
Alerji aşı tedavisi için kliniğe giderken maske takın. Toplu taşıma kullanmamaya çalışın. Toplu taşıma kullanacaksanız, maske takmanız faydalı olacaktır. Kliniğe geldikten sonra elinizi sabun ve su ile yıkayın. Aşı yapıldıktan sonra diğer hastalar ile temas etmeyin.
KORONAVİRÜSÜNDEN KORUNMAK İÇİN İMMÜNOTERAPİ TEDAVİSİNİ ERTELEMEK GEREKİR Mİ?
Alerji aşısı yeni başlanacaksa, aşınızı 1-2 ay erteleyebilirsiniz. Eğer aşınız haftada bir yapılıyorsa, aşınızı aksatmayın. Alerji aşı tedavisi için kliniğe giderken maske takın. Toplu taşıma kullanmamaya çalışın. Toplu taşıma kullanacaksanız maske takmanız faydalı olacaktır. Kliniğe geldikten sonra elinizi sabunlu su ile yıkayınız. Aşı yapıldıktan sonra diğer hastalar ile temas etmeyin. Unutmayın aşı uygulamanız haftada bir yapılırken, aşınız bir hafta ertelenebilir. Ancak 2 haftadan fazla ara verilirse ilk dozdan başlamak gerekecektir. Ayda bir yapılıyorsa 3 hafta ertelenebilir. Daha uzun ertelenirse aşınıza yeniden başlama riskiyle karşı karşıya kalabilirsiniz.
Toparlamak gerekirse;
Alerjik hastalıklar koronavirüs riskini arttırmaz. Alerjik nezle ve göz alerjisi olanlar burun kaşınması ve göz kaşınmasında ellerinin dış yüzeylerini kullanmalıdırlar. Hapşırma sırasında tek kullanımlık mendil kullanılmalı yoksa kollarının iç yüzeyini kullanmaları faydalı olacaktır. Alerjik nezlesi olanların polen alerjisi varsa burun kaşınması ve hapşırmayı engellemek için doktorunuza danışarak antihistaminik ve burun spreyi kullanabilirsiniz. Alerjik nezle nedeniyle kortizonlu burun spreyi kullanıyorsanız doktorunuza danışmadan kesmeyin. Bağışıklığınızı yüksek tutmak için beslenmenize, vitamin desteğine, düzenli uykuya ve egzersiz yapmaya dikkat edin. (Haber Merkezi)
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/koronavirus-alerjisi-olan-hastalari-nasil-etkiler.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/koronavirus-alerjisi-olan-hastalari-nasil-etkiler.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/koronavirus-alerjisi-olan-hastalari-nasil-etkiler_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/koronavirus-alerjisi-olan-hastalari-nasil-etkiler.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/koronavirus-alerjisi-olan-hastalari-nasil-etkiler/11093/</link>
			<pubDate>Thu, 26 Mar 2020 00:10:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Çocukların Koronavirus endişeleri nasıl önlenir?]]></title>
			<description><![CDATA[Çocuklara Coronavirus’ün anlatılması ve endişelerinin giderilmesinin önemli olduğunu söyleyen uzmanlar, “Eğer evde büyük bir panik ortamı varsa, herkes çok endişeli, çok kaygılıysa ve ne yapacağını bilmez bir vaziyette salınıyorsa çocuklar da aynı tepkiyi verecektir. Onların yanlış ve kirli bilgilerle zihinlerinin karışmasını engellemeli, endişelere rağmen güvende olduklarını onlara hissettirmeliyiz” dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Coronavirus’ün çocuklara nasıl anlatılacağına ilişkin Dünya Sağlık Örgütü’nün, Türk Psikologlar Derneği’nin, Tabip Odalarının birçok faydalı dökümanları var. Bu dökümanlardan faydalanılarak çocuğa virüsün adı, nereden geldiği, kimlere nasıl bulaştığı, bulaştığı insanlarda ne gibi etkiler bıraktığı ve nasıl tedavi olunduğu ile ilgili bilgilerin anlatılabileceğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi’nden uzmanlar, “Çocuğa Coronavirus adını duyup duymadığı, onun hakkında ne bildiği sorulabilir; sonrasında bunun dünyada yaygın olan bir virüs olduğu, bu virüsün insanları hasta ettiği, sağlık kuruluşu ve çalışanlarının bu hastaları iyileştirdiği, endişe etmemesi gerektiği ve kendilerini her zaman koruyup kollayacak aile bireylerinin, büyüklerinin ve sağlık çalışanlarının olduğu çocuklara hissettirilmeli ve anlatılmalı” açıklamasında bulundu.
ÇOCUĞUN ENDİŞESİ SORDUĞU SORULARDAN ANLAŞILABİLİR
Coronavirus endişesinin yalnızca yaşla ilgili olmadığına, yetişkinler nasıl reaksiyon veriyorsa çocukların da o şekilde reaksiyon verebildiklerine değinen uzmanlar, “Eğer evde büyük bir panik ortamı varsa, herkes çok endişeli, çok kaygılıysa ve ne yapacağını bilmez bir vaziyette salınıyorsa çocuklar da aynı tepkiyi verecektir. Çocuklara hayatımızda model oluyoruz. Burada da doğru model olmalıyız. Onların yanlış ve kirli bilgilerle zihinlerinin karışmasını engellemeli, endişelere rağmen güvende olduklarını onlara hissettirmeliyiz” şeklinde konuştu. Bu süreçte çocuğun psikolojisinin iyi analiz edilmesi gerektiğini hatırlatan Karabulut, “Çocuğun psikolojisinin nasıl olduğunu sorduğu sorulardan, sık sık endişeli cümleleri tekrar etmesinden, ‘Anne ben hasta mıyım, sen hasta olacak mısın, babam hastalanmayacak değil mi?’ gibi cümleleri tekrarlamasından anlayabilirsiniz” dedi.
ENDİŞELENMEKTE HAKLI OLDUKLARI ÇOCUKLARA HİSSETTİRİLMELİ
Çocukların psikolojilerini korunmak için özel bir çaba gerekmediğini, ebeveynler ne yaşıyorsa onların da onu yaşayacağını vurgulayan uzmanlar, “Ancak krizi iyi yönetmek gerekiyor. Endişelenmekte haklı olduklarını onlara hissettirmeli, onların endişelerini hafifletmeye ve onları sakinleştirmeye çalışmalıyız. Onlarla daha fazla vakit geçirip oynayarak, belki bu endişeyi oyunlara taşıyarak, örneğin çocuğunuzun elindeki oyuncak bebeğe Coronavirus’le ilgili bir şeyler söylediğini fark ediyorsak, o oyuncak bebeği sakinleştirmeye ve bebeğin endişesini almaya çalışarak bir yol izleyebiliriz” şeklinde konuştu.
GÜNDELİK RUTİNE DEVAM EDİLMELİ
Çocukların en az 3-4 hafta okuldan uzak kalacaklarını ve onları derslerle ilgili çok boğup sıkmadan gündelik rutinlerini tekrar oluşturmak gerektiğini hatırlatan uzmanlar, “Sosyal mesafe döneminde, çocuklarla birlikte evdeyken uyku ve yemek saatlerine dikkat etmek, bunu çok bozmamaya çalışmak, biraz ders yapıp biraz kitap okuyarak ya da birtakım masa ve zeka oyunlarından faydalanılarak çocuklarla keyifli vakit geçirilebilir. Bazı çocuklar plan yapmaktan hoşlanabilir, birlikte haftalık bir plan oluşturulabilir. Gündelik hayattan çok fazla kopmadan hastalıktan, ölüm haberlerinden, savaştan, bilgi kirliliğinden ve birtakım diğer faaliyetlerden mümkün olduğunca uzak kalmaya çalışarak gündelik rutine devam edilmeli” önerisinde bulundu. (Haber Merkezi)
 
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/cocuklarin-koronavirus-endiseleri-nasil-onlenir.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/cocuklarin-koronavirus-endiseleri-nasil-onlenir.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/cocuklarin-koronavirus-endiseleri-nasil-onlenir_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/cocuklarin-koronavirus-endiseleri-nasil-onlenir.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/cocuklarin-koronavirus-endiseleri-nasil-onlenir/11092/</link>
			<pubDate>Thu, 26 Mar 2020 00:09:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Dışarıda giyilen kıyafet ve ayakkabılar havalandırılmalı]]></title>
			<description><![CDATA[Korona virüs’ün yüzde 3 öldürücülük oranına bakıldığında hastalığı küçümsemeyip tedbir almak gerektiğini belirten uzmanlar, herkesin üzerine düşen görevi yapması gerektiğini vurguluyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Bir kişinin öksürdüğü odada partiküllerin birkaç saat havada asılı kalabildiğini kaydeden uzmanlar, kapalı ortamların sık sık havalandırılmasının önemine işaret ediyor ve dışarıda giyilen kıyafetlerin ve ayakkabıların havalandırılması gerektiğini söylüyor.
Korona virüs’ün karakterini tanıdıklarını vurgulayan uzmanlar, şunları söyledi:
“Korona virüs bir metre mesafeden insandan insana bulaşıyor ya da dolaylı yoldan insanın öksürdüğü, aksırdığı yerden temasla vücudun giriş noktalarından bulaşıyor. Bunlara dikkat etmek gerekiyor. Bir metre mesafeyi tedbir olarak iki metreye çıkarırsak, genel hijyen tedbirlerini de alırsak bize bulaşmasının önüne geçmiş oluruz. Bakanlıklar tarafından sosyal hayatı düzenleyen çok isabetli ve öngörülü tedbirler alındı. Yayınlanan makalelere baktığımızda okulların hastalık ülkeye yayılmadan tatil edilmesi %66 etki ediyor. Yani %60 -70 etkili olacak kararı ülkemizdeki yetkililer aldılar. Cuma namazlarının evden kılınması da önemli bir karar çünkü kalabalık ve yakın temas olan yerlerde risksiz grupların da birbirine virüs bulaştırma ihtimali bulunuyor. Yetkililer gerekli tedbirleri alıyorlar. Bunlar toplumsal olarak bizi koruyacak önlemlerdir. Öldürücülük oranının %3 olduğuna bakarsak hastalığı küçümsemeyelim. Kendimizi koruyalım.”
BULUNDUĞUNUZ ORTAMIN HAVALANDIRILMASI ÖNEMLİ
“Bir kişi öksürdü, artık o odaya hiç girmeyecek miyiz?” sorularına karşın havada partiküllerin birkaç saat asılı kaldığını vurgulayan uzmanlar, “Diyelim ki bir kişi öksürdü etrafa yaydığı partiküller birkaç saat havada asılı kalabiliyor. Sonra yavaş yavaş zemine doğru düşüyor. Yani havada asılı partikülleri yok etmek için hafif havalandırma, cereyanlı ortamda bir iki saat odaları havalandırma çok faydalı olduğunu vurgulayabiliriz. Açık havaya da başkalarıyla temas olmayacak şekilde çıkmanın da yine faydalı bir şey olduğunu söyleyebiliriz. Eve gittiğimiz zaman dış kıyafetlerimizi, ayakkabılarımızı bir askıya asarak açık havada sabaha kadar havalandırmak, böylelikle virüs giysilerimize bulaşmış olsa bile sabaha kadar havalandırınca canlı kalmayacağını bilmeliyiz. Bazıları kıyafetlerimizi silelim diyor. Virüs nemli ortamlarda kuru ortamlardan daha uzun süre yaşayabiliyor. Silme işlemini yeterince başarılı yapmazsanız ki bu ihtimal vardır o zaman ona daha fazladan yaşama şansı vermek gibi bir riski de beraberinde getiriyorsunuz. Havalandırmak bu açıdan çok önemlidir” dedi.
DOĞRU BİLGİ SAHİBİ OLMAK ÇOK ÖNEMLİ
Etrafta söylenenlere, doğruluk kaynağı olmayan bilgileri dikkate almak yerine doğru bilgileri edinmek gerektiğini vurgulayan doktorlar,“Normal zamanda ihmal ettiğimiz tedbirleri almaya başlayacağız. Sakin olmak önemli, herkes üstüne düşen görevi yapmalı. Birinci ağızdan en doğru bilgileri edinmeye çalışın. Sosyal medyada özellikle toplumu paniğe sevk edip bundan çıkar sağlayan yüzlerce insan olduğunu unutmayın. Özellikle yanlış bilgiyle panik yaratıp onun altından fahiş fiyatlarla malzeme satışlarından tutun çok daha başka maksatla bazı şeylerin önünü kesmek isteyenlere kadar herkesin açık olduğu bir mecradan hangi bilginin nereden geldiğine çok dikkat etmek gerekiyor. Sağlık Bakanlığımız bu açıdan çok iyi çalışmalar yapıyor. Hiçbir gelişmeyi gizlemedi, vakalar çıktıkça bizimle paylaşıyor. Resmi site en temizidir, en doğrulanmış bilgidir” dedi.
PANİĞE KAPILMAYIN!
Öksüren veya başı ağrıyan bazı kişilerin hemen paniğe kapıldığını ifade eden doktorlar “Öncelikle her öksürme ve baş ağrısında hemen panik olmamak lazım. Bütün virüs enfeksiyonları gibi Koro navirüs enfeksiyon belirtileri de diğerlerini taklit edebilir niteliktedir. Ancak Korona virüs’ten en fazla şüphe çeken 3 belirti olarak; 38 derecenin üstündeki ateşi, baştan kuru balgamsız ama sonra balgamlıya dönen öksürüğü ve solunum sıkıntısını söyleyebiliriz” dedi.
DOĞRU BESLENME İLE BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ GÜÇLENİR
Vitaminlerin önemine dikkat çeken uzmanlar“A,B,C,D,E vitaminleri konusunda bir eksiğimizin olmaması lazım. Her bir vitaminin bağışıklık sisteminde ayrı bir yeri vardır. Toplumda sadece C vitamini biliniyor. Özellikle kış aylarında D vitaminin çok ayrı bir yeri var. Yediğimiz gıdalarda yeterince vitamin yoksa bağışıklık sistemimiz bundan çok çabuk etkileniyor. Bu dönemlerde takviye vitaminler tavsiye ediyorum. Öte yandan sigaradan da bahsedersek, sigaranın kişinin bağışıklık ve solunum sistemini ve vücudun her türlü savunma sistemini göçerttiğini biliyoruz. Korona virüste de maalesef sigara içenlerin riskinin 14 kat daha fazla olduğu ifade ediliyor. Sigara içenlerin daha fazla olduğuna dair makaleler var. Hekim olarak sigara içenlerin bırakmalarını da önemle tavsiye ediyorum” dedi. (Haber Merkezi)
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/disarida-giyilen-kiyafet-ve-ayakkabilar-havalandirilmali.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/disarida-giyilen-kiyafet-ve-ayakkabilar-havalandirilmali.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/disarida-giyilen-kiyafet-ve-ayakkabilar-havalandirilmali_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/disarida-giyilen-kiyafet-ve-ayakkabilar-havalandirilmali.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/disarida-giyilen-kiyafet-ve-ayakkabilar-havalandirilmali/11017/</link>
			<pubDate>Sat, 21 Mar 2020 00:06:30 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Korona virüs’ten psikolojimizi korumanın yolları]]></title>
			<description><![CDATA[Korona virüs salgınının dünya üzerinde yarattığı kriz insanlar üzerindeki stresin yükselmesine, kaygıya (anksiyeteye) ve korkuya neden oluyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Şu anda herkesin standart olmayan bir gündelik yaşam, bir ruh hali içerisinde olduğunu belirten uzmanlar, “Hastalık kapma kaygısı, ölüm kaygısına kadar bizi götürebilecek bir kaygı. Dolayısıyla hastalık haberleri aldığımızda, yeni tanılar, yeni vakalar duyduğumuzda, sürekli internet üzerinden, televizyondan ve diğer medya araçlarından yeni haberler aldığımızda kaygımız artabiliyor. Ancak bunlarla baş edilebilir” açıklamasında bulundu.
Kötü haberler alındığında, özellikle de bu bir hastalık ve veya ölüm haberi ise, alınan önlemler sebebi ile gündelik rutinimizden uzaklaşmışsak, sosyal çevremizle görüşemiyorsak, mecburen eve kapanmış ve kısıtlı imkânlarla yaşamaya devam ediyorsak, kaygı seviyesi yükselir. Kaygı yükseldiğinde uykusuzluk, kâbus görme, içe kapanma ve keyifsizlik gibi yaşanan bütün semptomların şu dönemde görüldüğünü vurgulayan uzmanlar, “Bir sosyal izolasyon sürecindeyiz ve gündelik rutinimizden farklı bir yaşam sürüyoruz. Haliyle bedenimiz de buna tepki verebiliyor. İştahımız olmayabiliyor ya da daha fazla yemek yeme ihtiyacında bulunabiliyoruz. Keyifsizlik artabiliyor, endişelerimiz arttığı için de daha şüpheci olabiliyoruz. Örneğin, ‘Acaba annemi ziyarete gitmesem mi, çocuğum hastalanır mı, hastalanırsa ne yaparım’ gibi konularla zihnimiz çok fazla meşgul olmaya başladı. Bu da bizim aslında hem bağışıklık sistemimizi hem de zihinsel kapasitemizi ve ruh sağlığımızın normal dengesini bozmaya başlıyor” dedi.
ŞÜPHECİ VE SUÇLAYICI OLUNMAMALI
Yaşanan krizle birlikte daha şüpheci ve insanları suçlama eğiliminde olmaya başlanabildiğini söyleyen Uzmanlar, “Aldığımız haberler karşısında daha fazla şüpheci olup ‘Bizden saklıyorlar, söylemiyorlar, hastalık bulaştı ama bu testler yanlış’ gibi şüpheci davranışlar sergileyebiliriz. Bunun dışında etrafımızda enfekte olan, hastalanan ve hastalanma şüphesi olan kişilere karşı suçlayıcı tavır, davranış ya da düşüncelerde bulunabiliriz. Bunlar krizin bizde yarattığı etkilerden birkaçıdır” şeklinde konuştu.
GEÇMİŞTE YAŞANAN PSİKOLOJİK DURUMLAR BU SÜREÇTE TETİKLENEBİLİR
Korona virüs’ün bu sosyal izolasyon süreci ve hastalık haberlerinin, geçmişte yaşanan psikolojik durumları ya da klinik tanıları tetikleyebileceğine dikkat çeken uzmanlar, “Örneğin ben anksiyete bozukluğu yaşamışsam ve bir süredir bunu yaşamıyorsam, salgın haberlerine bağlı olarak tekrar bu sorunları yaşayabilirim, psikolojik sorunlar tetiklenebilir. Bunun dışında evde sevdiklerinden uzak, yalnız başına kalmak, yeterince sosyalleşememek, yeterince uyuyamamak özelikle stresi ve stresin reaksiyonlarını arttıracağından anksiyete bozukluğu, panik atak, depresyon gibi birçok rahatsızlıkla karşı karşıya kalmak mümkün” açıklamasında bulundu.
KAYGIYI ÖNLEMENİN EN ÖNEMLİ UNSURU ÖNLEM ALMAK
Kaygıyı önlemek için ilk başta yapılması gereken şeyin önlem almak olduğunu söyleyen Uzmanlar, “Hem kendimiz hem sevdiklerimiz için ilk önce bize doğru kaynaklardan gelen önlemleri almak düşüyor. Bunun dışında eğer evdeysek, çalışmak zorunda değilsek evde yapabileceğimiz şeyler var. Günlük rutinimizi mümkün olduğunca bozmadan devam ettirmeliyiz. Yani iyi beslenmek, iyi uyumak, sevdiklerimizle yüz yüze görüşemiyorsak telefonlaşmak, mesajlaşmak, görüntülü konuşmak önemli. Evde birlikte etkinlikler yapıp birlikte vakit geçirebiliriz. Evde olmanın avantajlarından yararlanıp nicedir aklımızda olan ev işlerini yapabiliriz. Ayrıca kendi başımıza yapabileceğimiz müzik dinlemek, meditasyon yapmak, cilt bakımı yapmak, dans etmek, egzersiz yapmak, yemek yapmak, müzikal bir enstrümanla uğraşmak gibi sayısız şey var. Kaygılarımızla ilgili duygu ve düşüncelerimizi birbirimizle paylaşmak bu noktada iyi gelecektir. Korkularımız olabilir. Özellikle çocukların bu noktada kaygı ve korkuları yüksek olabilir. Doğru edindiğimiz bilgileri paylaşmak, yanlışları düzeltmek, doğru bilgileri teyit etmek ve farkındalığımızı arttırmak iyi gelecektir” dedi.
ZAMANI VERİMLİ KULLANMAK İYİ HİSSETTİRİR
Bu küresel krizin ancak birlikte aşılabileceğine dikkat çeken uzmanlar, “Bunun dışında kendimiz iyi durumdaysak bizden daha zor durumda olan kişilere destek olmak, yardım etmek, onlar için korunarak örneğin gidip ekmek almak, halini hatırını sormak, yani işe yaramak da bize iyi gelecektir. Bunun dışında çocuklarımızın evde kaliteli vakit geçirmesine yardımcı olmak yine bizim için şifa olacaktır. Çünkü evde yapacak bir şeyiniz olmadığında ya da dışarı çıkmadığınızda zaman da geçmiyor. Zamanı verimli kullanmak bu noktada iyi gelecektir” şeklinde konuştu.
TOPLU TAŞIMA ARAÇLARINDA TEDİRGİN OLABİLİYORUZ
Hala işe gitmek zorunda olanların toplu taşıma araçlarını kullanmak zorunda kalabildiklerini belirten uzmanlar, “Toplu taşıma araçlarında daha ürkek, daha korkak ve daha tedirgin olabiliyoruz. İnsanlara yaklaşmaktan ve onlarla konuşmaktan çekiniyoruz. Hem alacağımız/aldığımız önlemler gereği hem de kaygı yüzünden davranışlarımızı abartabiliyoruz. Bu noktada sakin ve sükûnetli davranmaya çalışmak gerekir” dedi. (Haber Merkezi)
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/korona-virus-ten-psikolojimizi-korumanin-yollari.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/korona-virus-ten-psikolojimizi-korumanin-yollari.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/korona-virus-ten-psikolojimizi-korumanin-yollari_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/korona-virus-ten-psikolojimizi-korumanin-yollari.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/korona-virus-ten-psikolojimizi-korumanin-yollari/11016/</link>
			<pubDate>Sat, 21 Mar 2020 00:06:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Bebeklerdeki kasık şişkinliği fıtık belirtisi olabilir]]></title>
			<description><![CDATA[Kasık fıtığının temeli anne karnındayken atılsa da çocuk doğduktan sonra birtakım tetikleyici faktörler bunun ortaya çıkmasını kolaylaştırabiliyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kasık fıtığının en net belirtisinin kasık bölgesinde ortaya çıkan şişlik olduğunu söyleyen uzmanlar, “Bu şişlik ,üzerine parmakla basıldığında gaz sesi çıkartarak kaybolur. Uzun süre devam eden öksürük, kabızlık, karın içerisinde sıvı birikimi, çocuğun prematüre olması, düşük doğum ağırlığı ya da birtakım bağ dokusu hastalıkları ile metabolik hastalıklar kasık fıtığının oluşumunu tetikliyor” dedi.
Kasık fıtığının çok tipik bir hastalık olduğunu, aslında ebeveynlerin tanıyı koymuş bir şekilde doktora başvurduğunu söyleyen doktorlar, “Çünkü ebeveynler kasık bölgesinde bir şişlik gördükleri zaman bunun farklı bir durum olduğunu anlar ve bize çoğu kez bu bulguyla gelirler. Bu durumu çok önemseriz. Ailenin bize bu öyküyü vermiş olması tanıyı büyük oranda belirler” şeklinde konuştu.
KASIK BÖLGESİNDE ŞİŞLİK OLMASI KASIK FITIĞININ EN ÖNEMLİ BELİRTİSİ
Bebeklerde yatırarak, çocuklarda ise ayakta, öksürterek veya ıkındırarak yapılan muayenede kasık bölgesinde beliren bir şişlik saptandığında büyük oranda tanının koyulduğunu vurgulayan uzmanlar, “Bu bulgular yoksa yine kasık bölgesinin parmakla yapılan muayenesinde; ‘ipek eldiven işareti’ dediğimiz ve ince doku kayması şeklindeki bulgu, bize önemli bir ipucu daha verir. Anne veya babanın bir şekilde kasık bölgesinde gözlemiş olduğu şişlik, muayene sırasında çocuğun ıkındırılarak bu şişkinliğin tekrar görünür olması ve nihayet gereğinde ultrasonla her iki kasık bölgesinin yüzeyel olarak değerlendirilmesi tanıyı net olarak koydurur” açıklamasında bulundu.
KASIK FITIĞININ TEK TEDAVİSİ CERRAHİ
Kasık fıtığının kendiliğinden iyileşmediğini belirten uzmanlar, “Kasık fıtığının mutlaka tedavi edilmesi gereklidir. Tedavisi de yıllardır, yapılageldiği gibi cerrahidir. Ameliyatsız tedavi olmaz. Ameliyat 15-20 dakika kadar sürer. Genel anestezi altında gerçekleşir. Biz bebekleri sabah ameliyat ettiğimiz zaman aynı gün akşama doğru taburcu ederiz. Bilinen bazı yanlışlar var. Örneğin “fıtık bağı”. Kasık bölgesine baskı uygulanılan bu gibi yöntemlerin kesinlikle hiçbir faydası olmadığı gibi birtakım komplikasyonlara da neden olduğunu ve daha sonra gerekecek ameliyatta zorluklar çıkardığını biliyoruz. Bu ve benzer uygulamaların kesinlikle yapılmaması gerekir” dedi.
AŞIRI ÖKSÜRÜK VE KABIZLIK SORUNLARI ÇÖZÜLMELİ
Ameliyat ile tedavi sonrasında yüzde 99 oranında başarılı bir sonuç alındığını vurgulayan uzmanlar, “Kasık fıtığı yüzde 1 oranında tekrarlayabilir. Yapılan cerrahi işlem başarılı olsa bile var olan bir bağ dokusu hastalığında tekrarlamalar görülebilir. Ameliyattan sonra o bölgenin hijyenine dikkat edilmeli, aşırı öksürük ve kabızlık gibi sorunların çözülmesinde da yarar vardır” şeklinde konuştu.
KASIK FITIKLARININ YANI SIRA FITIK BOĞUMLARINA DA DİKKAT EDİLMELİ
Kasık fıtığın tedavi edilmemesi durumunda karşılaşılabilecek önemli sorunlardan biri olan fıtık boğulmasının özellikle bebeklik çağlarında daha sık görüldüğünü dile getiren uzmanlar “Fıtık kesesi içerisindeki organların sıkışarak organize olmaları sonucu karın içerisine tekrar itilmelerinin mümkün olamamasıdır. Bu durum çok ağrılı ve huzursuzluk veren bir tablodur. Uzun süren durumda ve ileri aşamasında kese içerisindeki organların damar sıkışması nedeniyle doku beslenme bozukluğu ile kangren olmasına bile neden olabilir. Neticede süreç; çocuğun ya da bebeğin bağırsağının bir kısmının, cinsiyete göre bazen testisinin veya yumurtasının alınmasına kadar gidebilir. Geç kalınan vakalarda septik şok denilen ve hayatı ciddi şekilde tehdit edebilecek durumlarla bile karşılaşabilir” dedi. (Haber Merkezi)
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/bebeklerdeki-kasik-siskinligi-fitik-belirtisi-olabilir.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/bebeklerdeki-kasik-siskinligi-fitik-belirtisi-olabilir.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/bebeklerdeki-kasik-siskinligi-fitik-belirtisi-olabilir_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/bebeklerdeki-kasik-siskinligi-fitik-belirtisi-olabilir.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/bebeklerdeki-kasik-siskinligi-fitik-belirtisi-olabilir/10923/</link>
			<pubDate>Sat, 14 Mar 2020 10:16:51 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Coronavirus kaygısı çocuklara yansıtılmamalı]]></title>
			<description><![CDATA[Çin'den başlayarak kısa bir süre içerisinde tüm dünyada birçok insanı etkileyen Coronavirus (COVID-19), Türkiye'de ilk vakanın görülmesiyle birlikte birçok kişide paniğe sebep oldu. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Virüsün hızla yayılmasının ve belli gruptaki hastalar için riskli olmasının kişilerdeki kaygı ve korkuyu tetiklediğini belirten uzmanlar, “Gelişmeler hakkında bilgi sahibi olmak için çok daha fazla haber izliyor, çevrenizdeki insanlarla konu hakkında değerlendirme yapıyor olabilirsiniz. Günlük yaşamınızda aniden gündeme gelen bu konu, doğru açıklamalar yapmadığınızda çocukları olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle çocuklarla konuşmalı, duygularını paylaşmalısınız. Çocuklarla konuşurken sakin olmanız ve kaygılarınızı onlara yansıtmamanız gerekir” açıklamasında bulundu.
Yetişkinlerin haberler veya sosyal medya yoluyla güncel gelişmeleri takip edebildiğini ve konu hakkında olumlu veya olumsuz doğru bilgiye ulaşabildiğini ancak çocukların çevreden duydukları ve yetişkinlerin davranışlarını gözlemleyerek olaylar hakkında bilgi sahibi olduklarını söyleyen uzmanlar, “Konuyu çocuğunuzla konuşurken anlattıklarınızdan çok nasıl anlattığınız, hangi duyguyu aktardığınız önemli. Öncelikle yapılması gereken yanlış bilgileri düzeltmek, yaşına uygun açıklamalarla hem kaygısını azaltmak hem de kendini koruması için yapması gerekenleri anlatmanızdır” dedi. İşte Uzman Psikolog Ezgi Dokuzlu’dan ebeveynlere Coronavirus ile ilgili 4 öneri.
VİRÜS HAKKINDA KONUŞUN
Önce çocuğunuzu dinleyin ve duygularını sorun. Çocuğunuzun konu ile ilgili endişelerini konuşabilir, yanlış anladığı veya kaygılandığı noktaları öğrenebilirsiniz. Sağlıklı ve keyifli bir iletişim kurduğunuzda merak ettiği konularda doğru veya yanlış fikir yürütmek yerine sizinle konuşmak ister. Onun duygularına ve korkularına önem verdiğinizi hissettirmeniz, onu dinlemeniz aranızdaki iletişimi güçlendirecek ve kendini değerli hissettirecek.
HABERLERİ VE SOSYAL MEDYAYI KISITLAYIN
Son günlerde haberlerde sıklıkla konuşulan ölü sayısı ve virüsün bulaşması ile ilgili konular çocuğun ciddi ölçüde kaygılanmasına sebep olabilir. Sosyal medyadaki abartı ve yanlış bilgiler çocuğunuzu olduğu kadar sizi de rahatsız hissettirebilir. Bu nedenle gelişmeleri takip edin fakat sürekli haberlere ve sosyal medyaya odaklanmayın.
Sürekli haberleri, sosyal medyayı takip etmek ve günlük yaşamdan uzaklaşıp virüsü hayatımızın merkezine almak paniğe neden olacak ve özellikle çocukların psikolojisini olumsuz etkileyecektir. Bunun yerine gelişmeleri takip ederek ve gereken önlemleri alarak rutin yaşamınıza devam etmelisiniz.
ÇOCUĞUNUZA KARŞI DÜRÜST OLUN
Durumu anlatın, gizlemeyin. Çocuğunuz bugünlerde fazla meraklı olabilir. Sorduğu sorunun cevabını bilmiyorsanız düşünmeden anlık cevaplar vermeyin. Emin olmadığınızı ama onun için araştırıp cevabı vereceğinizi ifade edebilirsiniz.
ALDIĞINIZ ÖNLEMLERİ ANLATIN
Çocuğunuza güvende olduğunu hissettirmek oldukça önemli. Hastalıktan etkilenmemek için gereken koruyucu önlemler ve yapılması gerekenler hakkında konuşun. Bir durum karşısında ne yapacağını bilen çocuk çok daha rahat hisseder. Yalnızca ailenizdeki kişilerin değil diğer insanların da önlem aldığını, sağlıklı yaşayan ve hijyen kurallarına dikkat edenlerin daha güvende olduğunu anlatabilirsiniz. Birçok aile çocuğunun anlayamayacağını düşünerek konuları açıkça anlatmaktan kaçınır. Yaşına uygun kelimelerle doğru açıklama yaptığınızda mutlaka sizi anlayacaklardır.
Ciddi korku ve kaygı durumu varsa mutlaka bir uzmandan destek alınmalı. (Haber Merkezi)
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/coronavirus-kaygisi-cocuklara-yansitilmamali.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/coronavirus-kaygisi-cocuklara-yansitilmamali.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/coronavirus-kaygisi-cocuklara-yansitilmamali_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/coronavirus-kaygisi-cocuklara-yansitilmamali.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/coronavirus-kaygisi-cocuklara-yansitilmamali/10922/</link>
			<pubDate>Sat, 14 Mar 2020 10:15:18 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kış aylarında su içmeyi ihmal etmeyin]]></title>
			<description><![CDATA[Pek çoğumuz kış aylarında su içmeyi unutuyor ya da su yerine sıcak içecekler içmeyi tercih ediyor ve kışın vücudumuzun daha az suya ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz. Oysa sanılanın aksine yaz kış fark etmeksizin vücudumuz suya ihtiyaç duyuyor. Hiçbir içeceğin suyun yerini tutmadığının altını çizen Uzmanlar su tüketimini arttırmaya yönelik öneriler paylaşıyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kış mevsiminin gelmesiyle birlikte pek çoğumuzun yaşam tarzı, beslenme ve su tüketim alışkanlıkları da değişiyor. Ancak mevsim ne olursa olsun sağlığımızı korumak için yeterli miktarda su tüketmeye özen göstermek gerekiyor. Kurulduğu 2009 yılından bugüne, gıda, beslenme ve sağlıklı yaşam bilincinin gelişmesine katkı sağlamak, topluma bu konulardaki en doğru, güncel ve bilimsel bilgiyi aktarmak hedefiyle çalışmalarını sürdüren uzmanlar, suyun vücudumuz için hayati önem taşıdığını hatırlatarak, kış ayarında su tüketiminin ihmal edilmemesi gerektiğinin altını çiziyor.
SU İÇMEK NEDEN ÖNEMLİ?
Su, vücudun tüm fonksiyonları için gereklidir. Vücudun %60’ının su olduğunu düşünürsek yeterli miktarda su içilmediğinde, öncelikle konsantrasyonda bozulma, yorgunluk, halsizlik, enerji düşüklüğü görülürken, ilerlediğinde karaciğer ve böbrek fonksiyonlarında bozulmalar; bu da uzun vadede ciddi hastalıklara sebep olabilmektedir.
PEKİ NE KADAR SU İÇİLMELİ?
Yetişkin sağlıklı, fiziksel aktivitesi düşük bir birey günlük 6-8 su bardağı 2-2,5 litre su içmelidir. İklim koşulları, ortam sıcaklığı, fiziksel aktivite düzeyi ve vücuttan atılan su miktarına bağlı olarak her bireyin su ihtiyacı farklıdır. Yeterli miktarda su tüketmediğinizi düşünüyorsanız susama hissini beklemeden gün içinde su tüketmeye özen gösterin. Çay ve kahvenin suyun yerine geçmediğini unutmayın ve kafein içeren içeceklerin aşırı tüketiminin vücuttan su atımına yol açtığını göz önünde bulundurarak, çay ve kahve tüketimini ılımlı düzeyde tutup aynı oranda su tüketmeye özen gösterin.
SU TÜKETİMİNİ ARTTIRMAK İÇİN TAVSİYELER
Su tüketmeyi sevmiyor veya gün içinde su tüketmeyi unutuyorsanız, suyunuza limon, tarçın, nane yaprağı, elma gibi taze meyve ve sebzeleri ekleyerek su içmeyi daha keyifli hale getirebilirsiniz, suyunuzu görebileceğiniz yerlerde, masanızda bulundurmak su tüketimini hatırlamaya yardımcı olacaktır, ayrıca telefonunuza su içmeyi hatırlatan uygulamalar indirebilir, günlük su tüketiminizi değerlendirebilirsiniz. (Haber Merkezi)
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/kis-aylarinda-su-icmeyi-ihmal-etmeyin.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/kis-aylarinda-su-icmeyi-ihmal-etmeyin.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/kis-aylarinda-su-icmeyi-ihmal-etmeyin_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/kis-aylarinda-su-icmeyi-ihmal-etmeyin.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/kis-aylarinda-su-icmeyi-ihmal-etmeyin/10869/</link>
			<pubDate>Wed, 11 Mar 2020 00:11:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[‘Bu baş ağrısı farklı’ diyorsanız dikkat]]></title>
			<description><![CDATA[Beyin tümörü; baş ağrısı, koku alma veya görmede yaşanan sorunlar, kişilik değişiklikleri, kulakta çınlama gibi çok farklı belirtilerle ortaya çıkabiliyor. Bu belirtiler her zaman beyin tümörü olmasa da zaman kaybetmeden doktora başvurmak hayati önem taşıyabiliyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Beyin tümörü ameliyatlarında kullanılan ileri teknoloji ise sağlam beyin dokusunu koruyarak hastanın sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sürmesini sağlıyor. Uzmanlar, beyin tümörlerinin tedavisi hakkında bilgi verdi.
BELİRTİLERİ İHMAL ETMEYİN
Beyin tümörü beynin içinde bulunduğu bölgeye göre farklı belirtiler verebilmektedir. Daha önce yaşanmamış şekilde ortaya çıkan baş ağrıları beyin tümörlerinde en sık rastlanan belirtiler arasında yer almaktadır. Beyin tümörleri baş ağrısının yanında; koku alma veya görmede yaşanan sorunlar, kişilik değişiklikleri, kulakta çınlama, unutkanlık, nöbetler, denge sorunları, hormon problemleri gibi çok farklı belirtilerle ortaya çıkabilmektedir. Bu belirtiler farklı rahatsızlıklardan da yaşanabileceği için zaman kaybetmeden doktora gitmek önemlidir.
BEYİN TÜMÖRÜNÜN KAYNAĞI ÖNEMLİ
Beyin tümörleri primer yani birincil, sekonder yani ikincil olarak adlandırılıp ikiye ayrılmaktadır. Primer tümörler beynin kendi hücrelerinden kaynaklanmaktadır. Bunlar da iyi ve kötü huylu olarak iki şekilde ortaya çıkmaktadır. Tümöre müdahale edilmeden önce tipi belirlenmeli, tedavi planlaması buna göre yapılmalıdır.
DENEYİM VE İLERİ TEKNOLOJİ BAŞARIYI ARTIRIYOR
Beyin tümörlerinin tedavisinde büyük bir çoğunlukla cerrahi yaklaşımlar tercih edilmektedir. Pek çok hasta ameliyat olmaktan korkup, tedaviyi geciktirebilmektedir. Ancak doktor deneyimi ve ileri teknolojinin birleşmesi ile beyin tümörü ameliyatlarında yaşanan risk minimuma inmektedir. Beyin tümörü ameliyatlarında amaç hastanın tüm vücut fonksiyonları korunarak tümörden kurtulmasının sağlanmasıdır. Beyinde gerçekleştirilen cerrahi işlemler çok hassas olmalıdır. Cerrahın deneyimi ile birlikte kullanılan ileri teknoloji ürünler beyin tümörü ameliyatlarını daha güvenli hale getirmektedir. Beyin tümörü ameliyatlarında özellikle nöronavigasyon ve nöromonitörizasyon teknolojisi ön plana çıkmaktadır.
BEYNİN HARİTASI ORTAYA KONULUYOR
Beyin tümörü ameliyatlarını daha güvenli hale getiren nöromonitörizasyon ve nöronavigasyon teknolojilerinin cerraha ameliyat sırasında güvenli yollar sağlamaktadır. Uygulama şu şekilde olmaktadır:
Ameliyat öncesi hastanın Manyetik Rezonans(MR) veya Bilgisayarlı Tomografi(BT) görüntüleri alınmaktadır. Elde edilen bu görüntüler üst üste konularak ameliyatta kullanılan “Nöronavigasyon” cihazına yüklenerek cerrahi ekibe ameliyatın yapılacağı bölgeye ulaşacak en kısa ve güvenli yol haritası çıkartılır.Nöromonitörizasyon cihazı ise elektrotlar sayesinde kaslardan alının sinyallerde düşme yaşanması durumunda uyarı verir. Felç riskinin fazla olduğu beyin tümörü ameliyatlarında nöromonitörizasyon cihazını kullanılması yaşanabilecek komplikasyonları azaltmaktadır. (Haber Merkezi)
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/bu-bas-agrisi-farkli-diyorsaniz-dikkat.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/bu-bas-agrisi-farkli-diyorsaniz-dikkat.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/bu-bas-agrisi-farkli-diyorsaniz-dikkat_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/bu-bas-agrisi-farkli-diyorsaniz-dikkat.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/bu-bas-agrisi-farkli-diyorsaniz-dikkat/10868/</link>
			<pubDate>Wed, 11 Mar 2020 00:10:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Her 10 kişiden biri bu dertten muzdarip!]]></title>
			<description><![CDATA[Genellikle başın bir yarısında lokalize, şiddetli, zonklayıcı tipte baş ağrısı olarak tanımlanan migren normal hayat akışını sekteye uğratan hastalıklar arasında ilk sıralarda yer alıyor. Yalnızca baş ağrısı değil bulantı, kusma, ışık, ses ve koku hassasiyetlerinin de eşlik ettiği migren dünya üzerinde her 10 kişiden birini etkiyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Genellikle başın bir yarısında lokalize, şiddetli, zonklayıcı tipte baş ağrısı olarak tanımlanan migren normal hayat akışını sekteye uğratan hastalıklar arasında ilk sıralarda yer alıyor. Yalnızca baş ağrısı değil bulantı, kusma, ışık, ses ve koku hassasiyetlerinin de eşlik ettiği migren dünya üzerinde her 10 kişiden birini etkiyor. “Kadınlarda erkeklerden üç kat fazla görülen bu hastalık en çok 15 ila 55 yaş arası insanları etkiliyor” diyen uzmanlar bu zorlayıcı hastalık ve gelişen tedavi yöntemleri hakkında detaylı bilgiler verdi.
MİGREN “GELİYORUM” DER
Yanıp sönen ışıklar, zig-zag çizgileri, yarım görme, geçici görme kaybı. Tüm bunlara kollar, bacaklarda uyuşma ve güçsüzlük, konuşmada veya algılamada güçlük gibi öncü semptomlar eşlik ettiğinde migrenden muzdarip biri migren krizinin geldiğini anlayabiliyor. Ayrıca Migrenöz vertigo olarak adlandırılan ve migren baş ağrısı ile birlikte veya ağrıdan bağımsız ortaya çıkabilen baş dönmesi atakları yaşayanların sayısı da az değil. Stres, kaygı, hormonal değişiklikler, parlak veya yanıp sönen ışıklar, yiyecek ve uyku eksikliği dâhil olmak üzere birçok neden migren baş ağrısı için tetikleyici olarak kabul ediliyor.
TEDAVİDE AMAÇ ATAKLARI ÖNLEMEK
Migren tedavileri temelde baş ağrısı ataklarını önlemeyi amaçlıyor. Bu amaçla öncelikle migrenin şiddetini ve sıklığını azaltmak için kullanılan koruyucu ilaçlar, sonra da atak sırasında ağrı ve diğer semptomları durdurmak için ağrı kesici ilaçlar kullanılıyor. Koruyucu ilaçların düzenli olarak alınması gerektiğini belirten Nöroloji Uzmanı Dr. Nebahat Bilici, bunların yanı sıra migren özelinde geliştirilmiş migren aşısının da migrenli hastaların hayatını kolaylaştırdığının altını çiziyor.
MİGREN TEDAVİSİNDE BOTOKSA DA YER VAR
Kronik migren bulgularına sahip kişilerin ağrılarını gidermek amacıyla botoks tedavisi de uygulanabiliyor. Migren hastalarında etkinliği bilimsel olarak kanıtlanan botoks kullanımında, kronik migrenli kişilerde duysal sinir uçlarından salınarak ağrıyı başlatan kimyasal ileticiler bloke ediliyor. Bu kimyasal ileticilerin salınımının önlenmesi sonucunda, cilt altındaki sinir uçlarından santral sinir sistemine ulaşan ağrı yolakları aktive olamıyor ve böylece ağrı beyne ulaşmadan kontrol ediliyor. Kronik migrenli hastaların yüzde 75’inde botoks kullanımı etkili oluyor. Botoks enjeksiyonları kronik migren tedavisinde ilk bir yılda üç ay aralıklarla yapılıyor. Bir yıl sonrasında enjeksiyon süreleri hasta özelinde planlanıyor.
İLAÇ ALAMAYAN YA DA ALMAK İSTEMEYENLER İÇİN
Çeşitli nedenlerle ilaç alamayan ya da ilaç almak istemeyen migren hastaları için alternatif bir tedavi yöntemi daha var. Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi FDA onaylı ve “Cefaly” adı verilen bu cihaz elektriksel stimülasyon esasına dayanıyor. Deneyimli uzmanlar tarafından doğru kullanıldığında çok az riski ve yan etkisi olan bu cihaz ilaç yan etkileri ile ilgili sorunları olan insanlara migren tedavisinde yardımcı olabiliyor. Kafa bandı benzeri portatif bir cihaz olan Cefaly’nin kullanımında alın üzerine yapıştırılan elektrotlar yolu ile hastaya hafif elektriksel uyarılar veriliyor. Bu elektriksel uyarılar da migren baş ağrıları ile ilişkili bir siniri uyararak ağrıyı engelliyor. (Haber Merkezi)
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/her-10-kisiden-biri-bu-dertten-muzdarip.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/her-10-kisiden-biri-bu-dertten-muzdarip.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/her-10-kisiden-biri-bu-dertten-muzdarip_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/her-10-kisiden-biri-bu-dertten-muzdarip.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/her-10-kisiden-biri-bu-dertten-muzdarip/10774/</link>
			<pubDate>Wed, 04 Mar 2020 00:00:28 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Organ bağışıyla ilgili doğru sanılan 10 yanlış!]]></title>
			<description><![CDATA[Türkiye’de organ nakli gereken hastaların sayısı giderek artış gösteriyor. Öyle ki bu yıl ülkemizde 26 bin 442 kişi hayata tutunmak için kadavradan bağış bekliyor. Organ bağışı bekleme listesinde ilk sırayı 22 bin 684 ile böbrek alırken, bunu 2 bin 187 ile karaciğer, bin 115 ile kalp takip ediyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Türkiye’de organ nakli gereken hastaların sayısı giderek artış gösteriyor. Öyle ki bu yıl ülkemizde 26 bin 442 kişi hayata tutunmak için kadavradan bağış bekliyor. Organ bağışı bekleme listesinde ilk sırayı 22 bin 684 ile böbrek alırken, bunu 2 bin 187 ile karaciğer, bin 115 ile kalp takip ediyor. Aslında karaciğer bağışına ihtiyaç duyan hasta sayısının daha fazla olduğu, listedeki rakamın gerçeği yansıtmadığı belirtiliyor. Bunun nedeni ise böbrek bağışı bekleyen hastalar diyaliz gibi “köprü tedavi” denilen ve bekleme süresini uzatan yöntemden faydalanırken, aynı şansa sahip olmadıkları için karaciğer hastalarının birçoğunun kısa sürede hayatını kaybetmeleri. Dolayısıyla böbrek nakli bekleme listesi uzayıp giderken, karaciğer bağışı bekleyen hastaların sayısı artış göstermiyor.
Türkiye, organ nakli operasyonu başarısında dünyanın en ileri ülkelerinden biri konumunda. Ancak deneyimli uzman ve ileri teknoloji-altyapı ile nakil başarısı çok yüksek olsa da, Türkiye’deki hastaların önünde kocaman engel var: Kadavradan yeterli organ bağışı olmaması! Dolayısıyla, nakillerin büyük bir çoğunluğu akrabaların bağışladığı, yani canlı vericilerden yapılıyor. Sağlık Bakanlığı’nın raporu da bu çarpıcı gerçeği gözler önüne seriyor: 2018 yılında gerçekleşen 2 bin 178 beyin ölümünde, kadavra bağışı sayısı sadece 598’le sınırlı kalmış. Yani, her 4 beyin ölümünün sadece 1’inden organ bağışı alınıyor. Dolayısıyla yine aynı yıl 5 bin 597 organ naklinin 4 bin 162’si canlı vericiden yapılırken sadece bin 435’i kadavradan gerçekleştirilmiş. Türkiye canlı vericiden organ naklinde hem sayısal hem de başarılı sonuçları açısından dünya ile yarışır durumda. “Aynı durumu kadavradan nakilde de gerçekleştirmek istiyoruz. Ancak canlı vericiden böbrek naklinde yılda 3 bin böbrek nakli ile dünya şampiyonu olan ülkemiz, kadavradan organ naklinde ise ne yazık ki son sıralarda” diyen uzmanlar kadavradan organ bağışı yetersizliğinde toplumda organ bağışı ile ilgili kulaktan kulağa yayılan efsanelerin büyük rol oynadığını belirtiyor. Peki, nedir bu hatalı bilgiler? Uzmanlar, organ bağışı ve organ nakli hakkında doğru sanılan yanlış bilgileri anlattılar, önemli bilgiler verdiler.
YANLIŞ: ORGAN BAĞIŞLAYAN KİŞİ YARIM İNSAN OLUR
Doğrusu: doktorlar canlıdan canlıya yapılan organ nakillerinde ameliyat öncesinde alıcı ve vericiye oldukça detaylı tetkikler yapıldığını belirterek, “Böbrek vericisinin genel sağlığında herhangi bir problem saptanırsa uygun verici olmadığına dair bilgi veriliyor. Sağlıklarını riske atacak bir problem saptanmazsa böbrek vericisi olmak sağlığı tehdit etmiyor. İnsanlar tek böbrekle de bir ömür boyu sağlıklı yaşayabilirler” diyor.
YANLIŞ: DİYABET HASTASI OLDUĞUM İÇİN BÖBREK NAKLİ OLAMAM
Doğrusu: Toplumda, nakil yapıldıktan sonra, bu nakil yapılan böbreğin de diyabet nedeniyle bozulacağına ve bu nedenle diyabet hastalarının böbrek nakli olamayacağına dair yanlış bir kanı var.
Uzmanlar sanılanın aksine diyabetin böbrek nakli için bir engel oluşturmadığını belirterek, “Kronik böbrek yetmezliğinin en önemli sebeplerinden biri olan diyabet özellikle kalp-damar problemlerine neden oluyor. Diyabet hastaları böbrek nakli olduklarında diyalizin uzun vadede oluşturabileceği ve diyabet hastalığının da tetikleyeceği kalp-damar problemlerinden de korunmuş oluyorlar. Ayrıca böbrek naklinin beklenen yaşam süresi üzerine olan olumlu etkisi diyabetik hastalarda daha belirgin oluyor” diyor.
YANLIŞ: BÖBREK NAKLİ OLURSAM ÇOCUK SAHİBİ OLAMAM
Doğrusu: Kronik böbrek hastalığında, üreme yeteneğinde azalma ve hamile kalamama gibi problemler ortaya çıkabiliyor. Böbrek nakli olan hastalarda ise üreme ile ilgili fonksiyonlar düzeliyor. Böbrek hastaları, böbrek naklinden bir yıl sonra, gerekli kontroller yapıldığında kolaylıkla hamile kalıp çocuk sahibi olabiliyor.
YANLIŞ: HEPATİT C HASTALARI BÖBREK NAKLİ OLAMAZ
Doğrusu: Hepatit C olan hastalarda dikkat edilen en önemli konu, karaciğer sirozu olmamaları. Uzmanlar sirozu olan hastalara böbrek ve karaciğer naklinin birlikte yapılması gerektiğini belirterek, “Aktif Hepatit C virüs enfeksiyonu ve sirozu olmayan hastalarda ise böbrek nakli hastanın yaşam kalitesini ve süresini olumlu yönde etkiliyor” diyor.
YANLIŞ: ORGAN BAĞIŞI DİNEN UYGUN DEĞİL
Doğrusu: İslam dini de dâhil olmak üzere, tüm büyük dinlerde organ bağışına aykırı bir durum yok. Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu 6.3.1980 tarih ve 396 / 13 sayılı kararı ile organ naklinin caiz olduğunu açıklamıştır. Ayrıca bu kararda “organınızı vereceğiniz kişi, yaptığı iyilik ve fenalıklardan kendisi sorumludur” deniyor.
YANLIŞ: ORGAN BAĞIŞI BENİM TIBBİ BAKIMIMI ETKİLER
Doğrusu: Kişi hayatta iken ister organ bağışında bulunmuş olsun, isterse bulunmamış, bu durum onun tıbbi bakımını etkilemez. Çünkü insan hakları bildirgesine göre, her bireyin yaşama hakkı vardır. Hayatta iken organ bağışlayan kişinin organlarının kullanılması, ancak o kişiye tıbben yapılacak tüm tedaviler uygulandıktan sonra, tedaviye yanıt alınamayıp beyin ölümün gerçekleşmesinin ardından gündeme geliyor. “Organ bağışından söz edilebilmesi için hastanın yoğun bakım şartlarında beyin ölümünün gerçekleşmesi gerekiyor” diyen uzmanlar, beyin ölümünü saptayan önemli ve kesin tıbbi prosedürler olduğunu söylüyor.
YANLIŞ: ORGAN BAĞIŞLARSAM SONRA BAĞIŞLAMAKTAN VAZGEÇEMEM
Doğrusu: “Bu kararı kişinin yakınlarına söylemesi yeterlidir” diyen uzmanlar sözlerine şöyle devam ediyor: “Beyin ölümü gerçekleştiğinde bağışı değerlendirecek olan kişiler, aile fertleridir. Bugün ülkemizdeki uygulamaya göre bağış kartı olsa bile aile fertleri izin vermedikçe organlar alınamaz”
YANLIŞ: BEYİN ÖLÜMÜM GERÇEKLEŞMEDEN ORGANLARIMI ALABİLİRLER
Doğrusu: Hayır, beyin ölümü gerçekleşmeden organlar alınmaz. Organ bağışından söz
Edilebilmesi için hastanın yoğun bakım şartlarında beyin ölümünün gerçekleşmesi gerekiyor.
Bitkisel hayatta beyin sapı sağlam olduğu için kişi solunum, dolaşım gibi hayati fonksiyonlarını
Devam ettirebiliyor. Beyin ölümü (tıbbi ölüm) ise tüm beyin ve beyin sapı fonksiyonlarının
Tam ve geri dönüşümsüz olarak kaybıdır. Solunum ile dolaşım yoğun bakım koşullarında
ventilatör gibi destek makineleri ve ilaçlar ile ancak geçici sürdürülebiliyor. Beyin ölümü
Gerçekleştiğinde, kişi tıbben ölü kabul ediliyor ve beyin ölümü tanısı almış kişilerin hayata
Dönmeleri mümkün olmuyor. Beyin ölümünü bitkisel hayat ile karıştırmamak gerekiyor.
Bu nedenle beyin ölümü gerçekleştiğinde organ bağışı yapılıp organlar alınabiliyor.
YANLIŞ: BAĞIŞLAMAM YETERLİ, AİLEMİN BİLMESİNE GEREK YOK
Doğrusu: Hayır! Ülkemizdeki kanunlar, kişi kendi organlarını hayattayken bağışlamış olsa bile, ölümü sonrasında ailesine tekrar sorarak onay alıyor. Eğer aile izin vermezse, organları alınmıyor. O nedenle bağış yapsanız da, ailenize ya da ilgili kişilere haber verip, organ bağışladığınızı ve olası bir durumda bunu yetkililere söylemelerini istemenizde yarar var.
YANLIŞ: ORGAN NAKLİ AMELİYATINDA CENAZENİN BÜTÜNLÜĞÜ BOZULUR
Doğrusu: “O bedenler, organların kıymetini çok iyi bilen hekimler için kutsaldır ve çok büyük bir saygıyı hak etmektedirler” diyen uzmanlar şu bilgileri veriyor: “Kadavradan organ çıkarma işlemi, yaşayan bir insanın ameliyatı kadar büyük bir dikkat ve özenle yapılıyor. Organlar çıkarıldıktan sonra kesi yerleri mümkün olduğunca estetik dikişlerle dikilerek, bedenin hiçbir şekilde zarar görmemesine büyük özen gösteriliyor.”
TÜRKİYE’DE 26 BİN 442 KİŞİ KADAVRADAN ORGAN BEKLİYOR
2019 yılında, Türkiye’nin kadavradan organ bekleme listesinde toplam 26 bin 442 kişi yer alıyor.
Böbrek: 22.684
Karaciğer: 2.187
Kalp: 1.115
Pankreas: 287
Akciğer: 77
Kalp kapağı: 4
Böbrek+pankreas: 9
İnce bağırsak: 4
Yüz ve saçlı deri: 1
(Haber Merkezi)
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/organ-bagisiyla-ilgili-dogru-sanilan-10-yanlis.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/organ-bagisiyla-ilgili-dogru-sanilan-10-yanlis.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/organ-bagisiyla-ilgili-dogru-sanilan-10-yanlis_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/organ-bagisiyla-ilgili-dogru-sanilan-10-yanlis.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/organ-bagisiyla-ilgili-dogru-sanilan-10-yanlis/10773/</link>
			<pubDate>Wed, 04 Mar 2020 00:03:49 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Zeytinyağını dikkatli tüketin]]></title>
			<description><![CDATA[Zeytinyağı, soframızdaki gıdalardan sağlık ürünlerine kadar geniş bir yelpazede kendisine yer buluyor. Birçok hastalığa karşı kalkan görevi görmesi, zeytinyağını sağlığımız için vazgeçilmez besinlerden biri haline getiriyor. Zeytin açısından oldukça zengin bir coğrafyada yaşıyor olmak da zeytinyağından faydalanmak için büyük avantaj sağlıyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Ancak bu faydayı maksimum düzeyde sağlamak adına zeytinyağı alırken, saklarken ve tüketirken bazı kurallara uymak gerekiyor. Uzmanlar, zeytinyağı kullanımında dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.
KALİTEYİ ASİTLİK DERECESİ BELİRLİYOR
Evimizin ve kültürümüzün vazgeçilmez parçası zeytinyağının natürel, natürel birinci, organik natürel, erken hasat, soğuk sıkım, rafine, riviera gibi birçok çeşidi bulunmaktadır. Doğru seçimi yapabilmek adına bilinmesi gereken şeyler aslında oldukça basittir. Zeytinyağı oleik asit denen yağ asidinden zengin bir besindir. Oleik asidin yağ içerisinde birçok formu bulunur ancak serbest formu, ne kadar az olursa zeytinyağının lezzeti ve kalitesi o kadar çok olur. Zeytinyağı kalite kriterlerinde başta gelen asitlik derecesi, serbest oleik asit formu ile belirlenmektedir.
RİVİERA ZEYTİNYAĞI TERCİH ETMEYİN
Natürel sızma zeytinyağı, tadında ve kokusunda kusur olmayan asitlik derecesi yüzde 0,8 oranında olan, yemeklerden salatalara kadar tüm gıdalara eklenebilen sınıfının en kaliteli versiyonu olarak bilinmektedir.
Rafine zeytinyağının asitlik derecesi % 0,3’tür. Zeytinin ham yağının bozulmadan farklı metotlarla rafine edilmesi ile elde edilir. Yemeklerden daha ziyade kızartmalarda tercih edilmektedir.
Riviera zeytinyağı, rafine zeytinyağı ile farklı zeytinyağlarının karıştırılması ile elde edilmektedir. Yani tek çeşit saf ürün değil karışım ile oluşturulmaktadır. Asitlik derecesi ortalama %1,5 oranındadır. Kişilerin tercihine göre yemeklere eklenebilir.
Oleik asit miktarının zeytinyağındaki tadı damak tadıyla algılanabilecek veya ayırt edilebilecek düzeyde değildir. Ancak seçim yaparken etiket üzerindeki bilgileri göz önünde bulundurmak kaliteli bir yağı tercih edebilmek adına önemlidir. Etikette bulunan üretim yılı, dolum yılı, son kullanma tarihi gibi diğer bilgilere dikkat edilmesi gerekmektedir. Hangi yöntemle elde edildiği hakkında bilgi yine etiket üzerinde vardır. Burada tercihimiz soğuk sıkım zeytinyağı olmalıdır. Renk zeytinyağı için bir kriter değildir. Her çeşit zeytinyağı hasat veya işlemeden kaynaklı veya zeytin çeşidine göre farklı renkler de olabilir. Etiket üzerinde katkı veya koruyucu madde içermediğine dair detay bilgiler mevcuttur, satın alırken bunlara da dikkat etmek faydalı olacaktır.
“ERKEN HASAT” EN YÜKSEK BESLEYİCİLİĞE SAHİP
Bu sınıflandırmadan biraz daha ayrı tutulması gereken bir diğer çeşit ise “erken hasat” zeytinyağıdır. Zeytinlerin koyu rengini almadan hemen önce genellikle Ekim ayında hasat edilmesi ile yapılmaktadır. Erken hasatlarda zeytin miktarı ile yağ miktarı doğru orantılı değildir. Aynı miktarda yağ için daha fazla zeytin kullanılmaktadır. Bu nedenle diğer tüm çeşitlere göre maliyeti yüksektir. Ancak besleyiciliği diğer yağlara göre çok daha yüksektir.
KOYU CAM ŞİŞE YA DA PASLANMAZ KROM NİKEL TENEKE KUTULARDA MUHAFAZA EDİN
Doğru zeytinyağı seçilip mutfağa geldiğinde muhafazasında da uyulması gereken bir takım kurallar bulunmaktadır. Zeytinyağını ışıktan, nemden, kokudan mümkün olduğunca uzak tutmak ve saklama ısısının değerlerini sabit hale getirmek önemlidir. Zeytinyağı en iyi koyu renk cam şişelerde veya paslanmaz krom nikel teneke kutularda muhafaza edilmelidir. Saklama ısısı bulundurduğumuz ortama göre 14-22 derece civarında olabilir. Unutulmamalıdır ki zeytinyağı hava ile uzun süreli temas ederse oksitlenme başlar yani yağ acılaşır ve bozulur. Bu nedenle kapakları mutlaka kapalı olmalıdır.
AKDENİZ TİPİ BESLENME TARZININ EN ÖNEMLİ AKTÖRÜ
Zengin içeriği ile bağışıklık sisteminin dostu olan zeytinyağı, polifenol bileşiklerden de oldukça zengindir. Aynı zamanda içeriğinde tokoferol yani E vitamini bulunmaktadır. Zeytinyağlarının güçlü antioksidan aktiviteleri, günlük hayatta hava kirliliği, çevre kirliliği, stres, sigara, kötü beslenme ve birçok etkinin vücutta yarattığı serbest radikallerin oluşumunu önlediği ve bu oluşumları yok ettiği kesin olarak kanıtlanmıştır. Kalp damar hastalıklarında etkili olduğu gibi özellikle Akdeniz tipi diyet önerilerinin en güçlü ajanlarından biri zeytinyağıdır. Bu nedenle zeytinyağının mutfaklarda önemli bir yeri olmalıdır.
KONTROLLÜ TÜKETİN
Tüm bunların yanında bitkisel olması nedeniyle zararsız kabul edilen zeytinyağının tüketim miktarı yine de kontrollü olmalıdır. Günlük tüketimi belli bir limit altında yapmak, zaman zaman göz kararı yerine kaşık ölçüleri kullanmakta fayda vardır. Sağlık sorunu olmayan bir birey günde ortalama 1–2 yemek kaşığı zeytinyağı tüketebilir. Ancak bu miktar değerlendirilirken kullanılan farklı yağlar ve gıdaların içeriğinde hali hazırda var olan yağları da göz önüne almak gerekmektedir. (Haber Merkezi)
 
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/zeytinyagini-dikkatli-tuketin.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/zeytinyagini-dikkatli-tuketin.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/zeytinyagini-dikkatli-tuketin_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/zeytinyagini-dikkatli-tuketin.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/zeytinyagini-dikkatli-tuketin/10756/</link>
			<pubDate>Tue, 03 Mar 2020 00:16:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Madde bağımlılığını ergenlikle karıştırmayın!]]></title>
			<description><![CDATA[Madde kullanım yaşının düştüğünü, özellikle gençlerde madde kullanımıyla beraber ortaya çıkan davranış değişikliklerinin doğru bir şekilde gözlenmesi gerektiğini belirten uzmanlar, ebeveynlere önemli uyarılarda bulunuyor. Madde kullanan çocuğun huyunun değiştiğini, sinirli, kavgacı ya da tam tersi içe kapanık olduğunu belirten uzmanlar, “Ebeveynler bunu ergenlik sanıyor” uyarısında bulunuyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Uzmanlar, günümüzde değişen aile ve çocuk ilişkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulunurken; özellikle madde kullanımı konusunda önemli uyarılarda bulundu.
ANNE BABALAR ÇOK İYİ GÖZLEM YAPMALI
Madde kullanım yaşının düştüğünü, anne ve babaların çok iyi gözlem yapmaları gerektiğini belirten uzmanlar “Çocukların davranışlarında farklılıklar oluşuyor. Ebeveynler bunu ergenlik sanıyor. Madde kullanan çocuğunuzun huyu değişiyor, Daha sinirli, kavgacı ya da içine kapanık oluyor. Kendisine zarar verecek duruma geliyor. Okulu asıyor, başarısı düşüyor, farklı arkadaş çevresi oluşuyor ve siz kimlerle olduğunu ve ne yaptığını bilmiyorsunuz. Size bilgi vermiyor. Evde adeta tek başına yaşarmışçasına odasından çıkmamaya, size bilgi vermemeye başlıyor. Sorduğumuz sorulara doğru cevap verdiğinde bazı şeyleri size doğru aktarması gerekiyor. Yalan söylememe adına ebeveynle olan ilişkisini kesiyor. Madde kullandıklarında iştahsızlık oluşuyor, rengi solmaya başlar, gribal enfeksiyon oluşur. Özellikle tatlıya yönelik bir aşerme oluşur normalden fazla para harcamaya başlıyor” dedi.
HARÇLIK MİKTARI İHTİYACI KADAR OLMALI
Çocuklara harçlık verirken daima ihtiyacı kadar vermek gerektiğini vurgulayan uzmanlar “Çok paramız olsa da onlara ihtiyaçları kadar para vermek gerekmektedir” uyarısında bulundu. Dilbaz, “Geçen gün bir anne ‘Ben çocuğumu tanıyamıyorum’ dedi. Bana ‘Benim çocuğum çok iyiydi, vicdanlıydı ancak para için beni tartakladı’ dedi. İşte ön beyinin hasarlanması budur. Madde yüzünden annesini seven çocuk, empati yapamaz duruma geldi” dedi.
MADDE İLE İLK KARŞILAŞILDIĞINDA YOLCULUK BAŞLIYOR
Bağımlılığın dünyada gençlerin büyük bir problemi olduğunu kaydeden uzmanlar “Madde kullanımında ilk olarak bağımlıktan önce ‘madde kullanım bozukluğu’ diyoruz. Bağımlılık madde yüzünden beyin bozulduğunda bağımlılık olmaktadır. 18 yaşında bir çocuk sigara, alkol kullandığında bağımlılıktan önce kullanım bozukluğu, sonra riskli kullanım, en son bağımlılık denmektedir. Çoğu gençler ‘Ben bağımlı değilim, istediğim zaman içerim istediğim zaman içmem’ diyor. Böyle bir şansınız yok. Madde ile ilk karşılaştığınızda yolculuk başlıyor. Beyniniz ne zaman etkilendi asla bilemezsiniz. Bu durum bireysel olarak değişmektedir” dedi.
ÇOCUKLARA SINIR KONULMALI
Ailelere büyük rol düştüğünü, çocuklara mutlaka sınır konulması gerektiğini vurgulayan uzmanlar, “Her şeye evet dememeli ve onları çok iyi gözlemlemeliyiz. Günümüzde çocuklar her şeye itiraz ederek hayır diyor. ‘Hayır’ diyebilmek aslında çok güzel. Bizim istediğimiz çocukluktan sonra, genç ve ergenlik zamanında da hayır diyebilen nesiller.Ancak her şeye hayır dediğinizde benim dediğim doğrudur, benim istediğim olmalı cümlesi çıkıyor. Burada yapılmaması gereken şey hayır olmalı ancak bu her şeyde istediğin olacak anlamına gelmiyor. Sınırları görebilen ve bunu düşünebilen çocuklar yetiştirmek çok önemli” dedi.
ÇOCUĞUNUZUN BİR TANE ANNE-BABASI VAR
Bazı ebeveynlerin çocuklarıyla arkadaş olmaktan mutlu olduğunu belirten uzmanlar, bu tutumun yanlışlığına da dikkat çekerek şunları söyledi:
“Aslında çocuklar her şeyi paylaşmıyorlar. Kendilerine ait alanları var. Özellikle arkadaşlarıyla paylaştıkları var. Çocuğunuzun arkadaşı çok ama bir tane anne ve babası var. Lütfen arkadaştan önce çocuğunuzun anne ve babası olun. Zaman zaman arkadaşı olabilirsiniz. Çocukların bir sınıra ihtiyacı var. Neyi yanlış yaptıklarına dair karar verecekler. Bu dışarının kontrolüyle olmamalı. Bir süre sonra içselleştirip kendisi karar verecektir. Eğer biz bu sınırı koymazsak başında polis, çoban gibi başında beklemek gerekebilir. Bu doğru bir şey olmayacaktır. Eskiden ataerkil aile, ondan önce anaerkil aile vardı ve şimdi ise çocukerkil aile var. Her şeyi çocukların istediği onları mutlu etmek üzerine kuruyoruz. En büyük yanlışlardan biri bu. Çocuklarımız hep mutlu olsun istiyoruz. Ancak çocukların her saniye mutlu olma şansları ve ihtimalleri yok. Her gün güneş olur mu? Bazen yağmur yağabilir. Her gün tatlı yersek tatlının bir anlamı olur mu? Yaşam da böyle bir şey. Her an, her şeyden keyif almalılar. Her şeyde olduğu gibi dünyada olumlu ve olumsuz anlar olacaktır.”
SORUMLULUK VERMEYİ ÖĞRETMEK GEREKİYOR
Çocuk yetiştirirken ona mutlaka sorumluluk verilmesi gerektiğini de vurgulayan uzmanlar “25 yaşında bir genç hanım ‘Ben yemek yapmayı bilmiyorum’ diyor. Bunu bilmesi gerekmiyor ancak nasıl okumayı, yazmayı saçımızı yapmayı biliyorsak, yemek yapmayı bilmiyorum demek övünülecek bir şey olmamalı. Yaşamda yapmamız gereken şeyler var. İnsan olarak yapmamız gerekenler var. Bu kadar koruyup kollarsak çocuklarımız sorumluluk alamıyor. Bu her cinsten çocuk için geçerli. Erkek çocuklar daha değerli oldukları için korunup kollanıyor ve sorumluluklar verilmiyor. ‘Çocuk ne yapıyor?’ diye sorduğumda cevap olarak bana ‘Canı isterse yapıyor, istemezse yapmıyor’ diyorlar. Bu doğru değil. Bir aile ise ‘Çorap katlıyor’ dedi. Bu çok güzel bir şey. Her çocuğun bir sorumluğu olmalı ve çocuklara sorumluluk verilmeli” dedi. (Haber Merkezi)
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/madde-bagimliligini-ergenlikle-karistirmayin.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/madde-bagimliligini-ergenlikle-karistirmayin.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/madde-bagimliligini-ergenlikle-karistirmayin_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/03/madde-bagimliligini-ergenlikle-karistirmayin.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/madde-bagimliligini-ergenlikle-karistirmayin/10755/</link>
			<pubDate>Tue, 03 Mar 2020 00:15:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Okul başarısızlığının nedeni sadece öğrenci değildir]]></title>
			<description><![CDATA[Eğitim-öğretim döneminin ilk yarısı bitiyor. Miniklerin karne heyecanı da, tatil beklentisiyle birlikte başladı. Günümüzde öğretim kademelerindeki öğrenciler, okul başarılarına göre değerlendirildiği için “akademik başarı” kavramı öğrencilerin yaşamlarında önemli bir rol oynuyor.
]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[“Okul başarısızlığının nedeni sadece öğrenci değildir. Okul başarısızlığının çok yönlü ve farklı nedenleri olduğu bilinmektedir” diyen Uzmanlar, ailelere önemli açıklamalarda bulundu.
ÇOCUĞUN GERÇEK YETENEĞİ İLE OKUL BAŞARISI FARKLILIK GÖSTEREBİLİR
Ülkemizde, akademik başarının en önemli göstergesi ise karnedir. Karne; her ders için alınan notları, öğrencinin zayıf ve iyi olduğu dersleri, beraberinde devamsızlık durumunu gösteren ve okul yönetimince verilen bir belgedir. Dönem sonunda öğrencilere verilen karneye göre, bazı öğrencilerin başarılı bazı öğrencilerin ise başarısız olarak değerlendirilmesi söz konusudur. Ancak öğrenciler için yapılan ‘başarılı’ veya ‘başarısız’ nitelendirmesi çoğu zaman çocuğun etiketlenmesine neden olmaktadır. Başarı; İstenen sonuca ulaşma, güdülen amaca erişme, istenileni elde etme olarak geniş bir anlam içerirken, okul başarısı öğrencinin bir akademik programdaki derslerden aldığı notların ya da puanların ortalamasıdır. Öğrencinin gerçek yeteneği ile okuldaki başarısı arasında farklılık görülebilir.
KÖTÜ KARNE ÇOCUĞU TÜM ALANLARDA BAŞARISIZ YAPMAZ
Düşük karne notları, öğrencinin tüm alanlarda başarısız olduğu anlamına gelmez. Ailelerin karne notları üzerinden, çocuğa karşı olumsuz tutum içerisinde olmaları, çocukların kendilik algılarını olumsuz etkileyerek psikolojik sorunlara yol açabilir. Okul başarısızlığının nedeni sadece öğrenci değildir. Okul başarısızlığının çok yönlü ve farklı nedenleri olduğu bilinmektedir.
PEKİ, OKUL BAŞARISIZLIĞININ NEDENLERİ NELERDİR?
Bireysel faktörlerden çocuğun doğuştan var olan yetenekleri, zekâsı, fiziksel ve bedensel özellikleri, dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu, öğrenme güçlüğü gibi nörolojik sorunları, duygusal ve psikolojik sorunların varlığı, çocuğun kişilik özellikleri vb. durumlar; karne notunun düşük gelmesine neden olan faktörlerin başında gelmektedir. Eğitim ve öğretim ortamından kaynaklanan faktörler ise; çocuğun bulunduğu okul ve öğretmen özellikleri, okuldaki eğitimin kalitesi ve niteliği, çocuğun öğretmene ve derse yönelik tutumlarıdır. Çocuğun içinde bulunduğu arkadaş grubu ve arkadaşlık ilişkileri de okul başarısını etkilemektedir. Aileden kaynaklanan faktörler ise; çocuğun içinde bulunduğu aile özellikleri, aile yaşantısı ve aile ilişkileridir. Tüm bu nedenler okul başarısızlığına neden olabilmektedir.
İŞTE AİLELERE ÖNERİLER!
* Okul başarısızlığına neden olan tüm bu faktörlerin göz önünde bulundurularak sorunun nedeni anlaşılmalıdır.
* Okul başarısızlığına neden olan tüm bu faktörler göz önünde bulundurularak, gerekli tedbirlerin alınması sağlanmalıdır.
* Öğrencinin olumlu yönlerini ve yetilerini ortaya çıkararak, geliştirmesine yardımcı olunmalıdır.
* Aileler, öğrencilere derslerinde kılavuzluk ederek, gerektiğinde destek sağlayabilmelidir.
* Çocuğun düşüncelerine saygı gösterilmeli, düşüncelerini ifade etmesine fırsat verilmeli ve bu yönde desteklenmelidir.
* Ailenin olumlu sözel ifadeler kullanması, öğrencinin okula ve derslerine motivasyonunu artmasına yardımcı olur.
* Öğrencinin duygusal yönden desteklenmesi, ihtiyaçlarının karşılanması olumlu kendilik algısı geliştirmesine böylece okul başarısının artmasına da yardımcı olur.
* Çocuğun oyun, eğlenme gibi sevdiği etkinliklere de zaman ayırarak aynı zamanda ödevlerini yapmaya elverişli ortam hazırlamalıdır.
* Çocuğun kendisi için program oluşturmasına destek olunmalı ve programa uyması takip edilmelidir. (Haber Merkezi)
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/02/okul-basarisizliginin-nedeni-sadece-ogrenci-degildir.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/02/okul-basarisizliginin-nedeni-sadece-ogrenci-degildir.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/02/okul-basarisizliginin-nedeni-sadece-ogrenci-degildir_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/02/okul-basarisizliginin-nedeni-sadece-ogrenci-degildir.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/okul-basarisizliginin-nedeni-sadece-ogrenci-degildir/10713/</link>
			<pubDate>Fri, 28 Feb 2020 00:05:19 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Çocuğunuzun arkadaşı değil, anne-babası olun]]></title>
			<description><![CDATA[Çocuğun gelişiminde anne ve baba tutumlarının önemine işaret eden uzmanlar, çocuğa arkadaş gibi yaklaşmak yerine sınır çizilmesi gerektiğini vurguluyor. “Çocuğunuzun arkadaşı değil, anne-babası olun” diyen uzmanlar, anne ve babanın çocuğunu iyi tanımasını, çocuğun mizaç ve kişisel özelliklerine uygun şekilde davranış modeli geliştirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.
]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Uzmanlar, anne-baba ve çocuk ilişkisinde denge kurmanın önemine işaret ederek sınır koymanın öğretilmesi gerektiğini söyledi. Çocukla iyi bir iletişim kurmak için çocukla arkadaş gibi olmaya çalışan ebeveynlere rastlanabildiğini belirten uzmanlar, bu durumun sağlıklı olmadığına dikkat çekti.
ANNE VE BABADAN ARKADAŞ OLMAZ
Anne ve babadan arkadaş olmayacağını belirten uzmanlar, mutlaka bir sınır çizilmesi gerektiğini kaydederek şunları söyledi:
“Çocuklarla arkadaş olmak, toplumumuzun popüler söylemlerinde yer almaktadır. Ancak toplumsal olarak zaten ebeveynlerin bir rolleri mevcutken neden bu söylemi kullanıyorlar? Toplumda modern anne-baba gibi görünme arzusunu bir kenara atarsak, diğer bir neden de iyi bir iletişim kurma çabası olarak nitelendirilebilir. Ebeveyn ve çocuk ilişkisinde sınırlar olması gerekir ama toplumsal kültürümüz sınırları duvar olarak algılamaktadır. Oysaki sınırlar çizmek, karşı tarafa saygı duymaktır. Tek taraflı bir sınır çizmeyen ebeveyn, çocuğuna saygı duyan bir ebeveyndir. Ebeveyn olmak toplumun ve ilişkinin getirdiği bir durumdur ama anne-babanın arkadaş olması toplumsal ve psikolojik bir açıklama ile desteklenemez. Çünkü anne ve babadan arkadaş olamaz. Ayrıca ebeveynler neden çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamak için arkadaş olmak zorunda olsunlar ki? Anlayışlı anne-baba, bütüncül bir bakış açısı geliştiren anne-baba olmak varken? Çocuklarımıza karşı iyi ve onu anlayan bir ebeveyn olmak için arkadaş olmamıza gerek yok.”
ÇOCUĞUNUZA UYGUN DAVRANIŞ MODELİ GELİŞTİRİN
Ebeveynlerin çocukluk döneminde sınır çizmesi gerektiğini vurgulayan uzmanlar, bu sınırların, çocuğun sosyal ortamındaki uygunluklara ve ihtiyaçlara göre şekillendirilmesi gerektiğini kaydetti. Doktorlar, “Çocuklar ile ilişki tarzları ve kuralları sadece doğru bildikleri unsurlardan oluşmamalı, o dönemin akran ilişkileri ve çağa göre de şekillenmelidir. Aslında temel olarak önce ebeveyn çocuğunu tanımalı ve buna göre davranışlarını öznel olarak ifade etmelidir. Her bilgi ve her deneyimsel metot, her çocuğa uygun değildir. O nedenle çocuğunuzu tanımalı ve ona göre bir davranış modeli geliştirilmelidir. Örneğin, çocuğunuz ile ders çalışma ve teknolojik aletlerin kullanımına yönelik sorun yaşıyor ve bunu düzene sokmak istiyorsanız, bu bağlamda çocuğunuzun ihtiyaçlarını ve motivasyonunu göz önünde bulundurarak bir anlaşma yapmak daha doğru bir hamle olacaktır. Tamamen teknolojiden uzak olması ya da çok az vakit geçirmesini beklememek gerekmektedir. O nedenle çocuğunuzun hem çağın şartlarına ve mizaç özelliklerine göre değerlendirmek daha gerçekçi bir davranış hamlesidir” diye konuştu.
ÇOCUĞA ÇİFT MESAJ VERMİŞ OLURSUNUZ
“Çocuğunuza anne-baba olun, arkadaş olmayın çünkü hiçbir arkadaş anne-babanın yerini tutmaz” diyen doktorlar, “Çocuğuna karşı arkadaş gibi olmaya gayret eden ve bunu doğru bulan ebeveynler, çocuklarına çift mesaj vermiş oluyorlar. Çocuğunuzun hatalarını arkadaşı gibi dinleyebilir misiniz? Ya da onun döneminin ihtiyaçlarını anlayıp ona gerçek bir arkadaşı gibi tahammül edebilir misiniz? Bu sorulara ya da belki buna yönelik birçok sorunun gerekliliklerini yapmak oldukça zor. Toplumsal ve ilişkisel rollerimiz var ve bu roller birbiri ile karıştığında iletişime yönelik çatışmalar yaşıyoruz. Bırakın ebeveynlerin arkadaş olmalarını, çocuk yetiştirme açısından düşünüldüğünde anne ve babanın rolleri konusunda bile ayrımlar vardır ve bu ayrımlar kültüre göre de değişim göstermektedir. Anne ve baba olarak çocuklarınızla ilgili kararları birlikte konuşmalı ve gerekçeleri çocuklarınıza uygun şekilde ifade etmelisiniz” diye konuştu.
ÇOCUK, YAŞINA UYGUN ŞEKİLDE DAVRANMALIDIR
Çocuğun yaşından olgun şekilde davranmasının da gelecekte sorunlar yaşamasına yol açabileceğini belirten uzmanlar, “Çocuk büyük adam-büyük kadın gibi davranıyorsa toplumumuzda bu durumu erken bir olgunluk olarak görüp pekiştiririz. Oysaki çocuklarımızın gelişimsel ve yaşamsal deneyimleri yaşlarına uygun bir şekilde ilerlemelidir. Benlikleri ve ihtiyaçlarına göre davranmaları daha sağlıklıdır. Bunu pekiştirmek, bireyi onay ihtiyacına sokmak veya onaylandığında sevileceğine yönelik kodlamalara neden olabilir. Böyle bir durum meydana geldiğinde uzmandan destek almak sürecin daha sağlıklı bir noktada ilerlemesini sağlayacaktır” diye konuştu.
İYİ VE ANLAYIŞLI EBEVEYN OLMAK İÇİN ARKADAŞ OLMAYA GEREK YOK
Uzmanlar, “Çocuklarınıza iyi ve anlayışlı bir anne-baba olmanız için arkadaş olmanıza gerek yok. Hatta bunu bir benzetme olarak bile kullanmanıza gerek yoktur. Çocuklarınızın kendilerine has olduklarını ve kimseye benzemediklerini düşünerek onların ihtiyaçlarına göre bir davranış modeli geliştirmek daha doğru olacaktır” dedi.
ANNE VE BABALAR BU TAVSİYELERE KULAK VERİN
Aile içinde mutlaka sınırlar olması gerektiğini belirten doktorlar, “Sınırlar, bireylerin birbirlerine saygı ve sevgi duyduğu anlamına gelen bir noktadır. Sınırları, duvar olarak anlamamak gerekmektedir. Karşılıksız seven ebeveynler olarak toplumsal, kültürel unsurları yoğun bir şekilde dayatarak çocuklarınızı mutsuz etmeyin ve onların mizaç özelliklerine, kararlarına ve düşüncelerine saygı duyun” tavsiyesinde bulundu. (Haber Merkezi)
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/02/cocugunuzun-arkadasi-degil-anne-babasi-olun.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/02/cocugunuzun-arkadasi-degil-anne-babasi-olun.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/02/cocugunuzun-arkadasi-degil-anne-babasi-olun_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/02/cocugunuzun-arkadasi-degil-anne-babasi-olun.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/cocugunuzun-arkadasi-degil-anne-babasi-olun/10712/</link>
			<pubDate>Fri, 28 Feb 2020 00:04:11 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Sık enfeksiyon geçirenler dikkat]]></title>
			<description><![CDATA[Kalp zarı iltihabı (perikardit) kalbi çevreleyen ve iki yapraktan oluşan koruyucu zar tabakasının çeşitli nedenlerle iltihaplanmasına verilen ad. Kalp zarı iltihabı ihmal edilmesi ya da doğru ve hızlı tedavi edilmemesi durumunda ölümcül olabiliyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[“Göğüs ağrısı şikâyetiyle acil servise başvuran her 1.000 kişiden 1’inde bu hastalığa rastlıyoruz. Virüslere dayandığı için enfeksiyonlar arttıkça bu hastalığın görülme sıklığı da artıyor” diyen uzmanlar, hastalıkla ilgili bilinmeyenleri anlattı, önemli uyarılarda bulundu.
VİRAL ENFEKSİYONLARA BAĞLI OLARAK GELİŞİYOR
En sık rastlanan belirtisi göğüs ağrısı olan kalp zarı iltihabı, çok büyük oranda viral enfeksiyonlara bağlı olarak gelişiyor. Daha az görülen diğer nedenleri bakteri ve mantar enfeksiyonlarıyla tüberküloz olan bu hastalığın nadir rastlanan sebepleri ise böbrek yetersizliği, guatr, ailesel akdeniz ateşi (FMF), kalp krizi, travma, kalp ameliyatı komplikasyonu, bazı kanserler ve radyasyon tedavisi komplikasyonu olarak sıralanıyor.
SIK ENFEKSİYON GEÇİRENLER RİSK ALTINDA
Hastalığın en sık rastlanan nedeni virüsler olduğu için sık enfeksiyon geçiren (özellikle sık üst solunum yolu enfeksiyonu) kişiler daha büyük risk altında bulunuyor. Ayrıca böbrek yetersizliği, bağ dokusu hastalıkları, kanser gibi kronik hastalıkları olanlar ve kalp hastalığı veya operasyonu geçirmiş olan kişiler de riskli hasta grubunda yer alıyor.
KALP KRİZİ İLE KARIŞTIRILIYOR
Kalp zarı iltihabının en önemli belirtisi göğüs ağrısı. Bu nedenle de kalp krizi ile karıştırılma ihtimali olabiliyor. Ancak bu göğüs ağrısının belirgin özellikleri hastalığı kalp krizinden ayırarak isabetli teşhis konulmasını sağlıyor. “Kalp zarı iltihabında göğüs kafesi üzerinde hissedilen ağrı nefes almak ve sırtüstü yatmakla artıyor. Hastalar bu nedenle oturmak ve öne eğilmek ihtiyacı duyuyor ve böylece ağrı azalıyor” diyen Kardiyoloji Uzmanı Dr. Umut Karabulut, bu tipik özelliğin, hastalığın kalp krizinden ve diğer göğüs ağrısı nedenlerinden ayırt edilmesindeki en önemli ipucu olduğunu vurguluyor. Hastalıkla ilgili görülen diğer belirtiler ise ateş, halsizlik, yaygın kas ağrısı, nefes darlığı; daha nadir olarak da sırt ağrısı, yutma güçlüğü, ağır vakalarda bacaklarda ödem, tansiyon düşüklüğü ve şok tablosu olarak sıralanıyor.
EKOKARDİYOGRAFİ TEŞHİSTE ALTIN YÖNTEM
Kalp zarı iltihabı kan tahlilleri, gerekirse ek biyokimyasal testler, EKG ve akciğer grafisi ile teşhis edilebiliyor. Fakat kalp ultrasonografisi anlamına gelen EKG (ekokardiyografi) teşhis konulmasındaki en değerli yöntem olarak kabul ediliyor.
TEDAVİDE HASTAYA DA ÖNEMLİ ROL DÜŞÜYOR
Uzmanlar, akut kalp zarı iltihabı durumunda genellikle birkaç haftalık ilaç tedavisi ile tam düzelme sağlandığını belirterek hastaların bu süre içerisinde 10 ila 20 gün boyunca yatak istirahati yapması ve ilaçlarını da eksiksiz ve aksatmadan alması gerektiğine dikkat çekiyor.
Hastalığın ilerlemiş olması halinde kalpte sıvı birikimi durumu ortaya çıkıyor. Bu durumda da tedavi yine ilaçlarla yapılmakla birlikte tedavi süresi birkaç ayı bulabiliyor. Eğer kalp zarında çok hızlı ve çok fazla miktarda sıvı birikimi olursa kalp sıkışması, tansiyonun hızla düşmesi ve şok tablosu ile hastanın hayatı ciddi olarak tehlikeye giriyor. Bu durumda sıvının özel iğneler ya da cerrahi yardımıyla acilen boşaltılması gerekiyor.
Tedavinin yetersiz olduğu veya iltihabın kronikleştiği durumlarda kalp zarı giderek kalınlaşıp kalbi bir zırh gibi sarıyor ve kalbin dolaşım yapmasını engelliyor. Ağır kalp yetersizliği gelişen bu durumun tedavisi ise ameliyat ile kalp zarının soyularak çıkartılması. (Haber Merkezi)
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/02/sik-enfeksiyon-gecirenler-dikkat.png</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/02/sik-enfeksiyon-gecirenler-dikkat.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/02/sik-enfeksiyon-gecirenler-dikkat_t.png"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/02/sik-enfeksiyon-gecirenler-dikkat.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/sik-enfeksiyon-gecirenler-dikkat/10694/</link>
			<pubDate>Thu, 27 Feb 2020 09:40:08 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Brokoli ve karnabahar ile gelen 5 fayda]]></title>
			<description><![CDATA[Brokoli ve karnabahar lahanagiller ailesinin iki farklı türü. Sağlığımız için önemli vitaminler, mineraller ve fitokimyasal bileşikler içeren lahanagilleri doğanın gücü yapan en önemli özelliği  kayda değer miktarda sülforafan içermesi. Uzmanlar, “Sülforafan içeriği sayesinde brokoli ve karnabahar başta olmak üzere lahanagiller ailesi; diyabetten kansere birçok hastalığa fayda sağlıyor. Ancak bol suda uzun süreli pişirme işlemi bu etkiyi azalttığından mümkün olduğunca az pişmiş olması gerekiyor"]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Brokoli ve karnabaharın akrabalıkları nedeniyle birbirine çok benzeyen özellikleri olsa da, besin içeriklerinin birbirinden biraz farklı olduğunu belirten uzmanlar, “Her ikisi de harika sebzeler ancak iş kıyaslamaya gelirse yeşil yaprakları sayesinde brokoli bir adım daha öne geçiyor. Karnabahara göre 2 kat demir, 2 kat C vitamini ve 20 kat beta karoten içeriyor; kalorisi az farkla daha düşük ve posa içeriği daha yüksek. Ancak her iki sebzeyi de kış aylarında mutfaklara daha fazla sokmak gerekiyor” diyor. Uzmanlar, brokoli ve karnabaharın besin değerleri ve sağlığa faydalarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.
KANSER SAVAŞÇISI
Brokoliye de karnabahara da acımsı tadını veren; glukozinolat adı verilen kükürtlü bileşikler. Bu kükürtlü bileşiklerin parçalanması sonucu sülforafanlar oluşuyor. Çalışmalar sülforafanların kanser gelişimini durdurmak ve engellemek gibi mucizevi etkileri olduğunu gösteriyor. Bu bileşikler kanser hücresinin aktivasyonunu azaltmaya, ürettiği kimyasalları temizlemeye ve beslenmesini engellemeye katkı sağlıyor. Özellikle meme kanseri, kalın bağırsak ve prostat kanserleri gibi türlerde daha belirgin etkiye sahip oldukları görülüyor.
TOKSİNLERDEN ARINDIRIYOR
Modern yaşamla birlikte hayatımıza çok fazla toksin girmeye başladı. Lahanagillerin detoks edici özelliği, toksik maddelerin atılımında kritik bir rol oynuyor. Brokoli ve karnabaharda bulunan fitokimyasallar ve yüksek C vitamini karaciğerde toksik maddelerin atılmasına katkı sağlıyor. İçerdikleri sülforafanlar ayrıca sebze ve meyvelerin üzerinde bulunan zararlı pestisitlerin vücuttan uzaklaştırılmasına yardımcı oluyor.
KALP SAĞLIĞINI KORUYOR
Lahanagiller antioksidan ve antiinflamatuvar özellikleri oldukça güçlü sebzeler. Kalp damar hastalıklarından korunmaya ve hastalığın sebep olduğu metabolik profilleri iyileştirmeye yardımcı oluyorlar. Yüksek potasyum ve düşük sodyum içerikleri sayesinde kan basıncını düzenlemeye katkı sağlarken; içerdikleri yüksek lif sayesinde de kötü kolesterolü (LDL)düşürüyorlar.
DİYABETTEN KORUYOR
Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilan Eker “Lahanagiller içerdikleri düşük şeker ve yüksek lif sayesinde hem kilo vermeye hem de diyabetten korunmaya yardımcı oluyor. Diyabet hastalarında kan şekerinin düşmesine ve aynı zamanda inflamatuvar belirteçlerin azalmasına katkı sağlıyor. İnsülin direnci olan kişilerde ise insülin duyarlılığını artırarak insülin direncinin kırılmasına destek oluyor” diyor.
BEYNİ GÜÇLENDİRİYOR
Brokoli ve karnabaharın içinde doğal olarak bulunan sülforafan sinir sisteminde çeşitli yolakları düzenleyerek sinir hücreleri üzerinde koruyucu etki yapıyor. Yapılan çalışmalar; sinir hücrelerini (nöronları) oksidatif stres ve inflamasyondan koruyarak Alzheimer ve Parkinson hastalıklarının temelinde yer olan mekanizmaları yavaşlattığını gösteriyor.
SALATADA ÇİĞ OLARAK TÜKETİN!
Uzmanlar, “Vitamin C ve antikarsinojen fayda sağlayan glukozinolatlar suda çözünen bileşikler olduğundan pişirme suyuna geçerler. Bol suda 10 dakika haşlanan brokoli ve karnabahar yüzde 50’den fazla glukozinolat kaybına uğrar. Bu nedenle bu sebzeleri az suda ya da buharda pişirmek ve pişirme suyunu dökmemek besin kaybını en aza indirir. Brokoli ve karnabaharı çiğ salatalarda kullanmak ise maksimum fayda sağlar. Ancak pürin kısıtlaması gereken böbrek yetmezliği ve gut hastalığı olanların doktor ve diyetisyene danışarak tüketmeleri gerekir. Gaz ve şişkinlik problemi yaşayanlar da sindirimi kolaylaştırmak için karnabahar ve brokoliyi pişmiş olarak ve kimyon ekleyerek tüketmelidir. Tüm sebze ve meyvelerde olduğu gibi brokoli ve karnabaharın da bol suda ovarak yıkanması, gerekirse karbonatlı suda bekletilmesi pestisitlerden büyük ölçüde arındırmaya yardımcı olacaktır” diyor.
Besin değerleri:
100 gr için
Brokoli
Karnabahar
Enerji
39 kkal
29 kkal
Protein
3 g
1.6 g
Lif
3,4 g
2,3 g
Kalsiyum
47 mg
22 mg
Demir
1,2 mg
0,4 mg
Potasyum, K
349 mg
293 mg
Vitamin C
108 mg
45 mg
Beta karoten
997 mcg
44 mcg
(Haber Merkezi)
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/02/brokoli-ve-karnabahar-ile-gelen-5-fayda.png</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/02/brokoli-ve-karnabahar-ile-gelen-5-fayda.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/02/brokoli-ve-karnabahar-ile-gelen-5-fayda_t.png"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/02/brokoli-ve-karnabahar-ile-gelen-5-fayda.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/brokoli-ve-karnabahar-ile-gelen-5-fayda/10693/</link>
			<pubDate>Thu, 27 Feb 2020 09:38:07 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Soğuk havalarda kalbinizi koruyacak 6 öneri]]></title>
			<description><![CDATA[Kış mevsimi deyince akla çoğunlukla gribal enfeksiyonlar gelse de soğuk hava kalp hastalıklarında da artışa neden oluyor; hatta kalp krizi riskini yüzde 30 oranında artırıyor. Özellikle kalp, yüksek tansiyon, diyabet, akciğer hastalığı ve obezite gibi rahatsızlıkları olanların yanı sıra sigara içenler ve yaşlılarda da risk fazlalaşıyor. Bu nedenle göğüsteki sıkışma ve ağrı hissinin ciddiye alınması gerekiyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[SIKI GİYİNİN
Soğuk havalara karşı alınabilecek en basit önlem, mevsim şartlarına ve hava durumuna uygun giyinerek korunmak. Özellikle ilerleyen yaşlarda soğuğu hissetme yeteneğimizde azalma olabileceğine işaret eden Uzmanlar, “Bu nedenle kalın giyinme ihtiyacı duymayabiliyoruz. Bazen de şık görünmek uğruna vücudumuzu soğuğa maruz bırakabiliyoruz. Ancak unutulmamalıdır ki soğuğa bağlı kalp krizi riskini düşürmenin en kolay yolu, soğuktan korunmak. Sıkı giyinirken bere, atkı, eldiven gibi aksesuarları da ihmal etmemek gerekir” diyor.
FAZLA EGZERSİZ YAPMAYIN
Soğuk kış aylarında kalp ve damar sistemimizin iş yükünün başında, vücut sıcaklığımızı korumak geliyor. Yüksek tempolu ve yoğun egzersizler de kalbin bu yükünü kat kat artırıyor. Çok soğuk havada yük taşımak, kar küremek, kara saplanan bir arabayı itmeye çalışmak gibi ani ve hazırlıksız hareketler, kalp damarlarında aşırı strese neden oluyor. Damarlarda birikmiş olan plakların yırtılmasına yol açarak kalp krizi veya benzer bir durumu ortaya çıkarabiliyor. Ayrıca açık havada spor yapacak olanların, egzersiz öncesinde en az 15-20 dakika ısınma hareketi yapması şart. Yapılan spora uygun giyinmek, tok karnına egzersiz yapmamak, egzersiz sonrası soğuma dönemini kapalı ve uygun sıcaklıktaki bir ortamda geçirmek de dikkat edilmesi gereken diğer önemli noktalar.
İLAÇLARINIZI DÜZENLİ KULLANIN!
Kışın değişen düzen ve koşullara karşın kronik rahatsızlığınız için kullandığınız tedavileri aksatmamanız, kontrollerinizi ihmal etmemeniz hayati önem taşıyor. Grip ve zatürrenin de; özellikle diyabet, hipertansiyon, akciğer hastalığı, kalp damar hastalığı gibi kronik rahatsızlığı olanlar ile yaşlılar için hayati riske yol açabilmesi de, aşıyı gerekli kılıyor.
BESLENMENİZE DİKKAT EDİN
Kışın artan kalori ihtiyacımızla birlikte beslenme düzenimiz de değişebiliyor. Ancak uzun süren açlık döneminin ardından birden yağ ve karbonhidrattan zengin yiyecekleri aşırı şekilde tüketme, kalbin iş yükünü ve stresini belirgin düzeyde artırıyor. Bu nedenle uzun süreli açlıklardan kaçınmak, vitamin ve sebze yönünden dengeli şekilde beslenmek çok büyük önem taşıyor.
SİGARA VE ALKOLDEN UZAK DURUN
Uzmanlar, “Sigara ve alkolden uzak durmak çok önemli. Hem genel sağlık açısından zararları hem de alkolün soğuk algımızı azaltarak ve cilt damarlarını geçici genişleterek ısınma hissi oluşturması, kalbin iş yükünü çoğaltarak yorulmasına neden oluyor” diyor.
TEMKİNLİ VE TEDARİKLİ OLUN
Soğuk havada kalbinizi korumak için, işlerinizi aceleye getirmeyin, yanınızda gerekli ilaçlarınız ve telefonunuz olmadan dışarı çıkmayın. Yardım alma olanağınızın olmadığı yerlerde soğukta kalmamak için önlemlerinizi önceden alın. (Haber Merkezi)
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/02/soguk-havalarda-kalbinizi-koruyacak-6-oneri.png</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/02/soguk-havalarda-kalbinizi-koruyacak-6-oneri.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/02/soguk-havalarda-kalbinizi-koruyacak-6-oneri_t.png"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/02/soguk-havalarda-kalbinizi-koruyacak-6-oneri.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/soguk-havalarda-kalbinizi-koruyacak-6-oneri/10660/</link>
			<pubDate>Tue, 25 Feb 2020 00:11:17 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[‘Yumurta dondurma’ işlemi ile ilgili merak edilenler‘]]></title>
			<description><![CDATA[Kadın yaşı ilerledikçe yumurta rezervi azalıyor ve yumurta kalitesi bozuluyor. Özellikle 40 yaş sonrası yumurtalarda bu olumsuz etkilenme belirginleşiyor. İlerleyen yaş ile birlikte yumurtalıklarda genetik problem riskinin arttığını ve gebelik oranlarının düştüğünü belirten uzmanlar, yumurta dondurma işlemi ile ilgili merak edilen soruları yanıtladı.
]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[YUMURTA DONDURMA İŞLEMİ KİMLERE UYGULANMALI?
Herhangi bir hastalık (kanser ve cerrahi işlem) ve tedavi (kemoterapi, radyoterapi vb) nedeniyle yumurtalık dokusunu kaybetme riski olan kişiler, bu tedavi öncesinde yumurtalarını dondurup, tedavi süreci bittikten sonra rahatlıkla bu yumurtaları kullanıp gebe kalabiliyorlar.
YUMURTA DONDURMA İŞLEMİ EN ÇOK KİMLERE ÖNERİLİYOR?
Herhangi bir hastalık nedeniyle yumurtalarını kaybetme riski olan hastaların yanı sıra en çok önerdiğimiz kişiler, gebelik planını erteleyen, yumurta rezervi azalmaya başlayan tüm kadınlar. Çünkü artık yasalarımız da bu tedaviyi destekliyor. Yani yumurta rezervi azalmaya başlayan, yaş faktörü olan tüm kadınlar yumurtalarını dondurabiliyor. Ve gebelik düşündükleri zaman artık yumurtalıkları çalışmasa bile dondurdukları yumurtaları olduğu için gebelik şansını kaçırmıyorlar. Kadınların, yumurtalarını dondurmaları için evlilik şartı da bulunmuyor.
YUMURTA DONDURMA İŞLEMİNE NE ZAMAN BAŞLANMALI?
Bu işlem çok uzun zaman ayrılması gerektiren bir işlem değil. Tedavi, adetin 2. veya 3. günü başlıyor. Amacımız hormon tedavisi ile birlikte yumurtaları uyarmak ve onları belli bir sayı ve olgunluğa ulaştırmak. Yaklaşık 10-11 günde istediğimiz gelişmeyi elde ediyoruz ve yumurta toplama işlemine geçiyoruz. Yumurtalar toplandıktan sonra iyi kalitede yumurtalarımızı donduruyoruz. Kısaca tedavinin yaklaşık 14 gün sürdüğünü söyleyebiliriz.
YUMURTA NE KADAR SÜRE SAKLANABİLİYOR?
Yasal olarak 5 yıl yumurtaları saklayabiliriz. Sonrasında da bakanlık onayı ile uzatabiliyoruz. (Haber Merkezi)
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/02/yumurta-dondurma-islemi-ile-ilgili-merak-edilenler.png</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/02/yumurta-dondurma-islemi-ile-ilgili-merak-edilenler.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/02/yumurta-dondurma-islemi-ile-ilgili-merak-edilenler_t.png"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/02/yumurta-dondurma-islemi-ile-ilgili-merak-edilenler.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/yumurta-dondurma-islemi-ile-ilgili-merak-edilenler/10659/</link>
			<pubDate>Tue, 25 Feb 2020 00:11:08 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Lıposuctıon ile ilgili bilmeniz gerekenler]]></title>
			<description><![CDATA[Vücut hatlarının daha iyi şekillendirilmesi amacıyla, spor ve diyete dirençli yağların alındığı liposuction yani yağ aldırma işlemi, genellikle bel, basen, göbek, bacak içi ve gıdı gibi belirli bölgelere uygulanıyor. Son dönemlerde hareketsiz yaşam tarzının yaygınlaşması ile birlikte obezitenin de artış göstermesi, liposuction ameliyatlarına olan ilginin artmasına sebep oluyor. Ancak en sık yapılan estetik operasyonlardan biri olan bu uygulama hakkında halk arasında doğru bilinen pek çok yanlış ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[DİYET VE SPORA ALTERNATİF BİR YÖNTEM DEĞİL
Liposuction kesinlikle diyet ve spor yapmak istemeyen kişiler için uygulanan bir ameliyat olarak görülmemelidir. Liposuction yaptırmak için estetik ve plastik cerrahi uzmanlarına başvuran hastaların diyet yapıp yapmadığı mutlaka sorgulanmalıdır. Hastaların hem sağlıklı olmaları hem de fazla kilolarından kurtulmaları için dengeli bir beslenme ve hareket düzenine sahip olması gerekmektedir. Spor ve diyet yapmayıp, fazla yağlarından liposuction ile kurtulmak isteyen hastaların operasyon talepleri kabul edilmemelidir. Çünkü hayat ve hareket düzenini değiştirmeyen hastalarda, yapılan operasyonun ardından yağlanma artışının devam ettiği görülmektedir. Liposuction ideal kiloya ulaşılmasına rağmen, vücutta erimeyen yağ depolarının kalması durumunda etkili bir çözüm olmaktadır.
LİPOSUCTİON KİLO VERDİRMEK DÜŞÜNCESİ İLE UYGULANIYOR
Liposuction tam anlamıyla vücut hatlarına şekil verme ameliyatıdır. Bu ameliyatlar kilo vermek amacıyla yapılmamaktadır. Bir hastadan beş litre yağ çekilmesi, o hastanın beş kilo zayıfladığı anlamına gelmemektedir. Çünkü litrenin kilo olarak yansıması birebir değildir. Liposuction, vücut hatlarında bölgesel çıkıntı ya da şekilsizlikleri gidermek için yapılmaktadır.
LİPOSUCTİON ÇATLAKLARINIZI GİDERMEZ
İnsan derisi iki katmandan oluşmaktadır. Üstte epidermis denilen ince bir tabaka onun altında da dermis adı verilen kalın bir katman bulunmaktadır. Derideki çatlaklar hızlı kilo alıp verme, ilaç kullanımı ya da yapısal olarak ortaya çıkmaktadır. Çatlaklar, üstteki ince deri tabakası sağlam kalırken, alttaki kalın elastik tabakanın yırtılması ve dışarıdan çatlamış bir görüntünün oluşması ile ortaya çıkmaktadır. Liposuction ile en alttan yağ alarak o bölgede oluşan çatlak tedavi edilememektedir. Yani yağ alma işlemi öncesi var olan çatlaklar, işlem sonrasında da kalmaya devam edecektir.
SELÜLİTLERİNİZİN YOK OLMASINI BEKLEMEYİN!
Liposuction kesinlikle bir selülit tedavisi değildir. Bu işlemi yaptırdıktan sonra selülit görünümü azalmayacaktır. Çünkü özellikle bacaklarda oluşan portakal kabuğu görüntüsü, yağ birikimi dışında farklı bir mekanizma ile oluşmaktadır. Eğer hastanın deri kalitesi yeterli değilse, ameliyattan sonra da selülit görüntüsü devam etmektedir.
LİPOSUCTİON SONRASI DİKKAT EDİLMEZSE YENİDEN YAĞLANMA GÖRÜLÜR
Bu ameliyattan sonra “Nasıl olsa ben yağlarımı aldırdım bundan sonra ne yaparsam yapayım tekrar yağlanmam” söylemleri doğru değildir. Liposuction yapılan bölgedeki yağ hücrelerinin yüzde 80-90’ı çıkarıldığı için o bölgede kolay kolay yağlanma meydana gelmez. Ancak hastaların kilo alma biçiminin değiştiği bir gerçektir. Bel bölgesinde liposuction uygulanan bir hastanın kilo alması bu hattı çok etkilemezken, basen ya da göbek bölgesinde yağlanmaya sebep olabilmektedir. Bu nedenle operasyon sonrasında kişilerin tekrar kilo alabilecekleri ve yağlanma sorunu yaşayabilecekleri akılda tutulmalıdır.
Liposuction işleminin mutlaka bu konuda uzman doktorlara yaptırılması, bir seansta alınacak yağ oranına dikkat edilmesi çok önemlidir. (Haber Merkezi)
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/02/liposuction-ile-ilgili-bilmeniz-gerekenler.png</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/02/liposuction-ile-ilgili-bilmeniz-gerekenler.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/02/liposuction-ile-ilgili-bilmeniz-gerekenler_t.png"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/02/liposuction-ile-ilgili-bilmeniz-gerekenler.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/liposuction-ile-ilgili-bilmeniz-gerekenler/10658/</link>
			<pubDate>Tue, 25 Feb 2020 00:10:52 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Ağız kokusu mide fıtığı belirtisi olabilir]]></title>
			<description><![CDATA[Ağız kokusu, mide yanması ve ses kısıklıkları ile kendisini belli eden mide fıtığı, tedavi edilmediği takdirde reflüye de neden olarak hastalara zor bir süreç yaşatabiliyor. Ancak erken dönemde teşhis edilen mide fıtığı, laparoskopik yöntemlerle başarıyla tedavi edilebiliyor. Uzmanlar, mide fıtığının nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[50 YAŞ ÜZERİNDEYSENİZ DİKKAT!
Mide fıtığı, mide ile yemek borusu arasındaki kasların zayıflaması veya erimesi ile midenin yemek borusuna doğru sarkması şeklinde ortaya çıkmaktadır. Farklı nedenlerle birlikte midenin yukarı kısmındaki kasların zayıflık ve genişliğe meyilli olması da mide fıtığına neden olabilir. Yani bu hastalık diyafram kasının zayıflamasıyla ortaya çıkmaktadır. Her yaşta görülebilen mide fıtığı genellikle 50 yaş ve üzeri kişilerde ortaya çıkmaktadır. Mide fıtığına yol açan birçok neden vardır. Obezite, sağlıksız beslenme nedeniyle sürekli kabız olmak, ileri yaşa bağlı kas zayıflamasının ortaya çıkması, kronik sigara içiciliği, genetik olarak bu hastalığa bedensel yatkınlık, kaygılı ve stresli yaşam mide fıtığının ortaya çıkma ihtimalini artırır. Ağır taşıma, hamilelik ve vücudu aşırı zorlama da nedenler arasında sayılabilir. Mide fıtığı tedavi edilmediği takdirde bazı hastalarda şiddetli reflüye neden olabilir.
BELİRTİSİZ BAŞLAYABİLİR
Mide fıtığı çoğu zaman hiçbir belirti vermeyerek sinsi bir şekilde ilerler. İlerleyen dönemlerde de şu belirtilerle kendisini gösterebilmektedir:
Ağız kokusu,
Midede ve göğüs arkasında yanma, ekşime
Yemek esnasında boğazda ve yemek borusunda takılma hissi
Gece yüksek yastıkta yatma ihtiyacı,
Öksürük krizleri, ses kısıklığı
Ani geğirmeler
Ağırlık kaldırırken, eğilirken, dışkılamada göğüs kafesi arkasında yanma, ağrı
Gıda artıklarının aniden ağıza gelmesi
Paraösefagial tipte mide kanaması, kanlı kusma
Gece geç saatte yemek yemeyin
Gece geç saatlerde yemek yememek ya da tok karnına yüzmemek mide fıtığı için önlemdir. Kabızlığı da önleyen lifli gıdalarla beslenilmelidir. Ağır işlerde çalışanlar ergonomik açıdan tedbirli olmalıdır. Gebe olanlar beslenmelerinde aşırıya kaçmamalıdır. Alkol, sigara, kahve, çikolata, asitli yiyecek ve içecekler, aşırı yağlı gıdalar, acılı, salçalı ve baharatlı gıdalar mide kapakçığını gevşetir. Yatmadan 2 saat önce gıda alımı durdurulmalıdır. Bunlara karşı dikkatli olunmalıdır. Stresten kaçınmak da çok önemlidir.
HASTALAR KISA SÜREDE İYİLEŞİYOR
Mide fıtığı tedavisi reflü tedavisine benzer. Belirtilmiş bir ilaç tedavisi bulunmamaktadır. Kişinin diyetine dikkat ederek mide sağlığını koruması çok önemlidir. Laparoskopik kamera ameliyatıyla teknolojik gelişmelerin ışığında, hastalar tedavi olabilmektedir. Bu şekilde yapılan mide fıtığı ameliyatıyla kişiler ameliyat günü veya ameliyattan bir gün sonra taburcu olabilmektedir. Bu teknikte minik deliklerden girilerek fıtıklaşan kısım tamir edilmekte ve üzerine gerekirse yama konulmaktadır. Takiben fundoplikasyon denilen mide kapağı yapma işlemi laparoskopik kamera eşliğinde gerçekleştirilmektedir. Ameliyatın başarı oranı yüzde 90’ın üzerindedir.
MİDE FITIĞINDA AMELİYAT GEREKTİREN DURUMLAR
Bazı durumlarda mide fıtığı acil olarak ameliyatla tedavi edilmelidir. Ameliyat olması gereken durumlar şöyle sıralanabilir:
Mide içerisindeki asit, yemek borusu iç kısmını döşeyen epitelde hasara neden olur. Bu durum kronikleşirse, yemek borusunda Barrett olarak isimlendirilen ve kansere dönüşme olasılığı olan değişiklikler ortaya çıkar. Bu durumda kesin ameliyat önerilir.
Ömür boyu ilaç kullanmak istemeyen hastalar ameliyatla tedavi edilebilir.
Mide fıtığının bazı türlerinde fıtık boğulması oluşabilir. Böyle durumlarda reflünün şiddetine bakmadan acil ameliyat gerekir.
Doğum kontrol ilaçları, tansiyon, kemik erimesi ilaçları ve ağrı kesiciler reflüyü tetikler. Bu ilaçların kesilmesinin mümkün olmadığı durumlarda ameliyat gerekir.
Kilo vermekte zorlanan, stresli ortamlarda yaşayan, devamlı ilaç kullanmakta zorlanan reflü hastalarında ameliyat, bir seçenek olarak düşünülmektedir. (AA)
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/02/agiz-kokusu-mide-fitigi-belirtisi-olabilir.png</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/02/agiz-kokusu-mide-fitigi-belirtisi-olabilir.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/02/agiz-kokusu-mide-fitigi-belirtisi-olabilir_t.png"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/02/agiz-kokusu-mide-fitigi-belirtisi-olabilir.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/agiz-kokusu-mide-fitigi-belirtisi-olabilir/10613/</link>
			<pubDate>Sat, 22 Feb 2020 00:07:30 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Demir yapan 10 besin!]]></title>
			<description><![CDATA[Demir eksikliği ülkemizde özellikle de kadınlar ve çocuklarda çok yaygın görülen önemli bir sorun. Zira vücudumuz için temel bir mineral olan demir, kan yapımının yanı sıra, fiziksel büyüme, nörolojik gelişim, hücresel fonksiyonlar, bazı hormonların sentezi ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi için olmazsa olmaz öneme sahip. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Uzmanlar “Vücudun demir depoları düştüğünde oksijeni taşımak için yeterli ve normal kırmızı kan hücreleri yapılamıyor ve demir eksikliği anemisi gelişebiliyor. Halsizlik, dikkatsizlik, deride solgunluk, çabuk yorulma, baş dönmesi, iştahsızlık, soğuğa hassasiyet gibi belirtilerle ortaya çıkan demir eksikliğini, demir içeriği yüksek besinlerle gidermek mümkün. Demir içeriği yüksek besinler kan yapımına destek olarak kansızlığı gidermeye fayda sağlıyor” diyor. Uzmanlar, zengin demir içeren 10 besini açıkladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.
KABAK ÇEKİRDEĞİ
Demir ihtiyacının karşılanmasına fayda sağlayan kabak çekirdeğinin 100 gramı, 9 mg demir içeriyor. Aynı zamanda B, E vitaminleri, potasyum, magnezyum ve çinko açısından da zengin bir besin olan kabak çekirdeğini salataların üzerine, yoğurdun içine veya ara öğün alternatifi olarak demir içeriği yüksek kuru meyvelerinizin yanına ekleyebilirsiniz. Ancak enerji yoğunluğunun yüksek olması nedeniyle günde 1 avuç (10 gr) tüketmek yeterli.
KIRMIZI ET
Kırmızı etin 100 gr’ı 2.7 mg demir içeriği ile yaklaşık olarak günlük alınması gereken demirin yüzde 15’ini karşılıyor. Bu nedenle potansiyel olarak anemiye (kansızlık) eğilimli olan kişiler için oldukça önemli. Ancak kolesterol içeriğinin yüksek olması nedeniyle kronik hastalık öyküsü olanların ölçülü tüketmeye dikkat etmesi gerekiyor. Amerikan Kanser Araştırmaları Enstitüsü, kırmızı etin haftada 350-500 gramdan fazla tüketilmemesi konusunda uyarıyor.
KURU MEYVELER
Demir içeriği ile anemiye karşı koruyucu, yüksek antioksidan içeriği ile bağışıklık sistemini güçlendiren kuru meyveler, kalori içeriğinin yoğun olması ve kan şekerini hızlı yükseltmesi nedeniyle ölçülü tüketilmeli. Ara öğünlerde tüketeceğiniz 1 porsiyon kuru meyvenin (1 yemek kaşığı kuru üzüm, 3-4 adet kuru kayısı/erik, 1 adet kuru incir vb.) yanına ekleyeceğiniz 2 tam ceviz içi veya 6 adet fındık ile kan şekeri dengesi sağlayarak günlük demir ihtiyacınıza destek olabilirsiniz. Diğer kuru meyvelere kıyasla çekirdekli kuru üzümün demir içeriği daha yüksek. Ancak diyabet hastalarının dikkat etmesi gerekiyor. Açıkta satılan kuru meyveler de denetimsiz depolama koşulları nedeniyle fayda yerine zarar verebileceğinden, şeker ilavesiz paketli ürünleri tercih edebilirsiniz.
YUMURTA
Anne sütünden sonra gelen en kaliteli protein olarak nitelendirilebilen yumurta, içeriğindeki zengin demir sayesinde de anemi riskinin önüne geçebiliyor, bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıklara karşı koruma sağlayabiliyor. Günde bir yumurta tüketmeyi ihmal etmeyin. Yumurtanın C vitamininden zengin roka, maydanoz, tere, turunçgiller gibi besinler ile zenginleştirilmesi içerisindeki demir oranını artırıyor.
KURUBAKLAGİLLER
Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Binöz “Mercimek, nohut, kurufasulye, börülce, barbunya gibi kurubaklagiller yüksek demir içeriği ile anemiye karşı koruyucudur. Aynı zamanda emzikli ve hamilelik dönemlerinde artan protein ve demir gereksinmesi için de önemlidir. Kurubaklagillerin yanında bol limonlu yeşillik tüketerek demirin emilimini artırabilirsiniz. Ancak iyi pişmemiş kurubaklagillerin demir emilimini olumsuz etkileyeceği göz ardı edilmemeli” diyor.
KARACİĞER
Demirin en önemli kaynağı olan karaciğer, kan yapıcı özelliği ile öne çıkıyor. Ancak demir eksikliği anemisi olanların, karaciğer gibi organ etlerini yüksek kolesterol oranlarına sahip olması sebebiyle uzman kontrolünde tüketmelerinde fayda var.
BEYAZ ET
Kırmızı et tüketmeyenler için beyaz et tüketimi demir gereksinmesinin karşılanmasında önemli fayda sağlıyor. Beyaz eti derisiz ve ızgara/haşlama pişirme yöntemleri ile hazırlayarak daha sağlıklı hale getirebilirsiniz. Aynı zamanda vücuttaki demir kullanılabilirliğini artırmak için beyaz et seçiminizin yanına pekmez ve limonla tatlandırılmış salatalarınızı kabak çekirdeğiyle süsleyerek öğününüzü demir deposu haline getirebilirsiniz.
ISPANAK
Kış aylarının önemli sebzesi ıspanak, demir için güzel bir kaynak. Ancak ıspanağın doğal olarak yapısında bulunan polifenolik molekül olan oksalik asit içeriği demiri bağlayarak vücut emilimini olumsuz etkiliyor. Bu durumda ıspanağı çiğ yerine pişmiş olarak tüketip, tüketirken yanına C vitamini ilavesi yaparak vücuttaki demir emilimini artırabilirsiniz. Ispanağı pişirirken, vitamin ve mineral kaybını olabildiğince önlemek için fazla pişirmemeye dikkat edin. Aynı zamanda pürin içeriğinin yüksek olması sebebiyle gut hastaları dikkatli olmalı.
PEKMEZ
Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Binöz “Pekmez; demir, kalsiyum, fosfor, potasyum ile kolay ve besleyici enerji kaynağı alternatifidir. Demir içeriği ile kansızlık problemi olanlara takviye edici olmaktadır. 20 g pekmez; 2 mg demir içerir. Demir ihtiyacı yüksek olan bebek ve çocuk beslenmesinde tatlandırıcı alternatifi olarak kullanılabilir. Ancak kan şekerini hızlı yükseltmesi sebebiyle porsiyon kontrolüne dikkat edilmeli; satın alırken glukoz-fruktoz şurubu içermemesi için etiket okumaya özen gösterilmelidir” diyor.
TAHİN
Susam tohumundan elde edilen tahin de; demir, kalsiyum, magnezyum, fosfor bakır, selenyum içeriği ile vücut direncini artırıyor. Yağ örüntüsü kalp sağlığına koruyucu etki gösteren doymamış yağ asitlerinden oluşuyor. Enerji içeriğinin yüksek olması sebebiyle porsiyon kontrollü olarak tercih edilmeli. Günde 1-2 tatlı kaşığı tahin-pekmez ikilisi günlük demir ihtiyacının karşılanmasında özellikle et tüketmeyen kişiler ve emzikliler için güçlü bir alternatif olarak karşımıza çıkıyor.
DEMİRİN ETKİSİNİ ARTIRMAK İÇİN BU ÖNERİLERE DİKKAT!
Demir kaynağı olan besinlerin yanında mutlaka C vitamini içeren besinler tüketin.
Demir emilimini yavaşlattığı için süt ve süt ürünlerini ara öğünlerde tercih edin.
Yemekten hemen sonra çay, kahve tüketmeyin; en az 1 saat geçmesine dikkat edin.
Kolalı içeceklerden kaçının. (Haber Merkezi)
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/02/demir-yapan-10-besin.png</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/02/demir-yapan-10-besin.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/02/demir-yapan-10-besin_t.png"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/02/demir-yapan-10-besin.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/demir-yapan-10-besin/10612/</link>
			<pubDate>Sat, 22 Feb 2020 00:07:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Doğru antibiyotik kullanımı nasıl olmalı?]]></title>
			<description><![CDATA[Doktorun önermesi halinde antibiyotik tedavisinin uygulanması gerektiğini belirten uzmanlar, bu tedavinin de yarım bırakılmaması gerektiği hatırlatmasını yapıyor. Antibiyotik kullanımında kimi zaman kanlı ishalin görülebileceğini belirten uzmanlar, mutlaka hekime danışılması gerektiğini vurguluyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Her yıl 18 Kasım Avrupa Antbiyotik Farkındalık Günü olarak anılıyor. Bu özel günde bilinçli antibiyotik kullanımı hakkında farkındalık oluşturulması amaçlanıyor.
Uzmanlar, antibiyotik kullanımına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
ANTİBİYOTİK DOKTOR ÖNERMEDİKÇE KULLANILMAMALIDIR
Antibiyotiklerin birçoğunun gereksiz olarak kullanıldığını oysa birçok hastalığın antibiyotik tedavisi görmeden de düzeldiğini belirten Uzmanlar, “Mesela en çok görülen üst solunum yolu enfeksiyonları viral kaynaklıdır ve antibiyotik kullanımını gerektirmez. Bu nedenle antibiyotik gerekmediği takdirde ve doktor onayı olmadıkça başlanmaması gereken bir tedavi yöntemidir” dedi.
ANTİBİYOTİK TEDAVİSİ MUTLAKA TAMAMLANMALIDIR
Antibiyotik tedavisinin yarım bırakılmaması gerektiğini de vurgulayan Doktorlar, “Antibiyotik tedavisi tamamlanmalıdır. Yarım bırakılan tedavi, hastanın iyileşme sürecini uzatır. Belli zaman aralığında kullanılması gereken ilaç tedavileri, belirtilen süre zarfında bitirilmelidir. Yarım bırakılan tedaviler zarar verir” uyarısında bulundu.
ANTİBİYOTİK HANGİ DURUMLARDA KULLANILMALIDIR?
Antibiyotiğin doktor önerisiyle ve gerektiği takdirde başlanması gereken bir tedavi olduğunu kaydeden Doktorlar, “Fizik tedavi bulguları, kan tahlillerini desteklemesi durumunda doktor eğer bu yönde bir öneride bulunursa antibiyotik alınmalıdır. Zaten son dönemlerde de antibiyotik kullanımının azaltılması, gereksiz kullanımının önüne geçilebilmesi için önemli bir çaba var. Biz de aynı şekilde antibiyotiğin doktor kontrolünde kullanılması gerektiğini hatırlatıyoruz” dedi.
ÇOK KULLANIMI ZARAR VERİYOR
Doktorlar, çok antibiyotik kullanımının da vücuda zarar verdiğini belirterek “Çünkü antibiyotik tedavisi vücudun kendi içerisindeki mikroorganizmaları da etkileyen bir tedavi yöntemidir. Bağırsak florasında, ağız içerisinde, deri yüzeyinde ilacın kendisinin oluşturacağı birçok tesiri de düşünecek olursak gereksiz antibiyotik kesinlikle kullanılmamalıdır” dedi.
ANTİBİYOTİK KULLANIMI İSHALE YOL AÇABİLİR
Antibiyotik kullanımında ortaya çıkan ishal vakalarına değinen Doktorlar, rutin enfeksiyonlar sonrası kullanılan antibiyotiklerin bağırsakta bulunan iyi huylu mikroorganizmaları azaltıp kötü huylu patojen mikroorganizmaları artırarak ishale neden olabileceğini söyledi.
KANLI İSHAL GÖRÜLEBİLİR
Bu tür durumlarda genellikle kanlı ishalin gözlemlendiğini belirten Doktorlar, “Bu tür durumlarda bir hekime müracaat edip kanlı ishalin sebebinin neden kaynaklandığının anlaşılması ve sorunun çözülmesi gerekir. Hem kullanılan antibiyotiği hem de hekimin yaptığı tetkiklerin değerlendirilmesi gerekir” uyarısında bulundu.
MİDE KORUYUCU İLAÇLAR KULLANILMALI
Doktorlar, “Antibiyotik ishalini önlemek çok mümkün değildir ancak o antibiyotiği kullandıktan sonra bu enfeksiyon ortaya çıkacağı için benzer antibiyotiklerin ve muadil ilaçların kullanılmaması gerekir. Olası bir antibiyotik ishali durumunda da mide koruyucu ilaçlar, bağırsakları düzenleyici ilaçlar ve antibiyotiğin öne çıkardığı mikroorganizmanın azalması için başka ilaçlar kullanmak faydalı olacaktır” dedi. (Haber Merkezi)
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/01/dogru-antibiyotik-kullanimi-nasil-olmali.png</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/01/dogru-antibiyotik-kullanimi-nasil-olmali.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/01/dogru-antibiyotik-kullanimi-nasil-olmali_t.png"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/01/dogru-antibiyotik-kullanimi-nasil-olmali.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/dogru-antibiyotik-kullanimi-nasil-olmali/10307/</link>
			<pubDate>Thu, 30 Jan 2020 00:20:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Karne sevinci kaygıya dönüşmesin]]></title>
			<description><![CDATA[Çocuklar yoğun bir dönemi geride bırakarak karnelerini aldı. Karnenin çocuğun bir dönemdeki eğitim durumu hakkında bir geribildirim olduğunu hatırlatan Doktorlar, “Karneyi analiz etmeyi öğrenmesi, aslında hayatta zor şeyleri analiz etmesinin küçük bir başlangıcıdır” diyor. Aileleri kıyaslama yapmamaları konusunda uyaran Tarhan, kıyaslama yapmanın çocukta utanç, suçluluk ve eksiklik duygusunu ortaya çıkardığına dikkat çekiyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Uzmanlar, karne ve sömestr tatil dönemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
KARNENİN ANLAMI, İYİ ANLAŞILMALIDIR
Çocuğun karneyle olan ilişkisini hayatla olan ilişkisinin bir biçimi şeklinde öğrendiğini belirten uzmanlar, “Karnenin çocuğun zihin dünyasındaki değerini ve anlamını doğru bir şekilde yapabilirsek çocuk gelecekte hayatla ilişkisine yön verecek beceriler kazanabilir. Karnede en önemli konu, karnenin ne olduğunu ve ne anlama geldiğini hem eğitimcinin hem annenin hem babanın hem çocuğun bilmesidir. Karnenin anlamı aslında çocuğun bir dönemlik eğitiminin geri bildirimidir amaç budur. Bu hem anne baba veli için hem de öğretmenler ve okul idaresi için önemlidir. Karneyi bu şekilde değerlendirmek gerekir. Karneye farklı anlamlar yüklendiği zaman çocukta özgüven eksikliği ya da içine kapanma hissi, utanç duygusu oluyor veya hep başkasını suçlamayı öğreniyor. Karneyi analiz etmeyi öğrenmesi, aslında hayatta zor şeyleri analiz etmesinin küçük bir başlangıcıdır” diye konuştu.
KARNEYE DEĞERİNDEN FAZLA BİR ANLAM YÜKLEMEMEK GEREKİYOR
Karneyi değerlendirirken dengeli olunması gerektiğini, karnenin küçümsenmemesi ya da abartılmaması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Karneyi abartarak sanki çocuğun iyi insan olup olmadığının göstergesi ya da bir değer ölçüsü gibi bir anlam yüklememek gerek. Fazla anlan yüklendiğinde çocuk eğer notları düşükse karneyi saklama ya da üzerinde oynama yapma gibi tepkiler verebiliyor. Bunun arka planında genellikle anne babanın çocukla diyalog kuramaması vardır. Bu nedenle çocuğa karnenin değil, kendisinin önemli ve değerli olduğu duygusunu vermek gerekiyor” önerisinde bulundu.
Karnenin çocuğun sorumluluk duygusu taşıyıp taşımadığını saptamak için bir araç olarak değerlendirilmesi gerektiğini de kaydeden Uzmanlar, “Karne geldiği zaman çocuğu iki şekilde değerlendirmek gerekiyor; sorumluluk duygusu olan çocuk ve sorumluluk duygusu olmayan çocuk. Çocuğun sorumluluk duygusu varsa yani derslerine çalışmış olmasına rağmen notları iyi değil ise o çocuğa farklı yaklaşılmalıdır. Çocuk çalışmamışsa ve notları da kötü ise bu çocuğa farklı yaklaşılmalıdır. Mesela hiç çalışmadığı için karnesi de kötü olan çocuğa sen önemlisin denildiği anda bu çocuk hayatta zora talip olmayı, zorluklarla mücadele etmeyi ve hayat becerilerini öğrenemez. Çocuk sorumsuzsa ve çalışmadıysa bu durum çocukla paylaşılmalıdır. Çalışmadığı için notlarının zayıf olduğu, ikinci dönem daha fazla çalışması gerektiği, zamanını daha iyi değerlendirmesi gerektiği, bazı konularda daha çok sorumluluk alması gerektiği anlatılmalıdır. Bunları söylerken çocuğun kişiliğini ezmeden, anne ve babanın çocuğa kılavuzluk yapılabilmeyi başarabilmesi gerekiyor” dedi.
İYİ NOTLARDAN BAŞLAYARAK EKSİKLİKLER KONUŞULMALIDIR
Karne döneminin çocuğun doğruları ve yanlışları konusunda konuşmak ve değerlendirme yapmak için bir fırsat olduğunu belirten Uzmanlar, şunları söyledi:
“Karnesindeki 10 dersten üçü iyi, yedisi zayıf olan çocuğun karnesini değerlendirirken; önce iyiyle başlayıp ‘Bak şunlarda ne güzel başarılı olmuşsun şu diğerlerinde neden başarılı olamadın? Gel bunu konuşalım’ demek gerekir. Çocuk genellikle öğretmenin kendisini sevmediğini öne sürerek başkasını suçlayacak şekilde bir savunmaya girer. Burada çocuğu terslememek gerekir. Böyle durumlarda ‘Peki özeleştiri yap senin burada eksiğin var mı düşün’ denebilir çocuğa. Karne dönemi, anne ve babanın çocukla yanlışı ve doğruyu konuşması için bir fırsattır. Burada yanlışın neden yanlış olduğu analiz edilir. Çocuk böyle durumlarda kendisi ya dersi sevmediğini ya da çalışamadığını söyleyecek. O zaman ebeveynler ‘Hayatta bazı şeyleri ben de sevmiyorum ama çalışmak zorundayım. Her gün işe gitmek bana da zor geliyor ama işe gitmek zorundayım’ demeli” diye konuştu.
ÇOCUĞUN BAŞARISI VE ÇABASI ÖVÜLMELİDİR
Uzmanlar, takdir ve teşekkür belgesi alan çocukların da “Bak çalıştın ve sonucunu aldın. Tebrik ederim seni” şeklinde takdir edilmesi gerektiğini söyledi. Tarhan, burada başarının övülmesini çocuğun kişiliğinin değil, davranış ve çabalarının övülmesi gerektiğini vurguladı. Tarhan, “Çocuğun kişiliğini översek çocukta ‘Ben mükemmelmişim’ şeklinde bir narsistik beslenmeye sebep olur. Burada hassas olunması gereken nokta, çocuğun güçlü ve zayıf olduğu noktaları tespit etmesini sağlamak amaç ve yol belirlemesine yardımcı olmaktır” dedi.
KIYASLAMA YAPMAK UTANÇ, SUÇLULUK VE EKSİKLİK DUYGUSU UYANDIRIYOR
En çok yapılan hatalı tutumlardan birinin kıyaslama olduğunu kaydeden doktorlar, “Çocuk bir başkasıyla kıyaslandığında utanç, suçluluk ve eksiklik duygusu öğreniyor. Böyle durumlarda çocuk kendisini kötü hissettiği için kıskançlık hisseder ve karşı tarafı suçlamayı öğrenir. Böyle durumlarda kıskançlığı ve barışçıl olmayan bir yarışmayı öğrenir. Hâlbuki bu durum çocuğa barışçıl bir yarışmayı öğretmek için fırsattır. Burada çocuğa kendisine ileride hedef koyup ilerlemeyi öğretmek gerekir” dedi.
Uzmanlar, çocuğa karne konusunda yalan söylemeyi öğretmemek gerektiğini de hatırlatarak “Çocukla konuşurken ‘Sen bizim için önemlisin. Bu karne senin iyi insan olup olmadığını, değerli olup olmadığını göstermez ama bu dönem neler yaptığını, ne kadar performans gösterdiğini gösterir. Buradan biz bir sonuç çıkarırız yani başarıların için alnından öperiz ama yanlışlar eksikler varsa onları tespit ederiz. Onları telafi ederiz’ şeklinde bir yaklaşım içinde olunmalıdır” diye konuştu.
Sömestr tatili bazı öğrenciler için karne stresini de beraberinde getiriyor.Birçok çocuğun başarısız oldukları için aileleri tarafından eleştirileceklerini,onların sevgisini kaybedeceklerini düşündüğünü ve bu nedenle kaygıya kapıldıklarını söyleyen doktorlar, bu çerçevede ebeveynlere çok kıymetli önerilerde bulunuyor.
Sömestr tatiliyle birlikte okul çağındaki tüm çocukları da karne heyecanı sarıyor. Bu günlerde karnesini sevinçle bekleyen öğrenciler olduğu gibi karne nedeniyle stres yapan hatta depresif durumda çocuklar da bulunuyor. Uzmanlar, bu durumun nedenini şöyle açıklıyor: “Çocuklar aileleri tarafından koşulsuz sevilmeye dair çok temel bir ihtiyaca ve hakka sahiplerdir. Bu ihtiyaçla beraber karne gibi değerlendirme sonuçlarına karşı aileleri tarafında başarılı oldukları sürece sevilecekleri, başarılı olamadıklarında ise ailelerinin beklentilerini karşılayamadıkları için onların sevgisini kaybedeceklerini düşünerek kaygılanırlar. Öncelikle çocuğunuzun karnesini görmeden ona, onu çok sevdiğinizi ve karne sonuçlarının durumu asla değiştiremeyeceğini ifade edin.”
KARNE SONUÇ ODAKLI BİR ÖLÇÜMLEMEDİR
“Karne ile öğrencinin bir dönemlik çalışma performansı ve başarısı değerlendirilmeye çalışılsa da sonuç odaklı bir eğitim sistemimizin olduğunu unutmamak gereklidir” diyen Uzmanlar sistemin çocuğun ders dinleme çabasını, dersi öğrenme gayretini, öğrendiklerini hayatına katma ve içselleştirme yeteneğini kapsamlı bir şekilde ölçmediğine dikkat çekiyor. Sistemin sınavlarla çocuğa yönetilmiş soruların o anlık cevaplanma oranı üzerine bir başarı tespiti yaptığının altını çizen uzmanlar, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Öğrenciyi ve karne notlarını değerlendirirken sınavlarla ölçümlenemeyen bir öğrenme gayreti, sınavlarla ölçülen bilgiyi olumsuz etkileyen stres ve performans kaygısı gibi değişkenlerin varlığı hep göz önünde tutulmalı. Eğitim sisteminin sonuç odaklılığına karşın anne ve babaların genellikle süreç odaklı oluyor. Bu nedenle onlara çocuklarını tüm süreç boyunca takip etmeleri, motive etmeleri ve sonucu buna göre okumalarını öneriyorum. Yani yıl içerisinde “Şimdi çalışma sen, karne günü görüşeceğiz” demek çok büyük bir hatadır. Çünkü çocuklar uzun vadeli sonuçları planlayamaz. Bu nedenle yetişkinlerin anlık davranışlarına ilişkin uzun vadeli sonuçlar hakkında bilgi verici ve rehber konumunda olmaları çocukların başarısını arttırır.”
BAŞARISIZLIK BİR DENEYİMDİR
Karne notlarıyla hedeflediği başarıyı tutturamayan öğrencilerin bu başarısızlık duygusundan deneyimle ayrılması, ne yapmamaları gerektiğini öğrenmesi için yine ailelerin rehberliği gerekiyor. Ailenin başarısızlığa değil nedenlerine odaklanarak çocuğu sorgulamaya yönlendirmesinin daha doğru bir davranış olacağını ifade eden doktorlar, öğrenilmiş çaresizliğe de dikkat çekiyor. Uzman Klinik Psikolog Ceren Kurtay Doğan, bu kavramı şöyle açıklıyor: “Eğer çocuk gerçekten çaba göstermiş ve sınav kaygısı, stres, hastalık gibi sebeplerden süreci iyi yönetemediği için çabasını karne notlarına yansıtamamışsa öğrencinin “öğrenilmiş çaresizlik” hissetmesi olasıdır. Öğrenilmiş çaresizliği, bu durum özelinde çocuğun ne yaparsam yapayım başarılı olamıyorum duygusuna kapılmaması olarak açıklayabiliriz. Bu çok tehlikeli bir çıkarımdır. Çocuğun çalışmaya karşı motivasyonunu ileriye dönük ortadan kaldırabilir. Bu yüzden böyle bir durumun yaşandığını düşünüyorsanız, çocuğunuza notlarıyla ilgili tabloya gerçekçi bir yerden bakmasını sağlayın. Onun olumlu ve güçlü yanlarına dikkat çekin, çabasıyla gurur duyun. Sınav kaygısı gibi psikolojik bir sebebe bağlı başarı düşüklüğü için de profesyonel destek almaya yönlendirin.”
KIYASLAMA YAPMAK DEĞERSİZ HİSSETTİRİR
Ailelere çocuklarını asla başka çocuklarla kıyaslamasını öğütleyen uzmanlar, “Karnelerin alınmasıyla birlikte notları iyi çocuklar da notları kötü çocuklar da olacaktır. Çocuğunuzu bireysel değerlendirin. Arkadaşlarıyla, kardeşleriyle, kısacası diğerleriyle karşılaştırmayın. Karşılaştırma, çocuğunuza kendini değersiz ve yetersiz hissettirir. Bu değersizlik hissi uzun vadede motivasyonunu olumsuz etkileyecektir. Çocuğunuz kendini başkalarıyla kıyaslarsa kendini değerlendirmeye yönlendirin, kendine odaklanmasını sağlayın. Başarı kişisel bir yerde kalırsa sağlıklı ve geliştirici olur. Ayrıca karnesi nasıl olursa olsun çocuğunuza iyi ve verimli bir tatil imkanı sunmaya çalışın. Teknolojiden uzak, yaratıcılığını geliştiren etkinliklerle dolu bir program yapmaya gayret edin. Her yaştaki öğrenciye verilebilecek en yararlı öneri ise kendi ilgisine uygun kitap okumaktır. Değerlendirilmeden, sadece keyif için kitap okumayı başaran öğrenci hayatı boyunca onu geliştirecek bir alışkanlığın tohumlarını atmış olur” diyor. (Haber Merkezi)
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/01/karne-sevinci-kaygiya-donusmesin.png</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/01/karne-sevinci-kaygiya-donusmesin.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/01/karne-sevinci-kaygiya-donusmesin_t.png"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/01/karne-sevinci-kaygiya-donusmesin.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/karne-sevinci-kaygiya-donusmesin/10192/</link>
			<pubDate>Wed, 22 Jan 2020 10:25:12 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Hangi besini neden daha fazla tüketiyoruz?]]></title>
			<description><![CDATA[Hepimiz kimi zaman bazı besinleri nedensiz yere daha fazla tüketiyoruz. Bazın çikolata, bazen et, bazen de kahve. Herhangi bir besini normalden fazla tüketiyor olmak aslında vücudumuzda bazı vitamin ve minerallerin eksikliğine işaret ediyor olabilir.  Uzmanlar anlattı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Aşırı peynir yeme isteği; diyet yağ içeriğinin yeterli miktarda olmamasına işaret edebildiği gibi kalsiyum eksikliğinin de bir göstergesi olabilir.
Kırmızı eti fazla yemenin en bilinen sebebi demir eksikliğidir. Kırmızı et aynı zamanda esansiyel bir vitamin olan b12'nin kaynağıdır.Kimi zaman vücudumuz besinlerin dışında daha ilginç öğeleri tatmak ister. Çamur, toprak bunlara örnektir. Bu durum genelde hamilelerde ve çocuklarda görülür ve anemi ile ilişkilendirilir. Anemiye ise yetersiz demir, b12 ve folat eksikliği sebebiyet verir.
Tatlı ve çikolatanın aşırı yenme isteği çeşitli nedenlerle ilişkilendirilebilir. Aşırı tatlı yemeği çinko, magnezyum ve krom eksikliği sebebiyle olabilir.
Çikolata yeme isteği özellikle kadınlarda menstrual dönemde artar. Az kalorili diyetler veya uzun süreli açlık durumlarında da şeker ve çikolataya eğilim yatkındır. Fakat bunların dışında aşırı çikolata tüketimi magnezyum minerali eksikliğinin bir göstergesi olabilir. Magnezyum eksikliği uyku düzenini olumsuz yönde etkileyerek kişiyi yorgun hale getirir. Stres seviyesini artırır. Bu da şekere ve çikolataya eğilimi arttırır.
Yumurtanın beyazını sevmediğiniz halde daha fazla tüketme ihtiyacı duyuyorsanız bu biotin eksikliğine bir işaret olabilir. Biotin vücutta birçok fonksiyonu olan vitaminlerden biridir. Özellikle tırnak ve saç sağlığı açısından biotine ihtiyaç duyulur.
Aşırı çay ve kahve tüketim isteği fosfor eksikliğinin bir göstergesi olabileceği gibi, sodyum ve demir eksikliğinden de kaynaklanabilir.
Aşırı meyve ve sebze tüketme isteği ise C vitamini eksikliğine işarettir.
Çok fazla yağlı ve kızartmalı ürünleri normalden fazla tüketmek ise vücudumuzda omega yağ asitlerinin eksiliğinin bir göstergesi olabilir.
Asitli ve karbonatlı içecekleri fazla tüketmek ise vücudumuzda kalsiyum eksikliği olduğunun bir işareti olabilir. (Haber Merkezi)
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/01/hangi-besini-neden-daha-fazla-tuketiyoruz.png</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/01/hangi-besini-neden-daha-fazla-tuketiyoruz.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/01/hangi-besini-neden-daha-fazla-tuketiyoruz_t.png"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/01/hangi-besini-neden-daha-fazla-tuketiyoruz.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/hangi-besini-neden-daha-fazla-tuketiyoruz/10106/</link>
			<pubDate>Thu, 16 Jan 2020 00:26:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Okul çağındaki çocuklarda 6 Skolyoz belirtisi]]></title>
			<description><![CDATA[Skolyoz, sırttan bakıldığında omurgada yana doğru eğrilik anlamına geliyor ve genellikle nedeni bilinmiyor. Gelişme çağında görülen ve hangi sebeplerden kaynaklandığı bilinmeyen “adolesan idiopatik skolyoz” ise topumda %1 oranında ortaya çıkıyor. Hastalığın, özellikle büyüme çağı ile birlikte ilerleme olasılığı bulunuyor. Uzmanlar, ‘adolesan idiopatik skolyoz’ hakkında bilgi verdi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Omurga eğriliklerinin en sık rastlanan tipi adolesan idiopatik skolyozdur. Adolesan, çocukluk döneminden sonra, ancak hala büyümenin devam ettiği ergenlik dönemi için kullanılan bir ifadedir. Dolayısıyla adolesanlarda iskelet sistemi de tam olarak olgunlaşmamıştır. Kız çocuklarında daha sık görülen ve eğriliğe daha fazla sebep olan bu rahatsızlık genellikle 10 yaşındaki çocukları etkilemektedir. İdiopatik skolyoz, 10-18 yaş arasındaki çocuk ve adolesanların % 2-3’ü gibi önemli bir bölümünü ilgilendirmektedir. İdiopatik skolyozun nedeni kesin olarak bilinmemekle birlikte hastalığın, genetik faktörlerden kaynaklandığı düşünülmektedir. Adolesan idiopatik skolyoz (AİS) hastalığını genellikle ilk olarak ebeveynler veya hastalar fark etmektedir. Bu rahatsızlıklar bazen bir okul taramasında bazen de bir doktor ziyaretinde ortaya çıkmaktadır. Çoğu AİS hastasında fazla belirti görülmemektedir. Ancak daha geniş eğrilikler ağrı veya kaburga anomalileri gibi gözle görülen bozulmalarla kendisini belli etmektedir.
HER HASTADA FARKLI BELİRTİ GÖRÜLÜR
Skolyozun belirtileri eğriliğin ciddiyetine göre değişmektedir. Skolyoz rahatsızlığı çoğu zaman hastanın giydiği elbiselerin duruşunun değişimine bağlı olarak da fark edilmektedir. Bol elbise giyen çocuklarda ise vücut şekli belirgin olmadığından anlaşılamayabilir. Bu nedenle ailesinde skolyoz hikayesi olan ebeveynlerin çocuklarının sırtını sık sık kontrol etmesi önemlidir. Okullarda, skolyoz taramaları ve yıllık çocuk doktoru muayenesinde de skolyoz tespit edilebilmektedir.
HANGİ DURUMLARDA SKOLYOZDAN ŞÜPHELENİLMELİ?
Çocuğunuzun omuzları arasında yükseklik farkı varsa
Sağa ve sola yaslanıyor veya ayakta dümdüz durmakta zorluk çekiyorsa
Sırtından bakıldığında kürek kemikleri arasında eşitsizlik fark ediliyorsa
Çocuğunuz öne doğru eğildiğinde sırtının bir tarafı diğerinden daha yüksek görülüyorsa
Çocuğunuzun kalçaları, iç çamaşırı veya pantolon çizgisi asimetrik şekilde duruyorsa
Çocuğunuzun yürüme şeklinde bir anormallik olduğunu fark ediyorsanız skolyoz ile karşı karşıya olabilirsiniz.
RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR?
Adolesan idiopatik skolyozda (AİS) eğriliğin ilerlemesinde bazı risk faktörleri vardır. Bunlar hastanın yaşı, iskelet olgunluğu, cinsiyeti ve mevcut eğriliğin derecesidir. Genel olarak kız çocuklarında ve genç yaşta skolyoz teşhisinin konulması, eğriliğin ilerleme olasılığını artırmaktadır. Bunun sebebi ise eğriliğin büyüme çağıyla beraber artış göstermesidir. 10 yaşın altındaki çocuklar için eğrilik 5- 19 derece arasında ise % 45, 20- 29 derece arasında ise %100 olasılıkla ilerlemektedir. 11-12 yaşındaki çocuklarda eğrilik 5-19 derece arasında ise % 61 olasılıkla, 15 yaş ve üstüne ise %16 olasılıkla ilerleme oluşmaktadır.
İSKELET OLGUNLUĞU ÖNEMLİ
İskelet olgunluğu bir çocuğun ne kadar büyüme sürecinde kaldığını göstermektedir. Büyüme kıkırdakları kız ve erkek çocuklarında belli yaşlarda kapanmaktadır. Risser işareti skolyoz grafisinde pelvisin kireçlenmesine bakılarak yapılan bir derecelendirmedir. 0-5 arası bir derecelendirmeye göre yapılmaktadır. Risser sınıflamasına göre 2 ile 4 derece arasındaki eğrilikler % 23 oranında ilerlerken, 0 ile 1 arasındaki eğrilikler ise % 65 oranında ilerlemektedir.
ERKEN TANI VE DOĞRU TEDAVİ PLANLAMASI İÇİN MUTLAKA TECRÜBELİ UZMANLARA DANIŞIN
Adolesan idiopatik skolyozun teşhisi ve tedavinde uygulanması gereken harita şu şekilde sıralanabilir:
Hasta öyküsünün alınması: Adolesan idiopatik skolyoz, genetik bir hastalık olduğu için hastanın aile hikayesi tanı sırasında çok önemlidir.
Fiziksel test: Fiziksel test, bütün bir nörolojik muayeneyi ve skolyometre olarak adlandırılan özel bir ölçüm cihazının kullanımını içermektedir. Bu cihaz, omurilik ileri doğru eğildiğinde, omuriliğin asimetrisini ölçmek için kullanılmaktadır.
Röntgen: Ön-arka ve yan planda eğimi değerlendirmek için tüm omurganın röntgeni görülmelidir. Elde edilen bu grafilerde en çok eğilen omurlar arasındaki açı ölçülerek skolyozun derecesine karar verilmektedir. Cobb açısı ölçümü yapılarak çocukların takipleri ve tedavileri planlanmaktadır.
Tedavi: Adolesan idiopatik skolyozu olan birçok hasta, ciddi bir tedavi gerektirmeyen küçük eğrilere sahiptir.10- 20 derece olarak belirlenen küçük eğrilere sahip hastalar için gözlem yeterlidir.
Korse tedavisi: 25 derecenin üzerinde eğriliği olan hastalar için korse kullanılarak eğriliğin ilerlemesini engellenebilmektedir. Korseye ihtiyaç duyan hastalar için hafif ağırlıktaki TLSO korsesi faydalı olabilir. Hastanın eğriliğine uygun olarak yapılan korse giysilerin altına giyilebilmektedir. Korsenin etkili olabilmesi için günde 23 saat kullanılması gerekmektedir.
Cerrahi: Adolesan idiopatik skolyoz cerrahisi genellikle eğriliğin 50 derecenin üzerine çıktığı hasta grubunda düşünülmektedir. AIS’de skolyoz kararı vermeden önce dikkatli bir değerlendirmenin ardından hasta ve aile ile ayrıntılı görüşmenin yapılması ve bilgilendirmenin bu doğrultuda yapılması gerekmektedir. (Haber Merkezi)
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/01/okul-cagindaki-cocuklarda-6-skolyoz-belirtisi.png</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/01/okul-cagindaki-cocuklarda-6-skolyoz-belirtisi.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/01/okul-cagindaki-cocuklarda-6-skolyoz-belirtisi_t.png"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/01/okul-cagindaki-cocuklarda-6-skolyoz-belirtisi.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/okul-cagindaki-cocuklarda-6-skolyoz-belirtisi/10105/</link>
			<pubDate>Thu, 16 Jan 2020 00:25:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Reflünün 6 nedeni]]></title>
			<description><![CDATA[İnsanların yüzde 7’si her gün yemek borusunda bir yanma hissi yaşıyor. Bu belirtileri gece yaşayanların sayısının oldukça yüksek olduğunu söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Melih Özel “İnsanların yüzde 36’sı geceleri reflü belirtilerini yaşıyor. Reflü komplikasyonları kadınlara göre erkeklerde daha fazla gözlenirken, yaşam tarzı reflünün en önemli sebeplerinden biri” açıklamasında bulundu.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Reflü ile bağlantılı sorun yaşayan hastaların büyük bir bölümü göğüste yanma ve mide asidinin boğazlarına – ağızlarına gelmesinden şikâyetçi. Olguların yüzde 10-15’inde göğüs ağrısı ya da daha geniş bir ifade ile kalp hastalığı­nı düşündürebilecek belirtilerin görülebildiğini söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Melih Özel, “Reflü semptomları 50 yaş üze­rindeki bireylerde daha sık görülürken, reflü semptomlarının başlama yaşı, kadınlarda erkeklerden biraz daha geç oluyor. Ayrıca hastalığa ait komplikasyonlar erkeklerde kadınlara göre biraz daha fazla gözleniyor” dedi. Hastalığın oluşumunda tek bir nedenden ya da her hastada etkili olabilecek ortak nedenlerden söz edebilmenin zor olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Melih Özel, en fazla incelenen ve etkili olduğu bulunan sebepleri şöyle sıraladı:
YAŞ
İleri yaş, yalnızca adale gücündeki kayıp nedeni ile değil, hem başka nedenlerle daha fazla ilaç kullanma riskinin artması hem de ilaçlara karşı daha erken yaşlarda sahip olunan toleransın da kaybolması dolayısı ile de reflü açısından bir risk oluşturuyor.
OBEZİTE
Kilo fazlalığı ve obezite gastroö­zofageal reflü hastalığı riskini artıran en önemli nedenlerden biri. Midenin aşırı dolmasının yarattığı basıncın, dolaylı olarak alt özofagus sfinkteri üzerinde bir etki yaratabileceği ya da aşırı yağlı ve kalorili gıdaların yemek borusu alt ucundaki adalenin gevşemesine neden olabileceği belirtiliyor. Gastroözofageal reflünün vücut kitle indeksi, bel çevresi ve kilo alımı gibi ölçülebilir, objektif bazı ölçütlerle doğrudan ilişkili olduğu kesin bir şekilde ortaya konuluyor.
DİYAFRAM FITIKLARI
Halk arasında “mide fıtığı” olarak adlandırılan bu durum, midenin bir bö­lümünün yemek borusunun diyafram adalesinin içinden geçtiği açıklıktan yukarıya doğru kayması ve göğüs içerisine doğru fıtıklaşmasıdır. Sonuçta mide içeriğinin yukarıya, yemek borusuna kaymasına engel olamayacağından reflü ortaya çıkar. Burada akılda tutulması gerekli olan önemli bir konu fıtık – reflü iliş­kisinin her reflü hastasında mutlaka olması gereken bir ilişki olmadığı. Her reflü hastasında diyafram fıtığı görülmediği gibi, her diyafram fıtığı olan hastada da reflü oluşması şart değil.
GEBELİK
Gebeliğinin ilk üç ayı içerisinde reflüye ait belirti ve bulguların görülme sıklığı aynı dönemde gözlenen bulantı yakınmasının sıklığına neredeyse eşittir. Hamile kadınların yüzde 50 ile yüzde 80 kada­rında, gebelik sırasında yeni başlayan reflü semptomları ya da eskiden var olan reflü belirti ve bulgularının şiddetlendiği görülüyor. Gebelerde reflü hastalığının oluşumu, gebeliğe ait hormonların, yemek borusu duvarının hareket fonksiyonları üzerine, yemek borusu alt ucunda bulunan adale yapılarının kasılma gücü üzerine ve midenin bo­şalma işlevleri üzerine olan etkileri ile yakından ilişkilidir.
SİGARA
Sigara içenler üzerinde yapılmış araştırmalara göre, sigara içen­lerde gastroözofageal reflü sıklığının içmeyenlerden daha fazla olduğunu ortaya koyuyor. Bunlardan biri, sigara içenlerde tükürük salgısının azalmış olmasıdır. Tükürük salgısı doğal anti-reflü mekanizmaların en önemlilerindendir ve fizyolojik olarak oluşan asit reflüsü sırasında yemek borusuna geri kaçan asitin nötralize edilebilmesinde çok önemli rol oynar. Bir başka mekanizma da sigara dumanı içerisinde bulunan toksik madde­lerin yemek borusu mukozası üzerinde doğrudan yarattıkları hasar yapıcı etkidir. Sigara içilmesi sırasında yutulan duman ve toksik gazların zararlı etkileri hem yemek borusu hem mide mukozasında gösteriliyor.
YAŞAM TARZI
Fiziksel koşullar ve tıbbi neden­ler ve ilaçlar dışında bazı alışkanlıklar ve davranış tarzları da reflü riskini artırıp hastalığın oluşumuna neden olabiliyor. Yağ içeriği yüksek olan gıdaların tüketilmesi, yemekten hemen sonra ya da yemekten sonraki iki saat içerisinde yatılması, uzanılması, kafein içeren ya da gazlı içeceklerin tüketilmesi bu davranış biçimleri arasında en başta gelen örneklerdir. Ayrıca yemek borusu alt ucundaki adalelerin gevşemesine neden olan nane, çikolata, domates içeren gıdalar, soğan, sarımsak ve her türlü baharatın tüketilmesi de yemek sonrası dönemin eziyetli bir hal al­masına kolaylıkla neden olabilir. Büyük hacimli öğünler de ref­lü riskinin artmasına neden olan unsurlardandır.
ÖZETLE
* Az yiyin, öğün atlamayın, ara öğünleri ihmal etmeyin.
* Beslenme içeriğinizdeki yağ miktarını azaltın.
* Süt ve süt ürünlerini test edin.
* Şeker, tatlı, çikolata, nane ve tarçından uzak durun.
* Baharatlara dikkat edin. Acı yemek güzeldir ama gece kâbusunuz olabilir.
* Sitrik asit içeren, kafein içeren, gazlı içecekler belirtilerinizi artırabilir.
* Sebzeler gaz yapabilir ancak reflüyü azdırmaz. Hemen yaf­tayı yapıştırıp, kategorize etmeyin.
* Dışarıda yemek yerken, tatilde, seyahatte, nerede olursanız olun diye­tinizin kontrolünü elden bırakmayın. (Haber Merkezi)
 
 
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/01/reflunun-6-nedeni.png</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/01/reflunun-6-nedeni.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/01/reflunun-6-nedeni_t.png"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/01/reflunun-6-nedeni.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/reflunun-6-nedeni/10045/</link>
			<pubDate>Sat, 11 Jan 2020 10:29:06 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Bel ağrısı olanlar kilo almaktan kaçınmalı]]></title>
			<description><![CDATA[Yoğun çalışma hayatı, bilgisayar başında geçirilen uzun saatler, uzun süre ayakta veya oturarak çalışma gibi nedenlerle bel ağrısından şikâyet edenlerin sayısı her geçen gün artıyor. Bel ağrısı şiddetli olduğu ve uzun sürdüğü zaman hem günlük hayatı hem de iş verimini etkiler, yaşam kalitesini düşürür. Uzmanlar, bel ağrılarından kurtulmanın yollarını anlattı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[YATAKTAN ANİDEN KALKMAYIN
Bel ağrısı olanlar yataktan kalkmadan önce bel kaslarını ısıtmak için belirli egzersizler yapabilirler. Yataktan kalkarken yan dönüp önce bacaklar sarkıtılmalı sonra kalkılmalıdır. Anlık hareketlerden kaçınmak gerekir. Gece yattığı zaman insanın kasları soğur. Bu yüzden üzerine bir şey örtme ihtiyacı hisseder. Dolayısıyla sabah kalkıldığında kaslar soğuk olduğu için bir anlık kalkmayla kas spazmı yaşanabilir. Bu nedenle önce basit hareketlerle kasları ısıttıktan sonra yan dönüp önce bacakları sarkıtmak sonra da vücudu kaldırarak yataktan kalkmak gerekir.
KİLO ALMAKTAN KAÇININ VE SİGARA İÇMEYİN
Aşırı kilo almayın, varsa verin. Özellikle göbek bölgesinden alınan kilolar bele binen yük miktarını artırıyor. Ayrıca büyük göğüsler de bel ağrısı yapıyor. Çok büyük göğüsleri küçülttürmek bel ağrısını hafifletecektir. Sigara omurgadaki disklerin çevresindeki ince damarları tıkadığı için diskin beslenmesini zorlaştırır. Bu nedenle sigara içenlerde bel fıtığı daha çok görülür, varsa artar.
20 DAKİKADA BİR AYAĞA KALKIN, BİRKAÇ ADIM ATIN
Otururken omurgadaki disklerin arasındaki basınç oturma şekline bağlı olarak artar. Öne doğru eğilmekle veya yana doğru eğilip oturmakla disk aralarındaki basınç daha da yükselir. Bu yüzden her 20 dakikada bir ayağa kalkıp disk aralarındaki basıncı azaltmak gerekir. Diskin içinde damar olmadığı için çevredeki dokulardan beslenir. Oturduğumuz zaman diskin içinde sıvı alışverişi olmaz. Ancak hareket ettiğimiz zaman disk beslenir. Bu nedenle uzun süreli oturanlarda dejeneratif fıtıklar oluşur.
BELİNİZİ DESTEKLEYİN
Dik oturduğumuz ve bele destek verdiğimiz zaman disklere binen yük miktarı azalır. Yana veya öne eğildiğimizde disk aralarındaki basınç artar ve bel ağrısına sebep olur. Destekleyiciler kişiye göre değişir, bel çukurunu dolduracak şekilde olmalıdır ve elastik olanlar tercih edilmelidir.
YERDEN BİR ŞEY ALIRKEN BELİNİZDEN EĞİLMEYİN
Öne doğru eğilmekle bele binen yük miktarı kilo ve boyla ilgili olarak artar. Vücudun ağırlığının yüzde 60’ı belden yukarısı, yüzde 40’ı belden aşağısıdır. Öne doğru eğildiğimiz zaman fizik kurallarına göre eğilmenin artmasıyla belin yükü de artar. Örneğin 70 kiloluk birinin 42 kilo belden yukarısı, 28 kilo belden aşağısıdır. Öne doğru eğilmekle bele binen yük miktarı 4-5 katına çıkar. Bu da bele aşırı yük bindirir.
RAHAT ETTİĞİNİZ POZİSYONDA UYUYUN
Eğer sırt üstü rahat ediyorsanız sırt üstü, yüz üstü rahat ediyorsanız yüz üstü yatın. Rahat ettiğiniz pozisyon sizin için en iyi pozisyondur. Bel çukuru fazla olanlar genelde sırt üstü yatamazlar, bu nedenle yan veya yüz üstü yatarlar. Sırt üstü yattığında bel sabaha kadar köprü kurmuş olur, dolayısıyla kişi bel ağrısıyla uyanır.
YERDEN BİR ŞEY KALDIRIRKEN DİZLERİ BÜKÜN
Yerden bir şey kaldırırken dizlerinizi bükerek kaldırın. Kaldırdığınız eşyayı kendi vücudunuza yakın tutun. Uzak tuttukça bele binen yük artar. Öne eğildiğiniz zaman vücut ağırlığı artacağından bele binen yük de artar. Dolayısıyla yerden bir şey alırken öne ya da yana eğilmeden dizlerden yardım almak gerekir. Bel ağrısı olanlar zaten ağır eşyalar kaldırmaktan kaçınmalıdır. Mecbur kalırlarsa kendilerine yakın tutmalıdır. Bavul taşıyacaksınız tekerlekli olanları tercih etmelisiniz. Sırt çantası kullanıyorsanız çift askılı olsun ki ağırlık bir tarafa binmesin.
DÜZ YOLDA YÜRÜYÜŞ YAPIN, KOŞMAKTAN KAÇININ
Yürüyüşün kondisyonu artırma, kilo verme gibi birçok yararı olduğu gibi omurgada diskin beslenmesi üzerine de faydaları vardır. Yürüyüş yaptığınız zaman sürekli bir ayak yerdedir, bu nedenle diskte çevre dokularla madde alışverişi olur. Diskin beslenmesine katkıda bulunur. Koşarken iki bacak da havada olabildiği için ayaklar düştüğü anda diskler üzerine bir basınç olur. Omurlar birbirine basınç uyguladığı için bel fıtığı da artar.
SUYUN KALDIRMA GÜCÜNDEN FAYDALANIN
100 kiloluk insan suya girdiğinde kas yağ durumuna göre 3 ile 5 kilo arasında ağırlığı olur. Dolayısıyla yüzmek kasları güçlendirir, bele herhangi bir ağırlık gelmez. Böylece bele yük vermeden kaslar güçlenmiş olur.
DURUŞ EGZERSİZLERİ YAPIN
Omurga bir bütündür, herhangi bir yerinde şekil bozukluğu varsa ister istemez bel kısmını da etkileyecektir. Örneğin aşırı kamburluk beldede çukur yapar ve bel ağrısına sebep olur. Bu nedenle duruş egzersizleri yapmak önemlidir. (Haber Merkezi)
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/01/bel-agrisi-olanlar-kilo-almaktan-kacinmali_1.png</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/01/bel-agrisi-olanlar-kilo-almaktan-kacinmali_1.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/01/bel-agrisi-olanlar-kilo-almaktan-kacinmali_t_1.png"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/01/bel-agrisi-olanlar-kilo-almaktan-kacinmali_1.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/bel-agrisi-olanlar-kilo-almaktan-kacinmali/10006/</link>
			<pubDate>Fri, 10 Jan 2020 00:05:30 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Bel ağrısı olanlar kilo almaktan kaçınmalı]]></title>
			<description><![CDATA[Yoğun çalışma hayatı, bilgisayar başında geçirilen uzun saatler, uzun süre ayakta veya oturarak çalışma gibi nedenlerle bel ağrısından şikâyet edenlerin sayısı her geçen gün artıyor. Bel ağrısı şiddetli olduğu ve uzun sürdüğü zaman hem günlük hayatı hem de iş verimini etkiler, yaşam kalitesini düşürür. Uzmanlar, bel ağrılarından kurtulmanın yollarını anlattı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[YATAKTAN ANİDEN KALKMAYIN
Bel ağrısı olanlar yataktan kalkmadan önce bel kaslarını ısıtmak için belirli egzersizler yapabilirler. Yataktan kalkarken yan dönüp önce bacaklar sarkıtılmalı sonra kalkılmalıdır. Anlık hareketlerden kaçınmak gerekir. Gece yattığı zaman insanın kasları soğur. Bu yüzden üzerine bir şey örtme ihtiyacı hisseder. Dolayısıyla sabah kalkıldığında kaslar soğuk olduğu için bir anlık kalkmayla kas spazmı yaşanabilir. Bu nedenle önce basit hareketlerle kasları ısıttıktan sonra yan dönüp önce bacakları sarkıtmak sonra da vücudu kaldırarak yataktan kalkmak gerekir.
KİLO ALMAKTAN KAÇININ VE SİGARA İÇMEYİN
Aşırı kilo almayın, varsa verin. Özellikle göbek bölgesinden alınan kilolar bele binen yük miktarını artırıyor. Ayrıca büyük göğüsler de bel ağrısı yapıyor. Çok büyük göğüsleri küçülttürmek bel ağrısını hafifletecektir. Sigara omurgadaki disklerin çevresindeki ince damarları tıkadığı için diskin beslenmesini zorlaştırır. Bu nedenle sigara içenlerde bel fıtığı daha çok görülür, varsa artar.
20 DAKİKADA BİR AYAĞA KALKIN, BİRKAÇ ADIM ATIN
Otururken omurgadaki disklerin arasındaki basınç oturma şekline bağlı olarak artar. Öne doğru eğilmekle veya yana doğru eğilip oturmakla disk aralarındaki basınç daha da yükselir. Bu yüzden her 20 dakikada bir ayağa kalkıp disk aralarındaki basıncı azaltmak gerekir. Diskin içinde damar olmadığı için çevredeki dokulardan beslenir. Oturduğumuz zaman diskin içinde sıvı alışverişi olmaz. Ancak hareket ettiğimiz zaman disk beslenir. Bu nedenle uzun süreli oturanlarda dejeneratif fıtıklar oluşur.
BELİNİZİ DESTEKLEYİN
Dik oturduğumuz ve bele destek verdiğimiz zaman disklere binen yük miktarı azalır. Yana veya öne eğildiğimizde disk aralarındaki basınç artar ve bel ağrısına sebep olur. Destekleyiciler kişiye göre değişir, bel çukurunu dolduracak şekilde olmalıdır ve elastik olanlar tercih edilmelidir.
YERDEN BİR ŞEY ALIRKEN BELİNİZDEN EĞİLMEYİN
Öne doğru eğilmekle bele binen yük miktarı kilo ve boyla ilgili olarak artar. Vücudun ağırlığının yüzde 60’ı belden yukarısı, yüzde 40’ı belden aşağısıdır. Öne doğru eğildiğimiz zaman fizik kurallarına göre eğilmenin artmasıyla belin yükü de artar. Örneğin 70 kiloluk birinin 42 kilo belden yukarısı, 28 kilo belden aşağısıdır. Öne doğru eğilmekle bele binen yük miktarı 4-5 katına çıkar. Bu da bele aşırı yük bindirir.
RAHAT ETTİĞİNİZ POZİSYONDA UYUYUN
Eğer sırt üstü rahat ediyorsanız sırt üstü, yüz üstü rahat ediyorsanız yüz üstü yatın. Rahat ettiğiniz pozisyon sizin için en iyi pozisyondur. Bel çukuru fazla olanlar genelde sırt üstü yatamazlar, bu nedenle yan veya yüz üstü yatarlar. Sırt üstü yattığında bel sabaha kadar köprü kurmuş olur, dolayısıyla kişi bel ağrısıyla uyanır.
YERDEN BİR ŞEY KALDIRIRKEN DİZLERİ BÜKÜN
Yerden bir şey kaldırırken dizlerinizi bükerek kaldırın. Kaldırdığınız eşyayı kendi vücudunuza yakın tutun. Uzak tuttukça bele binen yük artar. Öne eğildiğiniz zaman vücut ağırlığı artacağından bele binen yük de artar. Dolayısıyla yerden bir şey alırken öne ya da yana eğilmeden dizlerden yardım almak gerekir. Bel ağrısı olanlar zaten ağır eşyalar kaldırmaktan kaçınmalıdır. Mecbur kalırlarsa kendilerine yakın tutmalıdır. Bavul taşıyacaksınız tekerlekli olanları tercih etmelisiniz. Sırt çantası kullanıyorsanız çift askılı olsun ki ağırlık bir tarafa binmesin.
DÜZ YOLDA YÜRÜYÜŞ YAPIN, KOŞMAKTAN KAÇININ
Yürüyüşün kondisyonu artırma, kilo verme gibi birçok yararı olduğu gibi omurgada diskin beslenmesi üzerine de faydaları vardır. Yürüyüş yaptığınız zaman sürekli bir ayak yerdedir, bu nedenle diskte çevre dokularla madde alışverişi olur. Diskin beslenmesine katkıda bulunur. Koşarken iki bacak da havada olabildiği için ayaklar düştüğü anda diskler üzerine bir basınç olur. Omurlar birbirine basınç uyguladığı için bel fıtığı da artar.
SUYUN KALDIRMA GÜCÜNDEN FAYDALANIN
100 kiloluk insan suya girdiğinde kas yağ durumuna göre 3 ile 5 kilo arasında ağırlığı olur. Dolayısıyla yüzmek kasları güçlendirir, bele herhangi bir ağırlık gelmez. Böylece bele yük vermeden kaslar güçlenmiş olur.
DURUŞ EGZERSİZLERİ YAPIN
Omurga bir bütündür, herhangi bir yerinde şekil bozukluğu varsa ister istemez bel kısmını da etkileyecektir. Örneğin aşırı kamburluk beldede çukur yapar ve bel ağrısına sebep olur. Bu nedenle duruş egzersizleri yapmak önemlidir. (Haber Merkezi)
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/01/bel-agrisi-olanlar-kilo-almaktan-kacinmali.png</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/01/bel-agrisi-olanlar-kilo-almaktan-kacinmali.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/01/bel-agrisi-olanlar-kilo-almaktan-kacinmali_t.png"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/01/bel-agrisi-olanlar-kilo-almaktan-kacinmali.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/bel-agrisi-olanlar-kilo-almaktan-kacinmali/10005/</link>
			<pubDate>Fri, 10 Jan 2020 00:05:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Bel ağrısına dair doğru bilinen yanlışlar]]></title>
			<description><![CDATA[Bel ağrısının nedeni, aşınmış omurlar ve bel fıtığı mı? Sert yataklar bele iyi geliyor mu? Hafif bel ağrıları kendiliğinden geçer mi? Sırt problemleri sadece yaşlılıkta mı görülür? Bel ağrılarına dair merak edilen birçok sorunun cevabını veren uzmanlar, omurganın en önemli bölümlerinden biri olan bel bölgesine ilişkin ağrıların gelişmiş toplumlarda en sık görülen sağlık sorunları arasında yer aldığına dikkat çekiyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Toplumun yaklaşık dörtte üçünün ara ara bel ağrısı şikâyeti yaşadığını ifade eden doktorlar, bel ağrısıyla ilgili doğru bilinen yanlışları sıralıyor.
Omurga hastalıklarına karşı farkındalığı sağlamak amacıyla her yıl 16 Ekim, Dünya Omurga Günü olarak anılıyor.
Uzmanlar, omurganın en önemli bölümlerinden biri olan bel bölgesinde görülen ağrılara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
GELİŞMİŞ TOPLUMLARIN HASTALIĞI; BEL AĞRISI
Uzmanlar, bel ağrısının masa başında oturarak geçen uzun süreli çalışma saatleri, hatalı oturma ve yüklenme alışkanlıkları nedeniyle zaman içinde ortaya çıktığını söyledi. Gelişmiş toplumlardaki kişilerin neredeyse dörtte üçünün ara ara bel ağrısı şikâyeti yaşadığını ve çoğunda da ağrının kronikleştiğini kaydeden uzmanlar, sık görülen bel ağrısıyla ilgili doğru bilinen yanlışları şöyle sıraladı:
BEL AĞRISININ NEDENİ AŞINMIŞ OMURLAR VE BEL FITIĞIDIR!
Yanlış! Hafifçe başlayan ağrı, kas gerginlikleri, yetersiz hareket ve hatalı hareket alışkanlıklarına işaret eder. Bel bölgemizde beş omur bulunur ve bu omurlar kaslar, eklemler, bağlar ve kıkırdaklar aracılığıyla birbirine tutunur. Omurlar arasında ise disk dediğimiz yapılar vardır. Diskler hem dayanıklılık sağlar hem de hareketliliğe, zorlamalara karşı dirençli olmaya yardımcı olur. Bir anlamda omurgaya gelen darbelerin emilmesine ve yüklerin çevre yapılara dengeli bir şekilde iletilmesine yardımcı olur. Omurlar ve diskler vücudun stabil elementleri olarak kabul edilir ve genellikle çok ileri yaşlara kadar yıpranmazlar. Ağrının diğer nedenleri yer değiştirmiş diskler, sıkışmış sinirler ve hatalı duruş alışkanlıkları olabilir.
BEL AĞRINIZ OLDUĞUNDA HAREKET ETMEYİN!
Yanlış! Pek çok hastalık için, yatak istirahatinin ağrıyı gidermeye yardımcı olduğu doğru bir bilgi olabilir. Ancak bel ağrısı için bu geçerli değil. Bel ağrısının temel nedenleri arasında hareketsiz yaşam tarzı yer almaktadır. Omurlarımız arasındaki disk su ve besin maddelerine olan ihtiyaçlarını ancak yeterli fiziksel aktivite olduğunda temin edebilir.
DİSKLER İÇİN OTURMAK AYAKTA DURMAKTAN DAHA FAYDALIDIR!
Yanlış! Birçok kişi disklere binen yükü azaltmak için oturmayı ayakta durmaya kıyasla daha yararlı görse de gerçekte bu böyle değildir. Dik duruş pozisyonunda amortisör gibi görev yapan disklere binen %100’lük bir basınç, dik oturma esnasında %140’a yükselir. Çoğu kişinin daha rahat bulduğu bükülmüş ve kaykılmış pozisyonundaki oturuşlarda ise yük neredeyse %200’e kadar ulaşır. Bu zamanla bel ağrılarına gidişin olacağı anlamına gelir.
SERT YATAKLAR BELE İYİ GELİR!
Hayır! Çok sert uyku zeminleri uyku esnasında bel bölgesinin boşlukta kalmasına ve kas gerginliklerine neden olur. Bunu kronik ağrı ve uyku bozuklukları takip eder. Çok yumuşak şilteler ise sırtı yeterince iyi desteklemez. Yatak seçiminde orta derecede sertlik daha uygundur. Hastalara yeni yatak satın alırken deneme olanağı ve kişiye özel danışmanlık hizmeti almalarını tavsiye etmek yerinde olur.
FAZLA YÜKLEMELERİN OLDUĞU FİZİKSEL AKTİVİTE BELE ZARAR VERİR!
Bu sadece belli koşullarda geçerlidir. Örneğin tek taraflı hareketlerle uzun süreli spor yapan herkesin omurgasına hasar verme olasılığı vardır. Tenis gibi, golf gibi sporlar buna örnektir. Bu bilgiyle yüksek performans sporcuları ve fiziksel strese fazlaca maruz kalan profesyonellerin daha fazla risk altında olduğu söylenmek mümkün olsa da araştırmalar fiziksel stres nedeniyle bel ağrısı yaşayanların oranını sadece %5 olarak veriyor. Unutulmamalıdır ki; bel ağrısının en büyük nedeni hareketsiz yaşamdır.
HAFİF BEL AĞRILARI KENDİLİĞİNDEN GEÇER!
Esasında doğru! Her bel ağrısı tedavi gerektirmez ancak kendiliğin de geçmez. Daha hareketli olmaya özen gösterin, doğru oturmaya, eğilmeye, kalkmaya, ağırlık taşımaya dikkat edin.Son araştırmalar bel ağrısı yaşayan kişilerin en kısa sürede bir hekim ve fizyoterapiste başvurmasını önermektedir.
KIŞ MEVSİMİ VE SOĞUK HAVA BEL AĞRISINA YATKINLIĞI ARTIRIR!
Kış mevsiminde pek çok kişinin bel ağrısı yakınması yaşadığı doğrudur. Ancak buna soğuk havanın neden olduğu bilgisi doğru değildir. Çoğu kişi, kış mevsimin şartları nedeniyle kısa mesafeler için bile araçla yolculuğu tercih eder, dışarda olabildiğince az zaman geçirir ve boş zamanlarında çoğunlukla iç mekânlarda koltukta oturur. İşte bel ağrısının asıl nedeni, bu hareketsiz yaşam tarzıdır.
SIRT PROBLEMLERİ SADECE YAŞLILIKTA GÖRÜLÜR!
Yanlış! Yapılan bazı araştırma sonuçları bazı toplumlarda, 14-29 yaş grubundaki kişilerde bile bel ağrısının %60 oranında olduğunu göstermektedir. Bunun nedeni açıktır: Endüstrileşme ve teknolojinin ilerlemesi kişileri hareketsiz yaşam tarzına itmektedir. Ayrıca yanlış edinilmiş duruş, oturma, ağırlık taşıma gibi alışkanlıklar da bel ağrısına zemin hazırlamaktadır. Yani 30’lu yaşların başında da artık fıtıklaşmış bir disk görme ihtimali nadir değildir. (Haber Merkezi)
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/01/bel-agrisina-dair-dogru-bilinen-yanlislar.png</image>
		    <media:content url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/01/bel-agrisina-dair-dogru-bilinen-yanlislar.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/01/bel-agrisina-dair-dogru-bilinen-yanlislar_t.png"/>
<enclosure url="https://www.edirneninsesi.com.tr/images/haberler/2020/01/bel-agrisina-dair-dogru-bilinen-yanlislar.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.edirneninsesi.com.tr/bel-agrisina-dair-dogru-bilinen-yanlislar/10004/</link>
			<pubDate>Fri, 10 Jan 2020 00:04:00 +0300</pubDate>
			</item></channel>
</rss>